- Kategori
- İlişkiler
Aldattım evet ama sor bakalım neden?

Konu başlığına bakarak olayın benimle ilgisinin bulunduğunu düşünmeyin lütfen.
Bu şu anda sağnak halinde yağan bir BURSA yağmuru ile birlikte döküldü şu an kalemimden.
EVET ALDATTIM AMA SOR BAKALIM NEDEN?
Kadın, sabah beş sıralarında, Ankara'ya ortaklar toplantısına giden eşini terastan uğurladıktan sonra tekrar derin bir uykuya daldı.
Dokuz sıralarında konsolun üzerine açık bıraktığı telefonu uzun uzun çaldığında uyanarak telefonuna uzandı, telefondaki kişi eşinin ortağının eşiydi.
-Nazan'cığım, seni uyandırmak istemezdim ama bu gün Çırağan'da pizza partimiz var unutma, LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR adına düzenlediğimiz bu organizasyonun başkanları olarak en erken bizim orada bulunmamız gerekiyor, dörtte başlayacağız unutma.
-Tamam! Diyerek telefonu kapattıktan sonra yatak odasının balkonundan aşağı baktığında, kendisine seslenen evin emektarı Fatma hanım kendisine hazırladığı, son derece şık görünümlü kahvaltı masasına çağırıyordu.
Giyinerek çayını içti ve bahçedeki yüzme havuzunda yarım saat yüzerek rutin sporunu yapmış olduğu zindelikle şezlonga uzandı.Ellili yaşlarda olmasına rağmen çokı bakımlıydı.
Salondaki kolonlardan bahçeye İspanyol şarkıcı Iglasıas'dan slow bir melodi yankılanıyordu.
Bilgisayarını açtı, geçen haftadan beri sağa sola koşuşturmaktan açamadığı e-postalarını okudu, banka havalelerini, ödemeleri bir çırpıda hallederek, yukarı kata çıktı.
Kuaförünü çağırdığında saat on bire geliyordu.
Saç bakımı yapılırken cep telefonundaki adresleri tek tek arayarak toplantıyı hatırlatacak kısa konuşmalar yaptı.
Bu gün, çok etkileyici olmalıyım diye düşündü.Sade ama çarpıcı olmalıyım, benim karekterim ön planda olmalı bu nedenle gece mavisi keten takımlarının içine bej gömleğini giyerek üzerine çok sade ama şık bir gerdanlık taktı.
Gerdanlığın boynunda duruşunda eşi geldi aklına, bunu geçen yıl evlilik yıldönümlerinde almıştı, canım sevgilim benim diyerek eşini anımsadı.
Elindeki siyah kadife kutuya sevgiyle dokunmuştu gülümseyerek.
Keşke bir çocuğumuz olsaydı ama olmadı
diye düşündü Nazan.İçi sızlamıştı o an. BİR HAYLİ DE EGOİST DAVRANDIĞININ BİLİNCİNDEYDİ.
Eşinin tüm ısrarlarına rağmen çocuk yurdundan kendisinin olmayan bir bebeği alıp büyütmeye de yanaşmamaıştı.
Sadece böyle hayır kurumlarına adamıştı kendisini.
Eşi de susarak sineye çekmişti evdeki bu sükuneti ve sessizliği.
Garajdaki aracını çıkararak, KÜKÜRTLÜ'den Çekirge caddesine dönen kavşağa geldiğinde bir gün önce ısmarladığı pastaların saat üç gibi gönderilmesini söyledi.
Çırağan'a geldiğinde merdivenler, sağlı sollu çiçek saksıları ile güllerle donatılmış, ortaya mis gibi bir koku yayılmıştı.
Masalarda pembe organze örtüler ve bordo peçetelerle uyum sağlayan kırmızı gül demetleri çok etkili bir görüntü
sergilemişti. Bahçe dizaynını çok sevdiği yeğeni dekoratör Burçin yapmıştı gönüllü oloarak.
Halacığım çorbada benim de tuzum olsun diyerek.
