- Kategori
- Güncel
Altı Kere Sekiz: Cevap Yok!

Bir el elbette ses çıkarır ama güçlü bir ses çıkarmak için en az iki ele ihtiyaç vardır. Bugün var olan, işgücünü oluşturan bizler gelecekte yaşlı ve emekli maaşlarıyla hayatını idame ettirebilecek yaşlılar olacağız. Bugün ne kazandıysak bizden sonra varlığımızın, ülkemizin teminatı olan gençlere emanet edeceğiz ve bu işin şakası yok; gerçekten de dün olanlar bu dünyadan göçüp gittiler, gelecek sadece ve sadece gençlerimizindir. Ev aldıysak onlarındır, arabamız onlarındır, paramız onlarındır, kısacası her şeyimiz gençlerimizin daha sonra da onların çocuklarınındır.
Gelecekte ülke yönetimini devralacak gençler, geleceği kuracaklardır. Çocukları ile parklarda uçurtma uçuracaklar, emekli maaşlarından yapılacak kesintilerle bugünün çalışanlarının maaş almalarının garantisi gelecekte bugünün gençleri olacaktır. Bugün fabrikatör olup da gelecekte belki de esamisi okunmayacak devasa maddi güce sahip zenginlere de, siyasetçilere de, memurlara da, işçilere de, bilim adamlarına da bugünün gençleri, çocukları bakacaktır Gençlere yapılabilecek en büyük yatırım eğitim, doğru eğitim olacaktır.
Eğitime dair durumlar; algılanıyor bilemiyorum ama özellikle en başarısız okullar sıralamasında sonlarda bulunan Endüstri Meslek Lisesi ve yeni adıyla Anadolu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin akademik durumları içler acısıdır. Öğrencilerimizle ilgili yaptığımız saptamalarda özellikle dikkat çeken bazı hususlar var ve bunları buradan paylaşmak istiyorum.
Birincisi üniversite sınavına hazırlanan son sınıf öğrencilerimiz 45/4 gibi bir işlemi yapamıyorlar. Son sınıf öğrencileri çarpma, bölme, toplama, çıkarma gibi temel işlemleri yapamıyorlar. Onuncu sınıf öğrencilerinin yarıya yakını çarpım tablosunu bilmiyor. Aynı şekilde dört işlem yapmakta zorlanıyorlar. Matematiksel becerileri son derece düşük ve özgüvenleri neredeyse sıfırlanmış. Matematiksel olarak dört işlem yapamayan öğrencilere sinüs, cosinüs, tanjant, kotanjant gibi kavramlar söylenince uzay mekiğinden bahsediliyor gibi bakıyorlar.
Sınıflarda bulunan akıllı tahtalar nispeten görselliği artırsa da yanaklarda uzun süre radyasyondan dolayı yanma, göz kararması gibi etkiler baş gösteriyor.
Ben, şahsen azmedince yapılmayacak bir şey olmadığını düşünüyorum. Bir öğrenci temel birçok şeyi kendi çevresinde öğreniyor; bisiklete binebiliyor, cep telefonu gibi komplike bir cihazı çok küçük yaşlarda tüm özelliklerini çok güzel kullanabiliyorlar. Bilgisayar oyunlarında harikalar. Evlilik, aşk hayatı konusunda fikirleri var. Normalde kimsenin öğretmediği, ya da bilinçsizce öğrettiği şeyleri öğrenme konusunda mükemmel işler çıkarıyorlar. Neden çocukların başarısız olduklarını anlamakta zorlanıyorum. Normalde çok kolay öğrenilebilecek şeyleri öğrenmemek için direnen gençler, kayıp nesil olmaya doğru hızla yol alırken, öğretmenler çırpınıp duruyor.
Üç boyutlu düşünmenin yetmediği günümüzde mevcut müfredat programları çerçevesinde derslere hazırlanarak giren herkes hayal kırıklığı ile derslerden ayrılıyor.
Türkiye’yi kurtaracak en önemli şeyin kuşkusuz eğitim olduğunu herkes söyleyip duruyor. Gerçekte bir usta, teknik eleman olarak yetişen bir öğrencinin işyeri açma belgesi de ustalık belgesiyle birlikte beraber verilirken öğrenciye iş yapabilirsiniz demek manasına gelen belgeler sıralanıyor. Bu belgeleri alan her öğrencinin işyeri açabilir deniliyorsa, maliyet hesapları, gerçek ve gerçeğe yakın imalatlar yapabilir olmaları gerekiyor. Elbette daha sonra öğrenciler iş hayatına girince zoraki öğreniyorlar ama süre uzadıkça bir elemandan birim süreden kazanç artmak yerine, “stabil” kalıyor. Bu iki şekilde düşünülebilir, okulu bitiren öğrenci uzun süre bir işyerinde çalışarak bir nevi çıraklık yapıyor ve oradan en alt seviyede elaman olarak çalışması isteniyorsa ki belki de onu istiyoruzdur; bu durumda yapılanlar kesinlikle doğrudur; iş bulmakta zorlanan bu kadar gencimiz varken bir de bu gençlerin nitelik ve nitelikleriyle birlikte beklentilerini de yükseltmemek adına yapılan bir plansa bu durumda düzenlemelerin başarısız olduğunu söyleyemeyiz. Ancak Türkiye Sanayisinin uluslar arası pazarların pazarı olmaktan çok, üstlere sıçramaya çalışan bir hedef belirlediysek o zaman ciddi atılımlar yapılması, yapılması düşünülen programlarda kararlı olunması ve kararlılığın süreklilik arzetmesi elzemdir.
Bir ülkenin en değerli varlığı elbette üretim gücü olan insan gücüdür. Aynı şekilde bir şirketin de en değerli varlığı şirketin sahip olduğu nitelikli eleman; usta, mühendis, pazarlamacı, yönetici ara eleman kısacası her şeydir.
Bir şeyler eksik ama nerede hata yapılıyor gerçekten anlamak mümkün değil.