- Kategori
- Sağlıklı Yaşam
Alkali beslenme sanatı (III) / Sağlıklı bir yaşamın kılavuzu / ''Beslenmenin diyalektiği' (41)''

Su beslenmemizde çok özel bir yere sahip olan ve insan kütlesinin %55-75'ni oluşturan bir bileşik...
Dokularımızın büyük bir kısmını oluşturan bu bileşim aynı zamanda vücudumuz için, olmazsa olmaz bir madde...O olmadan, bu gezegende hayat olmadığı gibi vücüdumuzun da hayatı ona bağlı!...
Tüm dokularımızın ve hücrelerimizin işlevlerini sürdürebilmeleri için suya ihtiyacı var ve mümkünse en iyisine... Her türlü bakteri ve zehirli kimyasallardan elden geldiğince arınmış ve alkali değeri en yüksek olan su da, bizim için en iyi su!...
Günde en az iki litre suyu, en uygun şekilde tüketmeye çalışmalı. Ve ayrıca çeşitli mineraller içeren maden sularından da, içindeki gazı uçurmak kaydıyla, günde bir iki şişe tüketmek en doğru olanı.
İçtiğimiz suyun, vücudumuzun ısı dengesinden metabolizmanın iyi çalışmasına, sisteme gerekli vitamin, protein ve minerallerin kana ve ordan da hücrelere taşınmasına, yakılan maddelerin cüruflarının hücrelerimizden ve vücudumuzdan dışarı atılmasına, eklemlerimizin oynaklığından, kaslarımızın güçlü kalmasına kadar uzanan çok önemli katkıları var...
Ve bu yüzden vücüdumuzun pH dengesi için, öncelikle, bol miktarda, sağlıklı ve elden geldiğince alkali su su tüketimine çok özen gösterelim!... Ve mümkünse sabah kahvaltıdan yarım saat önce, kalın kabuklu yarım limonun, iyi süzülmüş suyunu katıp, iki su bardağı su içerek güne başlamaya çalışalım!... Ve meyve suyu tüketiminden de elden geldiğince uzak duralım!...
Unutmayalım ki, bol ve mümkün olduğunca kaliteli ve alkali su ya da madden mümkünse, alkali iyonize su tüketme alışkanlığı kazanmak, sağlıklı beslenmenin kapısını daha baştan aralamak anlamını taşır!...
Sevgi değer okuyucunun, şimdi aklından birşey geçebileceğini, örneğin; ''sabah aç karna asitli limonun suyunu içmekle, bu sistemi nasıl alkali olarak tutacağız, burada bir ''yaman çelişki'' yok mu, midemiz aç karına, bu durumdan zarar görmez mi'', diyeceklerini hissediyorum!... Bilmem yanılıyor muyum?...
Şunu söylemek isterim; bazı hastalıklı mideler dışında ve onların da bazıları dışında bir sorun çıkmaz! Yeter ki, kahvaltımızda da asit alkali dengesine uymaya çalışalım; yani yediklerimizin dörtde biri asit yapıcı yiyeceklerse geri kalanı alkali yapıcı yiyeceklerden oluşsun!...
Yanı sıra şunu da özellikle belirtmekte yarar var: Limon asidik gıda olmasına rağmen alkali ortam yaratmayı, etler de alkali gıda olmalarına rağmen asidik ortam yaratmayı destekler!... Bu yüzden de asit/alkali yiyecek listelemelerinde benzer birçok ürün gibi, karşı saflarda yerlerini alırlar!...
Bir genelleme yaparsak; yeşil yapraklı taze ve çiğ sebzeler, taze baklagiller, kalın kabuklu fırınlanmamış ve ısısal bir şekilde kurutulmamış kuruyemişler ve çiğ çekirdekler gibi besinler alkali ortama katkı sunan yiyeceklerdir...
İstenmeyen asidik ortam oluşumunu destekleyen gıdalar ise. et ve işlenmiş et ürünleri, balıklar ve diğer deniz ürünleri, kümes hayvanları, süt ve süt ürünleri, yumurta, tahıllar ve kuru bakliyatlar olarak vücudumuzdaki asidik ortama katkı sunan yiyecek gruplarıdır!...
Ancak şunu da unutmayalım ki bu yiyeceklerin hiçbirinden vazgeçmemiz söz konusu değildir; bilinçli ve seçici bir yaklaşımla, bize uyumlu diyetimizin gölgesinde, örneğin; kan grubumuza uygun yiyecekleri önce seçip sonra da asidik olanları kademe kademe azaltarak, her öğünde de 1/4 asidik gıda ve 3/4'de alkali gıdayı harmanlamaya çalışarak ve de bu şekilde, içerdeki organ ve sistemlerimizi daha fazla yıpratmamaya çalışarak, daha sağlıklı bir yere ulaşabiliriz...
Burda özen göstermeye çalışacağımız bir önemli nokta da, alkali ortama destek veren sebzeleri ve yemişleri ısıl işleme tabi tutmadan, tutulurlarsa da elden geldiğince ''çok düşük ısıda ve az pişirmek, az kavurmak'' kuralına uymaya çalışmaktır!...
Mümkünse bu yiyecekleri çiğ yemek, kızartmadan ziyade de buharda haşlamak bir başka seçenek olarak da kendi suyunda çok kısık ateşde pişirmek, en uygun yöntemlerdir...
(devam edecek)