​ Ahhh!... biz tüm emekçiler ama ille de kadınlar!...ahhh!... (8 Mart yazıları – II) / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '12

 
Kategori
Güncel
 

Ahhh!... biz tüm emekçiler ama ille de kadınlar!...ahhh!... (8 Mart yazıları – II)

Ahhh!... biz tüm emekçiler ama ille de kadınlar!...ahhh!... (8 Mart yazıları – II)
 

(8 Mart Yazıları – II)

8 mart yazıları – I’de  kadın hareketinin dünyada ve Türkiye’deki tarihçesine, kısaca  göz atmış, anı kırıntılarını sizlerle paylaşmıştım sevgili okur.

Bir kadın ve bir erkek; herhangi  bir  sektörde, sermaye yatırdığı için, BÜYÜK  bir işletmenin ya da BÜYÜK  bir işyerinin sahibi olarak işveren konumunda değilse... Alt kademelerinde çalıştırdığı insanların  kol ya da beyin emeği sayesinde  sermayesini  büyütüp büyük gelir elde etmiyorsa... Bu kadın ve erkekler, külliyen  emekçidir sevgili okur.

Bir kadın;  böyle  BÜYÜK  patronların  karısı, anası, kızı, sevgilisi olup da erkeğe bağımlı, onun baskı  ve boyunduruğundan şikâyetçi ve başkaldırıyorsa, yanımızda olmak istiyorsa...  Onu  da, kadına özgü  sorunlarımız  nedeniyle  yanımızda  saymamızda hiç sakında yoktur. Buyursun gelsin, başımızın üstünde yeri var. Cephemiz ve yüreğimiz,  öylesine büyüktür.

Yukarıda, kabaca tanımlamaya çalıştığımız bu BÜYÜK sermayedar sınıf, aynı zamanda, toplumda en sözü geçen, her istediğini  yaptırabilen, yöneten/ yönettiren sınıftır. Bunların en kocamanları da, kendi aralarında birleşip, bir yığın kendilerine bağlı örgütler oluşturarak,  dünyayı yöneten egemen güç haline gelmişlerdir.   Bunun dışında kalan tüm sınıf ve katmanlar, kadınıyla erkeğiyle her yerde emekçidir  ve harcadıkları emekle,  ürettikleri mal ve değerle, bu sermaye sınıfının zenginleşmesini sağlarlar. Emekçi sınıf ve katmanların kadını ise  çok  daha fazla emek harcar. Kadın bir  işyerinde, tarlada, büroda çalışıyorsa,  ayrıca  evde onu bekleyen yığınla iş vardır. Kocasının gelirine bağımlı ev kadını ise evde harcadığı  emek nedeniyle yine  EMEKÇİDİR.

Konuyu böyle ele aldığımızda, önümüze çıkan manzara nedir ?

_ Toplumda ve dünyada,  küçük bir azınlık, kendi büyük sermayesine dayanarak, az emekle büyük bir refahın  içinde yaşar. Toplumun  büyük çoğunluğu ise yaratılan  refahtan, çok emek harcayarak , güçlüklerle değişik oranlarda boğuşarak,   değişik oranda pay kapmaya çalışarak   yaşar/ yaşamaya çalışır. Bu pastanın dağılımındaki  istatistiksel  veriler, adaletsizliği açıkça göz önüne serer.

Elbette bunları hiç bulamayanlar da vardır ki o nokta insanlığın en büyük ayıbı, acımasızlığı hatta vahşetidir.

_ Çalışanların;  eğitimine, yaptığı işe göre gelirleri arasında, ona bağlı olarak da  yaşam düzeyleri  arasında pek çok farklılıklar oluşur.

_ İnsanlık,  bu adaletsiz üretim- tüketim ilişkilerinden bugüne değin kurtulamamıştır. Bu nedenle hâlâ savaşlar çıkmakta, halklar birbirine kırdırılmakta, teknolojik silahların gelişimiyle yeryüzü tarihinde görülmemiş biçimde, gezegenle birlikte yok oluşa  sürüklenmektedir.

_ Sömürü ve eşitsizlik, tek tek ülkelerde, çeşitli rejimlerle süregiderken, ülkeler arasında da uçurumlar vardır. Yeryüzünde yaratılan değerlerden kimi ülkeler çok pay alır, kimileri az. Örneğin,  ABD ve Avrupa ülkeleri, diğer ülkeleri sömürerek dünya gelirinden ve refahından kocaman payı kaparken, diğerleri yoksullaşır.

_  Konuya  bu bütünsellik içinde yaklaştığımızda, dünya nüfusunun  yarısını oluşturan kadınların, her ülkede, değişik oranlarda  ama katmerli bir  emek sömürüsüne uğradığını, ana ve kadın  olarak da ayrıca yoğun acılara ve yoksunluklara maruz kaldığını  rahatça  görebiliriz.

