- Kategori
- Güncel
AKP seçmeni Erdoğan'ı Robin Hood gibi mi görüyor?

medyafaresi.com
Robin Hood, İngiliz halk hikâyelerinde -10. yy.'da ortaya çıktığı tahmin edilen- mevcut olan, belki gerçek olan bir hayduttur. Ancak bu haydutun bir özelliği vardır. O da, yoksullar gözünde Robin Hood zenginlerin mallarını çalıp fakirlere dağıtan bir kahramandır.
Robin Hood zenginden alıp fakire veren bir şöhrete sahip olduğu için benzer şekilde yoksulların hakları için kanun güçlüklerine karşı ayaklanan kişiler onun bu yönüne öykünmüşlerdir. Vahşi Batı'nın ünlü silahşörlerinden Jesse James için de Robin Hood benzetmesi yapılmıştır. Almanya'da yaşayan Max Hölz'e de kızıl Robin Hood adı verilmiştir.
Geçtiğimiz günlerde çalıştığı gazeteden kovulan ve Aydınlık'ta yazmaya başlayan Mustafa Mutlu'nun bir yazısını okudum. Şimdi o yazıyı okumayanlar için aşağıda paylaşmak istiyorum.
******
Cuma günü öğleden sonra telefonum çaldı. Arayan kişi, adının Hilmi olduğunu söyledi, sonra sordu:
“Soyadımı söylemesem olur mu?”
“Olur elbette, buyurun nasıl yardımcı olabilirim” dedim; sonra aramızda aynen şu konuşma geçti:
***
“Ben bir AK Parti seçmeniyim. Hatta seçmenden de öte üyeyim. Yazılarınızı gazetenizin internet sitesinden okuyorum.”
“Ne mutlu bana... “
“Biliyor musunuz; sizin hiçbir fikrinize katılmıyorum.”
“Memleket sevdasında bile mi?”
“Onda bile... Sizim memleket sevdanız benim için hiçbir anlam ifade etmiyor. Benim için din kardeşlerimin yaşadığı her yer memleketimdir...”
“Ya insan sevdası?”
“Yaratan da ötürü tüm yaratılanları seviyoruz biliyorsunuz... Ama bir dinsizi ya da başka dinden olan birini elbette din kardeşim kadar sevmiyorum.”
“Din kardeşiniz hırsızsa, yalancıysa, zalimse...”
“Bütün bunlarla benim dinime hizmet ediyorsa; hepsi sevaptır.”
“Nasıl yani, çalıyorsa, bu da mı sevaptır.”
“Dinimizin ve din kardeşlerimizin refahı için, inanmayanlardan alınan paralar, asla çalıntı değildir.”
“Sanırım siz sırf bu yüzden vergi vermeye de sıcak bakmazsınız... Ne de olsa, anayasasında ‘laik’ olduğu yazılı olan bir devlette yaşıyorsunuz...”
“Evet; vermek zorunda kaldığım dolaylı vergiler dışında vergi vermemek için elimden geleni yapıyorum.”
“Askerlik?”
“Çürük raporu aldım.”
“Ama aslında sağlamsınız değil mi?”
“Elbette ama bu anlayışta bir orduya hizmet etmem.”
“Peki Atatürk? Yurdu birlikte düşmandan kurtardıkları, bağımsız bir devlet kurdukları dava arkadaşları?”
“Atatürk için ne düşündüğümü elbette tahmin edebilirsiniz? Hilafeti kaldıran biri benim ‘Ata’m değildir. Dini bütünlere yaptığı baskılar, koyduğu yasaklar ortadadır...”
“Siz Başbakan’ı gerçekten çok seviyor olmalısınız. Onun, belediye başkanı seçilmeden önceki hali gibi konuşuyorsunuz. Bunların hepsinin yalan olduğu ortada.”
“Yalan değil; ayrıca Başbakanımızı seviyorum tabii...”
“Peki; son çıkan ‘tape’leri nasıl karşılıyorsunuz?”
“Başbakanımız dedi ya; dublaj, montaj hepsi...”
“Dublaj mı, montaj mı?”
“Kimi dublaj, kimi montaj olmalı...”
“Ya doğruysa?”
“Hiç önemli değil!”
“Anlamadım... Onca parayı nasıl kazanmış olabilir ki bir Başbakan?”
“Nasıl kazandığı önemli değil. Önemli olan nede harcadığı ve harcayacağı... Ezilen din kardeşlerimize gidiyorsa o para; haram sayılmaz ki... Hem Başbakan’ımızın ve ailesinin nasıl yaşadıkları ortada: Herhangi bir lüksleri yok. Demek ki çok paraya ihtiyaçları da yok. Eğer evlerinde tuttukları bu kadar bir para varsa; onun mutlaka dinimiz için kullanılacağı bir yer vardır.”
“İyi de Başbakan, bu ülkenin Başbakanı... Her şeyinin yasal olması, bu yüzden de o paraların kaynağını açıklaması gerekmez mi?”
“O, kanunu bir mecburiyet. Dini bir mecburiyet değil.”
“İyi de bu yasalara aykırı!”
“Ne anladıysanız, o...”
“Çok şey anladım. Peki; beni neden aradınız?”
“Açık söyleyeyim mi?
“Lütfen...”
“Sinir etmek için!”
“Bakın bunu anlamadım.”
“Hani ortaya paralel devletçilerin attığı kasetler var ya... Onlara çok güvenip Ak Parti’nin iktidardan düşeceğini sanıyorsunuz. Ama böyle bir şey asla olmayacak. En azından Başbakanımız yaşadığı sürece olmayacak... Bunu görün artık!”
“Peki; görelim de... Bugün ‘paralel devlet’ dediğiniz tarikatçılara daha düne kadar ‘hizmet’ diyordunuz. Nedir bu değişikliğin nedeni?”
“O zaman dine çalışıyorlardı, şimdi ABD’ye ve CHP’ye çalışıyorlar.
“Partide bir göreviniz var mı?
“Var. Ama söylemem... Yeterince sinir oldunuz, benim işim bitti.”
“Durun, daha yeni başlamıştık. Nereye...”
***
Son sözümün bitmesini bile beklemeden kapattı telefonu...
Peki; bu garip konuşmayı neden mi yazdım?
Hani ikide bir “Bu partiye oy veren insanlar bu dar mı cahil?” diye sorup duruyorsunuz ya...
Cehalet değil bu; daha da ötesi...
İşte; bunu artık görmenizi istedim.
*******
Mustafa Mutlu yazısını böyle tamamlıyor. Bu konuşmadan çıkardığım sonuç ise şu:
Biliyorsunuz, AKP oy uğruna, insanlara kömür, erzak, hatta elektrik olmayan evlere dahi beyaz eşya dağıtmaktadır. AKP seçmeni bu paraların kaynaklarının zenginlerden alınıp, kendilerine dağıtıldığına inanmaktadır. Başbakanın ve bakanın evinde bulunan paraların da mal veya yine para olarak fakir halka dağıtılacaktır. Vakıflar da bu yüzden kurulmuştur. Yoksa Başbakanın ve bakanlarının o paralara hiç el sürmediklerine inanmaktadırlar. 700 bin liralık saat mi? O pek önemli değil. Bal tutan parmağını yalayacak tabii ki.
Yani Erdoğan halkın gözünde Robin Hood gibi bir kahramandır. Zenginden alıp, fakire dağıtmaktadır. Her ne kadar Robin Hood bir haydut olsa bile, başbakanımız için öyle bir şey söyleyemeyiz. Çünkü o dinine bağlı bir müslümandır.