- Kategori
- Siyaset
Adı var kendisi yok -ileri demokrasi-

Cumhurbaşkanı eleştirdi
Mısır, Tunus ve Libya'da hak hukuk tanımıyan, diktatörlere karşı yapılan protestoları alkışlarken ve model ülke Türkiye olabilir mi tartışmaları sırasında, bilmem kaçıncı dalga ergenekon tutuklamalarıyle sarsıldı ülke.
Mutlak iktidar hırsıyla yola çıkanlar, ellerinde tuttukları kuşu, ne denli sıktıklarının farkında, malesef olamıyorlar. Kuşu çok sevdiklerinden ona verdikleri zararı göremiyorlar, avuçlarını açtıklarında ise iş işten geçmiş, kuş son nefesini vermiş oluyor.
Demokrasi'ninde vazgeçilmezi; hür düşünce, hür basın, hür muhalefet ve çok sesliliktir. Bağımsız siyasallaşmamış yargı demokrasinin olmaz olmazıdır. Dolayısiyle erkler ayrılığına siyasal iktidarlar kamu vicdanını yaralamıyacak tarzda sahip çıkmalı ve müdahale etmemelidir.
Eğer ülkenizde onlarca gazeteci yazdıkları yazılarından, kitaplarından, düşüncelerinden ve telefon dinlemelerinden, sabahın erken saatlerinde evleri basılıyor ve birilerinin hoşuna gitmediği için tutuklanıyorlarsa bunu kimseye izah edemezsiniz.
Hele son tutuklanmalar, ucu açık ergenekon davasını referans göstererek yapılması, kamu vicdanını olduğu gibi, taraflı tarafsız, yanlı yansız yazarlarıda hukukcularıda rahatsız ettiğini görmekteyiz.
Basın özgürlüğüne vurulan bu darbeler AB'de olduğu gibi ABD'de tepkilere yol açmaktadır. ABD Dış İşleri Bakanlığı sözcüsü Philip Crowley'e kamuoyu önünde dile getirdiği '' Türkiye'deki gidişattan kaygılarımız var, bu konuları yakından takip edeceğiz. İnceleme veya soruşturmaların şeffaf bir şekilde ilerlemesi çağrısında bulunarak, bunu sağlıklı demokrasi için kritik olduğunu belirterek, yıllık insan hakları raporunda küresel insan özgürlüklerine ilişkin değerlendirmelerimizi sürdüreceğiz'' dedi.
Netekim Cumhurbaşkanı, Abdullah Gül'ün şu sözleri polisin ve yargının tutumu hakkındaki vehameti ortaya koyması bakımından önemlidir. '' Olup bitenleri takip ettiğimde intibam şu ki; Kamu vicdanında kabul görmiyen bazı gelişmeler oluyor. Bu hal Türkiye'nin geldiği ve herkes tarafından takdir edilen görüntüsünü gölgelemektedir. BUNDAN KAYGI DUYUYORUM.''
''Savcılıklardan ve Mahkemelerden sorumluluklarını yerine getiriken daha titiz davranmalarını insanların ve kurumların onur ve hukuklarının zedelenmesine yol açmıyacak şekilde davranılmasını beklemekteyim.''
Cumhurbaşkanı'nın bu tepkisini ''tarihi bir tesbit'' olarak çok önemsiyorum.
Demek ki, Türkiye'nin dışarıdan olumlu görüntüsünü, takdir edilmesini istemiyen, insan hakları ve demokratik gelişmesini baltalamak için çalışan birtakım güç odakları polisin ve yargının içine sızmış bulunmaktadırlar.
Oniki Eylül referandumuyla yüksek yargının iktidar partisinin, Adalet Bakanlığı'nın denetimi altına gireceğini yazdık çizdik, netekimde HSYK atamaları bunu teyit eder mahiyette oluşturuldu. Ayrıca poliste yürütmenin emrinde olduğuna göre, iktidarı eleştiren, cemaatlere dokunan ve polisi rahatsız eden Nedim Şener'in Hırant Dink kitabı gibi çalışmalarda baskıları ve tutuklamaları beraberinde getirmektedir.
''12 Eylül dünyanın son günü değil ama! Türkiye'nin son özgür günü olabilir.'' diye yazmıştık, 08/Eylül/2010 tarihli ''İbret Alınacak Takvim'' adlı bloğumuzda..
Bugün o günlere mi geldik?