Bundan önceki yazımda belirttiğim gibi, kadınların bu emek sömürüsünü fark edip, emekçi kadınlar olarak başkaldırmalarında başlangıç tarihi 1857’dir. Binlerce yıllık sömürü tarihinde yalnızca yüzyıllık bir geçmişi kapsar.  Kadınların savaşımı sonucu, bu gerçekliğin, Birleşmiş Milletler Örgütü’nce kabulü ise çok daha sonradır.

8 Mart’ı  “Emekçi Kadınlar Günü” olarak tanımlamak, kadınların çok büyük bölümünün, sömürü karşısındaki  konumunu saptar. Kadının, sömürüldüğünün farkına  varışının,  bilincinin uyanışının,  başkaldırısının  tarihini  simgeler. Ayrıca “Kadın”a vurgu yaparak, onun katmerli ezilişine dikkat çeker.

Böylece,  “Emekçi” sözcüğünden kaçışın  anlamı da ortaya çıkıyor.

Sizler,  sömüren güçler içinde yer alsaydınız, ülkenizin, dünya nüfusunun  yarısının,  olabildiğince az ücretle emeği sömürülen bu koca nüfusun uyanışını,  “Yeter artık !” demesini ister miydiniz?  Ben olsam istemezdim.

Onlar da istemedi, istemiyor, istemeyecek. Bu nedenle, göbek havalarıyla, sevgililer gününe dönüştürmekle, abuk sabuk hediyelerle  içeriğinin boşaltılması, geçiştirilmesi  gerekiyor. Kadınlar, emekçi olduğunu, emeklerinin karşılığını alamadıklarını, sömürüldüklerini  öğrenmemeliler. Bu temelde, cinsiyetlerinden ötürü, neden ayrımcılığa uğradıklarını  öğrenmesinler. Ne kadar geç öğrenirlerse kârdır. Ne kadar az sayıda kadın öğrenirse  kârdır onlar için.

Bu kısa yazı çerçevesi içinde,  derdimi ne kadar anlatabildiğimi bilmiyorum. Ama kadınların, bu katmerli  sömürüden  doğan tüm sorunlarını ve bu nedenle erkeklerden  ayrılan, onu toplumda acıya, ayrımcılığa, vahşete  maruz bırakan  diğer özgül sorunlarını,  bunlara ilişkin  çözüm önerilerini ele almadan önce, bu konuya değinmem gerekiyordu.

Sevgili  okur, demek ki önce üretim-tüketim- emek ve bunun paylaşımındaki  yerimizi belirlemek  zorundayız.  Emekçi miyiz, değil miyiz ? Sorunlarımızın kaynağı nedir,  koşullarımızı düzeltmek için ne yapmalıyız ? 

Senede bir gün olarak egemenlerden 100 yılda koparabildiğimiz 8 Mart’ı,  hangi konumda  ve hangi adla kutlayacağız?  Hangi istemlerimizi dile getireceğiz/ getirmeliyiz ?

Eve kapanıp, karı-koca bulma, alıp giyemeyeceğimiz giysilerin, takamayacağımız takıların  sunulduğu  moda programlarını mı izleyeceğiz,  yoksa sorunlarımızı ve çözüm yollarını mı düşüneceğiz? 

Bunları,  arpacık kumruları gibi, umarsızlık içinde, evimizde tek başımıza mı düşüneceğiz?   Yoksa  ortak sorunlarda buluşup  birleşerek hakkımızı mı arayacağız?

Kimden hak isteyeceğiz?  Hakkımızı,  bizim gibi sömürülen, emeğini satıp karşılığını alamayan emekçi erkeklerimizden mi isteyeceğiz?  Onları da uyandırıp,  o erkeklerimizle birlikte, hepimizi sömürenlerden mi isteyeceğiz?

Cinsiyetlerimizin doğal  farklılığından  yararlanarak... Erkeklerin, binlerce yıldır oluşturulmuş  şişkin bencilliklerini körükleyerek...  Bizleri aşağılayan değer yargılarının durmadan üretilmesine katkıda bulunarak... Birbirini  tamamlaması kaçınılmaz  ve vaz geçilemez olan  kadın-erkek  çiftini,  birbirine düşüren  bu  SİSTEME, hep birlikte karşı  mı çıkacağız?...  

Yani, oyunu onların istediği gibi mi sürdüreceğiz ?...

Sevgili okurlar... Sizler bu sorulara kafa yorarken,  ben 8 Mart Haftası nedeniyle, sorunlarımızı, çözüm önerilerimizi, aklım erdiğince, dilim döndüğünce  dillendirmeye çalışacağım  diğer yazılarımı  yazadurayım.

Ne dersiniz?...

Not : 8 Mart Yazıları – I

http://blog.milliyet.com.tr/8-mart-dunya-emekci-kadinlar-gunu-nden--sapsal-sabalak-konserlere--cicili-bicili-magazalara---/Blog/?BlogNo=351483

04.03.2012

Vildan Sevil

 
Toplam blog
: 102
: 882
Kayıt tarihi
: 07.06.11
 
 

1949 İstanbul doğumluyum. Emekli edebiyat öğretmeniyim. Çeşitli edebiyat sitelerinde, çeşitli kon..