- Kategori
- Anılar
Almanya Yazıları - 10

Bir Alman Portresi : Otto
Otto ile Tanışmam
Hanımın köylüsü Sülbiye Abla’nın kocası Bünyamin Ağabey tanıştırmıştı beni Otto ile. İri yarı, kollarında dövmeler olan, kılcal damarları bile gözüken kırmızı yüzlü, yeşil gözlü alkolik bir Alman’dı. Alkolikliği ile espri bile yapardı:
-Sadece uyurken içemiyorum. Ama gelin görün ki rüyamda da kendimi çoğu kere içki ve birahane görüyorum.
Futbolu çok severdi. Benim Almanya’da bulunduğum 1988-1994 yılları arasında Nürnberg ‘Bundesliga’ idi. Birinci ligde yani. FC Nürnberg’in iç saha maçlarının çoğuna gittik Bünyamin Ağabey, oğulları ve Otto ile. Bilet bulamadığımız zaman Otto’ya haber verirdik. Otto ne yapar yapar bize bilet bulurdu. Bizdeki gibi şifreli kanalların maç yayınlama geleneği olmadığı için futbol meraklıları stadyumun yolunu tutardı.
Nürnberg stadyumu o yıllarda yeni yapılmıştı. 70 bin kişilik mükemmel bir stad. Maça gelenlerin çoğu bir festivale gelir gibi gelirdi stadyuma. Çocuklarını omuzlarına oturturlar, eşleri yanlarında 90 dakikanın heyecanını yaşarlardı. Holiganları da vardı elbette FC Nürnberg’in. İçkili gelirlerdi gruplar halinde. Bir o kadar da maçta içerlerdi. Hepsinin yeri her zaman sabitti: Kale arkası. Taşkınlık yapsalar da boylarını çok çok aşan tel örgüler yüzünden çıkamazlardı ‘in’lerinden. Zaten en çok polis de o kısımda bulunurdu. Dahası da şu: Maç bittikten sonra (takımları kazansa da kaybetse de taşkınlık alışkanlıkları idi) Holiganlar bekletilir ve tribündeki diğer seyirciler stadı tamamen terk ettikten sonra açılırdı onların kapıları.
…
Otto İle Nürnberg Stadyumu Günlerimiz
Otto ile maça gittiğimizde yerimizi bulduktan sonra Otto tribünlerin girişindeki bira tezgâhlarından bira almaya giderdi. 90 dakikalık maçta en az beş kere bira almak için koltuğundan kalkar, her seferinde de en az üç bira ile gelir, otururdu yerine.
Doğru dürüst maç seyretmediği için Otto, her gelişinde:
-Maç kaç kaç, derdi.
Ramazan Orucuna Saygılı Otto
Bir Ramazan ayında Bünyamin Ağabey’in küçük oğlu Fırat’ın 10 yaş grubu maçı vardı Futbol Okulu’nda. Bana telefon açmış, müsait olup olmadığımı oğlunun maçına gidip gidemeyeceğimi sormuştu. Müsait olduğumu söyleyip hemen hazırlandım. Çıktım. Kapıda bekliyordu Fırat ile. Vurduk yola kendimizi. Şehrin güneyinde, şehrin bittiği yerde büyükçe bir alana kurulmuştu Futbol Okulu. Girişinde tek katlı geniş bir lokal, lokalin ön tarafı onlarca kalenin kurulduğu yemyeşil bir saha. Yaşlara göre gruplara ayrılmış çocuklar kendilerine ait kısımlarda kıyasıya mücadele ediyordu. Alt yapı, dedikleri bu olmalı.
Biz saha kenarından Fırat’ın maçını seyrederken baktık ki karşıdan Otto geliyor. Bir süre sonra yanımıza ulaştı. Yemyeşil gözleriyle gülerek selam verdi bize ve yanımıza çöktü. Sabah sabah ‘depo’yu epey doldurduğu her halinden belliydi. Maçı seyretmeye koyuldu.
Fırat’ı çok severdi. 35’i aşan yaşına rağmen çocuğu olmadığı içindi belki de bu sevgi. Fırat orada doğduğu için Almanca’yı aksansız ve çok akıcı konuşurdu. Hatta diyebilirim ki Otto’dan güzel konuşurdu.
(Alman sınıfında okurdu Fırat, bana haftada iki saat Din Dersi’ne gelirdi. Haftalar almıştı bir Fâtiha’yı ezberletmem. Türkçe’yi evde öğrenmişti. Babası Kayserili olduğu için tipik bir Kayseri ağzı vardı Fırat’ın telâffuzunda.)
Çünkü Bavyera eyaletindeki Almanlar’ın yerlileri aksanlı ve boğuk konuşurdu. Kelimeleri yuvarlarlardı.
Bir ara Otto’nun eli yaka cebindeki sigara paketine gitti. Tam paketi çıkarırken bana döndü:
-Hast du Ramadan, (Oruç tutuyor musun?) dedi.
‘Evet’ anlamında başımı sallayınca:
-O zaman ben Futbol Okulu’nun lokaline gideyim, orada içeyim sigaramı, dedi.