Kendisini kapıda karşılayan şef garson, eşine olan hürmetlerini ifade eden bir kaç cümle sarfettikten sonra, yaptıkları çalışmalar konusunda ayrıntılı bilgiler verdi.
Nazan, kendisini telefonla arayan arkadaşının aracının korna sesini tanıyarak merdivenlerden aşağı indi ve onun elindeki paketlerin bir kısmını aldı.
Davetliler birer ikişer gelmeye başlamıştı.
Herkes masalarında kendilerine ayrılan protokollerinde yerleştiğinde, açılış konuşmasını yapan genel başkan, mikrafonu kendisine uzatmış, Nazan'da 2007 bikançosu ve 2008 hedefleri doğrultusunda finansman ve bağışlar konusunda zun uzun bir açıklama yaptı.
Resmi konuşma ve selamlaşmalar bittiğinde tüm konuklar masalarına gelen pizzaların lezzetinden bahsetmeye başlamışlardı.
Bir ara, sessizliği bozan şen bir kahkaha patlamıştı karşı masadan.
Nazan hiç tanımadığı yirmili yaşlarda olan bu sarışın, narin yüz hatları taşıyan güzeller güzeli genç kadına hayranlıkla baktı.
AMAN TANRIM BU NE KUSURSUZ BİR GÜZELLİKTİ.
Üzerinde iyi bir mağazanın çizgilerini taşıyan kar beyazı döpyesleri ile bir kelebeği andırıyordu.
-Benim de bir kızım olsaydı bu yaşlarda olurdu mutlaka diyerek hüzünle iç geçirdi.
Hayranlıkla süzdüğü bu genç kadın kendisine yöneltilen:
-Eeee nikah ne zaman Funda,
çok uzatmadınız mı? Sorusunu, yine aynı şen ses tonu ile yanıtlamaya çalıştı.
-İyi de nasıl evleneceğiz ki?
Karısı boşanmıyor ki?
Ne zaman evlilik lafı etsem Harun şiddetle reddediyor, karım boşanmıyor ben ne yapayım diyor.
Olsun ben zaten o kadının hayatının en ortasındayım. Çünkü iki aylık hamileyim.
Şimdi beni evimizde bekliyor.
Eşi onu ANKARA'da zannederken biz onunla muhteşem bir aşkın zirvesindeyiz.
Harun ismi Nazan'ın beyninde bir volkan gibi infilak etmiş ve gözlerini açtığında bir hastane odasının gri duvarları arasında bulmuştu kendisini.
Toparlandığında eşi ile hesaplaşmalar, geçen otuz yılın bilançosu, kavgasız ama kırgın bir hesap soruşun ardında inceden gücenme ve kahroluş...
BÜTÜN BUNLARI ÜST ÜSTE yıldız akışı bir çırpıda kısa bir süre içöinde yaşayan Nazan,
avukatına vekalet vererek boşanma davası açtı.
Sadece, neden diye sordu.
NEDEN?
Aldığı yanıt ne kadar da basit ve açıklayıcıydı:
-Evet seni aldattım
ama sor bakalım neden?
Ben kendi canımdan kanımdan bir çocuk istemiştim.
Hepsi bu.
Biliyorsun seninle çok mücadele verdik.Avrupa'ya bile gittik.Ayrıca bir bebek de alabilirdik.Sen onu da reddettin.Kendini dışarıya attın.
Ya ben?
Beni hiç düşündün mü ha düşündün mü?
Bu adam evinde yuvasında bir çocuk gülüşü ister mi istemez mi?
Nazan usulca üzerine gelen bu sis tabakasından kaçıp kurtulmak için tek celsede boşandı.
Hak vermişti, eşini çok ama çok ihmal etmişti çünkü.
NİLGÜN'CE BİR BOŞANMA DERLEMESİYDİ.
KİM HAKLI , KİM HAKSIZ/ BENDEN YANA YORUM YOK...
Size bırakıyorum!
Yüreğinize gam keder dokunmasın dilerim.
Not; Konusu ve ismleri dolayısı ile tamamı ile hayal ürünüdür.
Nilgün Çakıcı/Bursa.