​ Alzheimer olmuş Fenerbahçe! / Futbol / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mayıs '09

 
Kategori
Futbol
 

Alzheimer olmuş Fenerbahçe!

Alzheimer olmuş Fenerbahçe!
 

Son kupanın teknik direktörü Stankoviç...


Maç bitti...

Fenerbahçe gümüş rengine boyanmış madalyalarını boyunlarına asarak Kadıköy'e geri dönüyorlar.

Kupa Beşiktaş'ın...

Bu maçla ilgili yazılacak çok şey var. Ne Mustafa Denizli ne Beşiktaş böylesi bir skor bekliyorlar mıydı? Bence beklemiyorlardı. İlk yarıyı izlemiş herhangi biri için bile bu sonuç inanılmazdı. Ancak Fenerbahçe'nin üzerine öyle bir kupa laneti çökmüş ki ne yaparsa yapsın, hangi kadroyu kurarsa kursun olmuyor. Bugün rakip diyelim ki Beşiktaş değil de Hacettepe olsaydı kupayı kazanabilir miydi, ben hiç emin değilim. Mutlaka bir şey olurdu ve Hacettepe o kupayı alır İlhan Cavcav'a götürürdü.

Aragones Fenerbahçe'ye bir taktik yerleştirmiş. Nedir o?

"Al Selçukcum, ver Deividcim. Al canım Emre, ver Gökhan..."

Bunlar pas yapmaktan artık taktik, atak ve gol pozisyonu üretmeyi unutmuşlar. Hele ikinci yarı için Fenerbahçe adına söylenecek tek bir şey var bu takım bunamış.

"Yani neye benzemiş?"

Centilmenlik bizde kalsın daha fazla ileri gitmeyelim.

Beşiktaş'ı kutluyorum. Gerçekten son altı maçta Fenerbahçe'nin yapamadığını buldukları sekliyle değerlendirip farka gittiler. İşte futbol budur.

Fenerbahçeliler Beşiktaş'a aynı zamanda teşekkür de etmelidir. Ne için? Anlayan anlamıştır. Tabii inşaallah anlamıştır. Anlamamış olabilir mi? Yoksa?

Al gülüm, ver gülümle bir maç kazanırsın; ikincisini de böyle farklı kaybedersin. Üç pasta gol atabiliyor musun hoca? Sonuç var mı?

Fenerbahçe'nin yenik duruma düştüğünde maçı çevirecek bir taktiği var mı? Yok. Koca bir sezon bunun üzerine düşülmez mi? Düşülür de, aktif, dinamik, kıpır kıpır bir adam olacak, yapacak. O zaman takım da aktif olur, dinamik olur. Aklı olur.

<ımg title="Fenerbahçe-Beşiktaş" src="http://www.htspor.com/2009/05/13/galeri/146610/33_k.jpg" border="0">

Hocan ne ise sen de o oluyorsun.

"Aman yavaş oynayalım çocuklar."

"Durun biraz düşünelim."

"Neydi, ne oynuyorduk biz çocuklar?"

"Yahu ben kupa adamıydım. Yoksa o ben miydim?"

"Çocuklar Gökhan Gönül stoper miydi, yoksa sağ açık mıydı? Forvet miydi?"

Yazık işte. Bütün Fenerbahçelilere çok yazık oldu. Galatasaray hocasını gönderdi, Trabzonspor gönderdi. Bursaspor gönderdi. Beşiktaş gönderdi. Fenerbahçe şu adamı gönderemedi. Demek ki yönetimi de kendine benzetti hoca.

Aman aklınızı koruyun. Sizi de kendisine benzetmesin bu hoca.

Büyük hoca. Aman kaçırmayalım.

Uzay Gökerman

<ımg title="Fenerbahçe-Beşiktaş" src="http://www.htspor.com/2009/05/13/galeri/146610/1_k.jpg" border="0">

Bundan sonrası nostalji... Okumaya gerek yok...

O yıl ortaokulu bitiriyor, 14 yaşıma giriyordum. Ali Şen başkanlığında ve Stankoviç teknik direktörlüğünde Fenerbahçe lige beş TSYD kupasını alarak başlamış, devre arasında Donanma Kupası'nı da alarak kupa sayısını ikilemişti. O sene Fenerbahçe Stadı açılmış, Fenerbahçe yıllardır ligde yenemediği Trabzonspor'u evinde 4-2 yenmiş ve ligi de onun önünde lider götürüyordu.

