- Kategori
- Siyaset
AKP politikalarının iflası, İsrail'in ekmeğine yağ sürüyor!

İnternetten..
Erdoğan ve Davutoğlu'nun iflas eden Suriye politikaları İsrail'in Ortadoğu'daki yerini kuvvetlendirmekten öteye gitmeyen bir çıkmaza dönüştü. Türkiye bir çıkmaz sokakta sıkışıp kaldı.
ABD ve İsrail'in istediği Kürdistan Devletinin kurulmasına su taşıyan bir devlet durumuna düşürülen Türkiye ve Başbakan Erdoğan oldu. Ne Arap'lara yaranabildi, ne de İran'la aranın bozulmasını önleyebildi. Aksine İsrail'e yakınlaşmasıyle taraflı politikaların sonucunda komşularıyla sorunlu bir ülke durumuna düştü.
Malum, İsrail Yahudi Barış Ödülünü Erdoğan'a verirken beklentilerinin farkındaydı. Petkim'in Ofer'e verilmesi, Güneyde, altı adet sulama projeleri gibi birtakım anlaşmalar bu ödülün altına sıkıştırıldı. Doğu Akdeniz'deki petrol, doğalgaz ve madenlerin G.Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve İsrail hegemonyasına girmesine sessiz kalınması, uygulanan ver kurtul politikalarının bir tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır.
Güney sınırlarımızın delik deşik edildiği şu günlerde, PYD'nin Kürd bayrakları asarak, meydan okuduğu ve Barzani'nin PYD ile birleşmek için adımlar atmak üzere olduğu gerçeği gözler önüne serilmektedir. Büyük Kürdüstan'ın kurulması için verilen start hızla yol almaktadır. AKP hükümeti ve Erdoğan bu olaylara sessiz kalarak göz yummaktadır.
MHP Gen Bşk. Bahçeli'nin şu sözleri durumu, açıklaması bakımından önem taıyor: ''Tencere, tava sesinden rahatsız olanlar terör örğütünün seslerini bahar esintisi, kuş cıvıltıları mı zannediyor? İktidarın terörle mücadelesinde sınıfta kaldı'' dedi.
Bir ABD- İsrail Projesi olan BOP'un eş başkanlığıyla övünen ve BOP değirmenine su taşıyan Erdoğan, Türkiye'yi çıkmaz bir yola sokmuştur.
Netekim, Taksim gezi olayları bize şunu göstermiştir, Erdoğan'ın ve onun İçişleri Bakanı İstanbul Valisi ve Emniyet Müdürü'nün, masum insanlar üzerine emir verdikleri polisin acımazsızca saldırılarına binlerce insanın yaralanmasına, gözlerinin kör olmasına ve öldürülmesine tüm insanlık şahit oldu.
Neden? Çünkü verilen sözlerin yerine getirilebilmesi için Türk Halkı'nın başını kaldırmaması gerekmektedir. Uyanmasının önlenmesi lazımdır ki ABD'le yapılan 9 maddelik anlaşmaya sadık kalınsın. İşte Powell'la yapılan ''2 sayfalık 9 maddedelik'' sözleşmeyi ve 5 Kasım 2007 Oval Ofiste Bush - Erdoğan görüşmesinde alınan kararları görmezden gelirsek bugünü okumakta zorluk çekeriz.
Obama'nın ABD Başkanı seçilmesinden sonra, ilk yurt dışı ziyaretini, Türkiye'ye yapmasının nedenlerini daha iyi anlarız. (Nisan 2009). Suriye ve Ortadoğu'nun şekillenmesinin detaylarını bir daha gözden geçirilmesinden başka ne olabilirdi? 11 Eylül ABD ticaret merkezine ve Pentegon'a yapılan saldırıların neticesi oılarak Ortadoğu'nun dizayn edilmesi ve enerji kaynaklarının bulunduğu bu bölgenin kontrolünün pekiştirilmesi öngörülmüştür.
5 Ağustos 2013, Silivri Özel Görevli Mahkemesi'nin kararlarıyla, askerin, aydın elitlerin, gazetecilerin sesinin kızılması cihetine gidilmiştir. Türk Milleti tarafından kabul görmeyen bu kararlara karşı, siyasetin baş aktörleri iyimser yorumlar yaparak, Yargıtay ve Ahim ayaklarının olduğu, kararların burada tashih edilebileceği hususunu söylemek zorunda kaldılar. Bir nevi toplumun gazını almak, tansiyonun düşürülmesini sağlamaktı amaç..
Erdoğan'ın Baş Danışmanı, Yalçın Akdoğan'ın şu sözleri gerçeği ne kadar yansıtıyor! '' Ergenekon Davası Cumhuriyet tarihi'nin en büyük hukuki hesaplaşmasının adıdır''. Bu dava ile 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan ruhundan hesap sorulmuştur. Bu tarih demokrasinin geleceği açısından önemli bir dönüm noktasıdır.'' .
İyi de, Erdoğan'ın söylediği bizim için 'demokrasi bir amaç değil, bir araçtır' sözünü nereye koyacağız? Akdoğan demokrasi adına bir nevi intikam alınmasından söz ediyor. Askeri darbeye yol açan iç ve dış dinamikler ile siyasileri hangi kefeye sığdıracağız.
Türkiye'nin tüm dinamikleri AKP iktidarı tarafından yok edilme durumuna getirildi, Suriye ve Ortadoğu politikaları ise uluslararası oyuncuların markajına takıldı ve bataklık bir sahaya itildi. Son Mısır askeri darbesiyle İsrail, Suudiarabistan, Katar ve Kuveyt gibi ülkelerde yerlerini sağlamlaştırmış oldular. ABD tavrını bugün darbecilerden yana kullanmaktadır. Dün olduğu gibi!
Bugün Erdoğan'ın tezlerini çürüten ABD'yi, Batı'yı ve BM'yi görmekteyiz. Mursi'yi deviren orduya sahip çıkarak Erdoğan'ı oyun dışına çıkarmışlardır. Başbakan verdiği beyanatında; batı müslüman ülkeler için elini kıpıedatmıyor, Türkiye'nin güçlenmesini istemiyor, öyleyse bizi niye Suriye'ye müdahale etmek için öne sürdüler, sözleriyle serzenişte bulunmasının bir geçer tarafı olabilir mi?
ABD ve Batı'nın işi bitinceye kadar sen ağasın sen paşasın, sonra; halının altı ne güne duruyor!