- Kategori
- Antalya
Alımlı kadın- Antalya

İlk kez gelen bin yıldır bu Kentin beklediği erkeğinin kendisi olduğu hissine kapılır, toprağın ve denizin duyacağı bir fısıltı ile “ hoş bulduk” der.
Özensiz bir yapılaşmaya, doğa katliamlarına, kıyılarına, doymak bilmez bir açlıkla tecavüz edilmesine rağmen hala işveli bir nazenindir Antalya.
Denizini böyle bir aşkla kucaklayan kent kadındır.
Deniz, başka hiçbir Kentin kollarında bu kadar uslu bir çocuk gibi durmaz. Başka hiçbir kıyıda da böyle sabırlı bir sevgili bulamaz.
Kışın azgın dalgalarını, kıskanç bir aşığın kaprisi gibi kabullenen bir başka Kent var mıdır yeryüzünde?
Deniz, başka hiçbir Kentin sahillerinde insan seslerinden bestelenmiş bu müziği bulamaz, bu müzik ile coşamaz. Bu ritim sahilin bir yerinde saz semaisidir, diğer uçta gitar konçertosu.
Bir uçta iki sevgili Akdeniz üzerine söz verir birbirine, bir diğer uçta aksakallı bir yaşlı, hayattan bir gün daha diler bu Kentte.
İnsanının yaşam biçimi tercihlerine böylesine hoşgörülü ise bir Kent, orada anaç bir dişilikten bahsedilebilir. Erkek Kent sıkar, bastırır, kurallar dayatır, ötekileştirir.
Bir gün Kaleiçi ile Akdeniz’in kesiştiği yere bakın. O suskun Kaleiçi denize ulaştığı yerde adeta içten bir öpüşe hazırlanan dudaklar gibi durur
Kentlere kaba bir cinsellik çerçevesini aşan soru ışığında bakarım ben. Tutku yaratıyor mu? Sokaklarında, meydanlarında kendimi anaç bir huzurun kollarında hissedebiliyor muyum? Beni daha ilk dakikada itiyor, dışlıyor mu?
Bu nedenle ya erkek ya da dişi olarak algılarım
Ankara erkektir örneğin.
Ağırdır. Maçodur. Kuşkucudur. Gözlerini de, kalbini de kaçırır. Suskun bir ciddiyetin arkasına saklanır.
İzmir dişidir.
İstanbul dişidir.
Antalya bu kentlerin yanında daha bir taze, daha bir gül goncasıdır.
İzmir, İstanbul anaç bir dişilikle arzı endam eder. Osmanlı Kadınıdır.
Berlin buram buram erkek kokar. Binalar gözü okşayan kavislerden çok, köşelerle, çıkıntılarla bezenmiştir. Çok şey yaşamıştır. Koltuğa kurulup herkesten saygı bekleyen otoriter bir tarih dede gibidir.
Madrid dişidir. Yahya Kemal’e ‘’ Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...
Şeytan diyor ki sarmalı, yüz kerre öpmeli..’’ dedirten bir Kent erkek olur mu hiç?
Moskova dişidir. Estetiği adeta hergün yeniden anlamlandıran, meydanlarını, sokaklarını böylesine bir özgüven ile dolduran kadınların hükümran olduğu bir kent yüz kere bin kere dişidir. Gözleriniz, kulaklarınız ve hatta Moskova’da soluduğunuz havayı bile saran muhteşem parfümle burnunuz bile varoluşun hazzını tadar.
Londra erkektir. Çatık kaşlıdır. Asık suratlıdır. Gülmeyi beceremez. Belki de Birleşik Krallık’taki tarihsel misyonuna yakıştıramaz. Yaşadığı acılar karşısında güçlü görünme gereksinimi bir geleneğe dönüşmüştür.
İkinci Dünya Savaşı’nda tepesine düşen bombalara rağmen demokrasi güçlerine güvenli bir sığınak olmanın keskinleştirdiği hatları ile sert bir erkek havası yayar Ada’ya.
Antalya dişidir.
Hoşgörülüdür. Sevecendir. Ana kucağı gibidir. Erken olgunlaşmış bir genç kız kucağı kadar çekici, cazibelidir.
Hassastır. Antalya’nın gözyaşları bile asalet ve estetik ile bezelidir.
Binlerce yıllık mirasa hor davranıldığında ağlar. Doğanın biraz da torpil geçerek sunduğu güzelliklere ihanet edildiğinde ağlar. Geceleri uykuya varmadan önce unutulan teşekkürler için ağlar.
En sıradan malzeme ile yapılmış olanın da, en pahalı makyajın da bu denli yakıştığı bir Kent dişidir. Hem de en alımlısından.
Meltemlerin ılık fırça darbeleri bu Kentin yanaklarında güller açtırır. Her mevsim ayrı bir makyaj yapar. Kış ağır, ciddi bir kadın çıkarır ortaya. Bahar bin bir maceraya hazır işveliye, yaz mevsimi ise tutkulu bir aşk arayan olgun bir dişiye dönüştürür.
Ama, her mevsim bakımlı bir kadın gibidir bu Kent.
Her gidiş, ona dönüş yolculuğunun başlangıcıdır.