- Kategori
- Aile
Ailemizin en yaşlısını kaybettik ! 1929-2010

resim alıntıdır.
Onu son görüşüm sanırım geçen kış almış olduğum yıllık izin zamanıydı.
Hepimiz böyle bir haberi er geç bekliyorduk beklemesine ama yinede, hani ağır taşlar vardır ya göremesenizde yerindedir, yıllanmıştır ve zeminden ayırt etmek zordur onları. O da bizim için öyleydi. Ailemizin en yaşlısı ve sevgili teyzemizin eşiydi. İki gün kadar önce sabah haber aldık ve apar topar yola çıktık. Yollar kayarcasına geçti; garip bir hüzün üzüntü ve memleket topraklarına Konya'ya tekrar ayak basacak olmanın heyecanı içerisinde.
Herkez kendi payına çekiyor ya bu dünyada da acıları; bana çok da yabancı olmayan şekliyle gelmişti ölüm ona. Ona da tıpkı babamı kaybettiğim kötü , illet bir hastalık suretiyle geldi ve her görüşümde "onu son görüşüm mü olacak ?" sorusunun tedirginliğine de böylece büyük bir nokta koydu.
Sevgili teyzem karşılıyor bizi. Yaşlı, yorgun ve almış küsür senelik eşini kaybetmiş olmanın yanlızlığıyla. Ne de olsa genç kızken onu atının arkasına alarak tavlamış olduğunu iddia ederek kızdıran yakışıklı eşi artık yok. Büyük bir dirayet ve he zamanki insan sevgisiyle karşılıyor ölüm karşısında saygılarını sunmak için gelenleri.
Büyük bir sevgiyle sarıldım ona , elinden tutup havalandırma bozması küçük balkonuna götürdüm. Kendi eliyle sardığı sigarasından yaktı bir tane daha. " Altmış senelik eşimdi" derken bembeyaz başörtüsünün ucuyla utanırcasına sildi gözyaşlarını. Öyle ya bunca yıllık yaşantılarının iyi ve kötü anıları geçmişti iç içe ve korkuyordu sanki salt kötü anılarını hatırlamamızdan. Sarıldım öptüm bumburuşuk beyaz yanaklarından. Gözümün önüne onu son görüşüm geldi; koltuğunda uzanmış yatıyor, tek gözünü kanser illetinden kaybetmiş. Ben sarılıyorum ona sevgiyle ve ağlıyor koskoca adam bana "iyi ki geldin kızım" derken.
Bu satırları yazarken koskoca bir maratondan çıkmış gibi hissediyorum kendmi. İki gün süren koca bir maratondan.
Çocukluğumdan beri gördüğüm sararmış siyah beyaz resimler ilk kez bir anlam teşkil ediyor benim için; yıllarca tezyzem ve enişteme anlattırdığım hikayelerdeki kişiler ve onların çocukları, torunları kanlı canlı akın akın geliyor. Bu kez teyzem resimleri değil onları işaret ediyor tanıştırıyor beni tanımadığım hiç görmediğim akrabalarımla. Yıllardır çekirdek ailenin içinde yaşamış olan ben afallıyorum bu koskoca sülelenin akrabalık labirentinde çıkış yolunu ararken. Şaşırıyorum ilk kez gördüğüm bir insanda sima benzerliğimi yakalarken. Kendimi ilk kez ait hissediyorum. Köklü, büyük. Akın akın geliyor yurdun ve dünyanın diğer taraflarından aile fertleri. Bense yıllarca yapayanlız yaşamış olmanın hüznünü atmaya çalışıyorum.
Uzaktan gülümseyerek geliyor çocukluk yıllarımın oyun arkadaşı; Sımsısıkı sarılıyor bana. Gözlerinde hem yaş var hem mutluluk. Sımsıcak sarılırken kulağıma "dedem " diyor sevecen sesiyle. " ne büyük sevap işledi biliyormusun, son iyiliğini yaptı bize giderken, yirmi beş sene sonra bir araya getirdi hepimizi" ....