​ Adım adım İstanbul - 3 / Gezi - Tatil / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '08

 
Kategori
Gezi - Tatil
 

Adım adım İstanbul - 3

Eyüp Sultan

İstanbul'un eski görünümünü en yavaş ve en az yitiren semtlerinden biridir Eyüp...

Ara sokaklarında yıkılmamak için zamana karşı direnen cumbalı ahşap evleri ve tahta kafesli penceresine dirseklerini dayayarak karşı evdeki komşusu ile sohpet eden beyaz tülbentli yaşlı hanımları hala görebilirsiniz
burada...

Arnavut kaldırımlı dar sokaklarında yürürken, bir dönemin izlerini taşıyan bu tarihsel evlerin, işlemeli tahta sokak kapıları üzerine monte edilmiş el şeklindeki madeni kapı tokmaklarının "tak.. tak.. tak" sesini duyar gibi olursunuz.

Birkaç yeni binanın, bu evler yanında yaşlıya saygısızlık etmekten korkarcasına utanarak yükseldiği bir semttir Eyüp...

Adını, Arapların İstanbul'u (onların dilinde Kustantiniye) ele geçirmek için yaptıkları bir akında Hazreti Muhammed'in şehit düşen bayraktarı Ebu-Eyyub Ensari'den alan semt, yalnızca İstanbul'un değil, bütün İslam dünyasının tanıdığı kutsal bir merkezdir.

x x x

Eminönü'den bindiğiniz ve geçmiş yılların yorgunluğunu üzerinde taşıyan eski Haliç vapuru, sığ sularda ağı ağır Eyüp'e doğru ilerlerken, görkemli bir tarihin içinde kaybolmaya hazır olmalısınız... Vapur Eyüp iskelesine yaklaştığında Eyüp'ü, Eyüp Sultan yapan muhteşem caminin uzaktan görünen minareleri sizi heyecanlandırır.

Zaman, bir namaz vakti ise, müezzinin okuduğu ezan sesi, Eyüp'lü büyük bestekar Hacı Arif Bey'in, yavuklusu Çeşm-i dilber için söylediği içli şarkıların his dolu nağmeleri ile karışır, sizi büyüler...

Yol boyunca, yıllarca kendi kaderi ile başbaşa bırakılmış Haliç'in hissettiğiniz nahoş kokusu, düşüncelerinizde taze yosun kokusuna dönüşür.

Vapurdan inince, sizi doğru Eyüp Camiine götürecek arnavut kaldırımlı daracık yolda... çarşaflı, peçeli, şemsiyeli hanımları; fesli ve yürürken ellerindeki bastonu üçüncü bir ayak gibi maharetle kullanan eski İstanbul efendilerini
göreceğinizi sanırsınız.

Yolun sol tarafında, birbirinden güzel çeşitli renklerle boyanmış düdüklü küçük testilerin, darbukaların, teflerin satıldığı tarihi oyuncakçı çarşısına uğramadan edemezsiniz.

x x x

1458 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan ve fetihten sonra İstanbul'da inşa edilen ilk cami olan Eyüp camiinin Kıble Kapısı'ndan adımınız atarkan, ister inançlı bir kişi olun ister "görmek ve öğrenmek" amaçlı bir kişi olun heyecanınız son haddine varır, göğsünüzün sıkıştığını hissedersiniz. Kendinizi bir anda, tahta çıkan Osmanlı hükümdarlarına yapılan Kılıç Kuşanma Töreni" içinde bulursunuz.Sol yanda, iki basamaklı yarım ay şeklindeki Hünkar Taşı'nda, göz alıcı giysileri ve orjinal enstrümanları ile Mehter Takımı'nın coşturucu müziği arasında kılıç kuşanan Osmanlı sultanlarından birini görür gibi olursunuz.

Hünkar Mahfili'nin altından geçerken, namaz kılmak için kendisine ayrılan özel yerine doğru yürüyen padişahın sert adımlarının, tahta zemin üzerinde çıkardığı tok sesler kulağınızda uğuldar. Avlunun tam ortasında bulunan şadırvan etrafındaki kurnalarda aptes alan insanların kımıldayan dudakları, Tanrı ile aralarında kutsal bir bağ kurar.

