​ Ağlamayı unutanlara / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Haziran '13

 
Kategori
Sinema
 

Ağlamayı unutanlara

Ağlamayı unutanlara
 

Kelimelerle arkadaşlığın tanımını yapmak çok kolaydır, mühim olan sosyalleşmenin getirdiği gerçek hayatta arkadaşlığı, tutmamız gerekli sözlerle yaşatabilmektir. Çok sevdiğimiz kedimiz, köpeğimiz kaybolmuştur ya da sıcak bir günün ardından sevgilinin verdiği hediyeyi kaybetmişizdir, ilk arkadaşımızla paylaşırız bu durumu ve cevabı gel arayalım olur. Hayat; gel arayalım dedikten sonra bulmaya çabalamaktır, ucunda ölüm olsa bile…

İrlandalı yazar John Boyne’un kitabından sinama perdesine aktarılan Çizgili Pijamalı Çocuk, Mark Herman’ın yönetmenliğinde 2008 yılında yapılmış duygusal bir film, oyuncular ise; Vera Farmiga, David Thewlis, Asa Butterfield, David Heyman. 2.Dünya Savaşı’nın karanlık dönemindeki yalnızlığı ve yalnızlık ardında gelen arkadaşlığı çocuk gözüyle anlatan filmin esas kahramanları 8 yaşındaki Alman Bruno ve Yahudi Shmul.

Nazi Almanya’sı döneminde üst düzey komutan olan David Thewlis (Bruno’nun babası) görev nedeniyle ailecek Berlin’deki evlerinden ayrılır ve Polonya’nın bir kasabasında yaşamaya başlarlar, Alman ailenin yeni taşındıkları bu ev Yahudiler’in öldürüldüğü Auschwitz kampının hemen yanındadır. Asa Butterfield (Bruno) ilk zamanlarda sıcak bakmaz belirsiz duruma, zaman geçtikçe canı sıkılan Bruno, arka bahçedeki kampı( çiftlik) merak eder, herkesten gizli toplama kampına varan Bruno orda kendisine arkadaş edinir.

Bağımsız sinamada, adlarına sıklıkla rastladığımız isimlerin bir arada olmasının yanısıra filmin duygusal olması film severlerin beklentisini yükseltiyor elbette. Görüntü bazında tarihi olaylardan çok, çocuk psikolojisi olgusunun ölümcül tel ayırımında ele alındığı filmde, anlatılmak istenilenin çocukların o masum ağızlarından çıkan sözlerde gizli olduğunu, biz büyük beyinlere(!) yüzümüze tokat atıldığını (her tel ayırımı sahnesinde) hissettiriyor.

İngiliz şair ve yazar John Betjeman’ın bu güzel sözü ile başlıyor film, başlar başlamaz bu sözü sayesinde kaliteli bir film izleyeceğimizi kanıtlar nitelikte, ki öyle de. Şairler, yazarlar, sanatla uğraşan usta kalem ve filozoflar hiçbir zaman savaşı desteklemez, destekleyemez kişiliği dünya görüşü buna izin vermez, üstün ırk olma çabasındaki milletlerin bilmesi gerekli tek bir şey var o da, üstünlüğün insanları yakıp, çocukları yetim ve öksüz bırakmakla olmayacağıdır. Albert Einstein’ın doğduğu ülke Almanya’yı terk etme nedeni nedir sizce? Nazi Almanya’sının gözü kana bulanmış olması değil mi? Bir bilim adamı kendi milletini değil insanlığı savunur, dili, dini, ırkı ne olursa olsun. Özetle; yanınızda sanat olmadan, yanınızda bilim olmadan, yanınızda aşık şairler ve yazarlar olmadan insanları öldürerek üstün bir ırk olmaya çabalamak Adolf Hitler gibi beyinsizlerin işidir.

Çocuk gözü ile bakmak hayata ne güzel bir şeydir, oyuncaklarla oynadığımız zamanlar, unutulmayan tatlı tebessümlerimiz büyük bacaklı insanlara bakarak, kötülük yok paylaşım var, senin oyuncağınla oynayabilir miyim? Sen de benim oyuncağımla oynarsın, Peki olur… Çocuklar birbirine “arkadaşım Ayşe, arkadaşım Mustafa haydi gel bilye oynayalım” derken biz büyük beyinler(!) barışı, kardeşliği, sevgiyi kime sormalıyız? İnsan olduğumuzu bize kim hatırlatır? Koskoca dünyada kaynakları paylaşma kavgasında olan biz büyük beyinler(!) askeri ve idari kadroları çocuklara bırakırsak adam oluruz belki. Belki insan oluruz.

İnsanlık dramının yaşandığı 2.Dünya Savaşı’nın tankla, tüfekle anlatılmadığı bu güzel filmin 94 dakikaya sığdırılması üzücü olmuş, ayrıntıya girilip film az da olsa uzatılabilirdi süre bakımından, aynı konu başlığı altında diyalogların daha da çok betimlendiği bir film çekilmeli düşüncesindeyim, ikincisi olabilir mesela. Filmin sonu insanlığımızı utandıracak bir sahne ile noktalanmış. Çocuk filmi olmasına bakarak, kalkıp çocuklarla birlikte izlemeyin, film belirli bir yaş olgusuna sahip Nazi Almanya’sı hakkında az da olsa bilgi sahibi olan film severlere hitap ediyor, filmi izlemenizi tavsiye ediyorum.

Çocukluk, mantığın karanlık saatleri büyümeden önce; sesler, kokular ve görüntülerle ölçülür.

 
Toplam blog
: 16
: 1018
Kayıt tarihi
: 12.10.12
 
 

Öğretmen, resimci, kitap kurdu, fotoğrafçı.   ..