Avlunun kuzey tarafında yükselen birkaç asırlık çınar ağacının kavuğunda yaşam savaşı veren, caminin maskotu leylekler tüm ziyaretçiler gibi sizin de ilginizi çeker.(Şimdi bu leyleklerin hala orada olup olmadıklarını bilmiyorum).

Sala okunurken burada boşaltılan makara iplikleri, evde kalmış kızlara gelecek kısmetin yolunu çizen bir umuttur.

Camiye Kıble Kapısı'ndan değil de Doğu Kapısı'ndan girecek olursanız, değişik duygular kaplar benliğinizi. İçeri girmeden önce etrafınıza şöyle bir bakarsanız, kendinizi bir an için türbe ve mezarlıklardan oluşan bir beldede
sanırsınız. Rüzgarın, yağmurun ve güneşin zaman içinde aşındırdığı ve beyaz renkleri grileşmiş mezar taşları arasında kıvrılarak yükselen ve bir zamanlar etrafını bir devre adını vermiş nazlı çiçek lale ve nergislerin süslediği
arnavut kaldırımlı patika, sizi Eyüp semtine ve Haliç'e hakim bir tepede yer almış ünlü Pierre Loti kahvesine götürür.

Gözlerinizin önünde genişleyen büyüleyici manzarada yüzyıl öncesinin Haliç'ini görür ve ona neden Altın Boynuz (Golden Horn) dendiğini anlarsınız. Burada oturup yorgunluk kahvenizi yudumlarken kendinizi Lale Devri'nin içinde yaşarken görürsünüz. Gözlerinizi biraz sola kaydırdığınızda bu devrin ünlü eğlence merkezi olan Kağıthane'den "buraya gelsene" diyen bir ses duyar gibi olursunuz.

Laleler arasına salıverilmiş kaplumbağaların sırtlarındaki mumların ışıkları gözlerinizi kamaştırır. Çalgı, şarkı ve kahkaha sesleri kulaklarınızda çınlar. İster istemez bu devrin ünlü şairi Nedim'in mısralarında Sa'dabad'a (Kağıthane'nin o sıralardaki adı) doğru yola çıkarsınız.

Bir safa bahşedelim gel şu dil-i naşada
Gidelim serv-i revanım yürü Sa'dabad'a
İşte üç çifte kayık iskelede amade
Gidelim serv-i revanım yürü Sa'dabad'a

.......Kendinize gelip, tekrar çıktığınız dar patikadan aşağıya indiğinizde, bir alemden başka bir aleme geçiş yapmışsınızdır sanki.. Kapıdan, yani Doğu Kapısı'ndan girince, ikinci bir avlu ile karşılaşırsınız. Ebu-Eyyub Ensari'nin türbesi burada sağ taraftadır. Avlunun ortasında işlemeli demir parmaklıklar arasındaki yaşlı çınarın size "ben tarihim" dediğini işitirsiniz.

Türbe ziyaretine gelen yerli ve yabancı kişilerin içeri girmek için sabırsızlandıkları kutsal bir yerdir burası. Beklentiler, umutlar ve yerine gelmesi arzulanan niyetler açılan avuçlarda, kımıldayan dudaklarda burada sessizce açığa vurulur. Kalabalıktan içeriye girme imkanını bulamayanlar, türbenin avluya bakan penceresi önünde dua ederler. Pencerenin rengini kaybetmiş bakır kafesi, duadan sonra sürülen yüzlerce, binlerce elin teması ile altın sarısı bir hal almıştır.

Türbenin çıkış kapısı, birinci avludadır. Ziyaretlerini tamamlayanlardan daha önceki niyetleri gerçekleşmiş olanların, beraberlerinde getirdikleri şekerleri dağıtırken, yüzlerinde borcunu eda eden insanların rahatlığı ve mutluluğu izlenir.

Girdiğiniz zaman tünelini, caminin Batı Kapısı'ndan günümüze çıkarak terkederken geçmiş yüzyılı düşlerinizde bırakır, derin bir iç geçirirsiniz.

cdenizkent

 
Toplam blog
: 979
: 1425
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..