O yıl Fenerbahçe bir Haziran günü Ali Sami Yen Stadyum'nda Galatasaray ile kader maçına çıkacak; ilk yarısını 3-1 geride kapatıp, ikinci yarının hemen başında bir gol daha yiyerek 4-1 yenik duruma düştüğü maçı 4-4'e getirerek bir tarih yazacak ve ligi şampiyon bitirecektir.


<ımg src="http://www.turkfutbolu.net/fenerbahce/images/82sam.jpg">

Tam 26 yıl önce Fenerbahçe o sezon dördüncü kupasına Mersin İdman Yurdu'nu yenerek ulaşacak, o günden sonra da o kupayı beş defa oynama başarısı gösterdiği finallerde rakiplerinin elleri arasında görecektir.

Yıl 2009, ben kırk yaşıma girmişim, Fenerbahçe, Beşiktaş ile 1983 yılında kazandığı kupadan sonra altıncı defa final oynuyor.

Artık bu kupayı kazanması gerekiyor.

Fenerbahçe'nin bundan çok daha kötü sezonları oldu. Onlara da şahit oldum. Ancak 1998'den Fenerbahçe'de çok yapısal değişimler yaşanmaya başladıktan sonra ilk kez öğrenilmiş, tecrübe edilmiş başarısızlık bir kere daha tekrarlanınca insan ister istemez sezonu farklı şekillerde sorguluyor. Ligdeki pozisyonun hali ortadayken elde kalan tek başarının kupa olması, bugün tüm Fenerbahçelileri bu maçtan başka hiçbir şey düşünemez hale getiriyor.

Bu bir final maçı olduğu için havası tamamen farklı olacaktır. Hele üzerine bir de derbi etiketi eklendiğinde duble stres yüklü bir maç izliyor olacağız.

"ikide bir yeniyoruz" ya da "ikide bir yeniliyoruz" psikolojisi

Fenerbahçe'nin son 6 maçta rakibine karşı kurduğu 2-1'lik üstünlük bir tarafta "ikide bir yeniyoruz" diğer tarafta da "ikide bir yeniliyoruz" psikolojisi yaratmıştır. Derbilerde böyle havaların hep terse döndüğüne şahit olduk.

Ancak bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor, son yıllarda Fenerbahçe'nin öyle ya da böyle derbileri farklı oynamaya başlaması hatta bilinen bütün teamülleri yıkması.

Aragones'in karnesine baktığımızda uzun soluklu liglerde başarısız, kupalarda da başarılı olduğunu görüyoruz. Bu Fenerbahçe hanesine bir artı olarak yazılabilir.

Beşiktaş'ın bir dezavantajı da içinde bulunduğu lig mücadelesi. Bugün Avrupa'nın en güçlü ve en profesyonel takımları bile bu iki kulvarı bir arada götürmekte zorlanıyor. Beşiktaş'ın bugün bulunduğu pozisyona küçük takımları saf dışı ederek geldiğini, ligin üst sırasında bulunan takımlara karşı galibiyeti bile olmadığını geçen hafta Ligimizin ilginç istatistikleri... başlıklı yazımızda incelemiştik. Beşiktaş bundan daha fazla bir takım değil, asla da olmadı.

"Peki Fenerbahçe'nin abartılacak bir tarafı var mı?"

Kuşkusuz var. O da çok ilginçtir Güiza'dır. Bir iki yazı önce onun girdiği pozisyonların üçte birini gole çevirse bugün Fenerbahçe'nin pozisyonunun çok farklı bir yerde olabileceğini yazmıştım. Aynı şey iki sene boyunca Kezman için geçerliydi. Bakın Barcelona'da Henry, Et'o girdikleri pozisyonları gol yapabildikleri için bugün Barcelona ligde şampiyon, Avrupa'da da finalist. Güiza iki Beşiktaş maçında pozisyon buldu ve aynı vuruş tekniği ile Beşiktaş'ı avladı.

"Yani?"

Fenerbahçe oyun karakterini sahaya yansıttığında çok ciddi gol pozisyonları yaratıyor. Galatasaray da sahip olduğu gol ayakları sayesinde hem çok gol attı, hem de pozisyon buldu. Ancak onu takım olamamak yıktı.

Beşiktaş'ın böyle bir yeteneği ve gücü de yok. Ancak yaşlı da olsa dirençli bir orta sahası var. Zaten bu blok ileri uçla birleştiği anda rakiplerine basarak, hataya zorluyor. Beşiktaş bu haliyle bir Orta Avrupa takımı haline geliyor. Maç boyu eğer psikolojisi bozulmazsa, disiplini ile son on beş dakikada maçları çözüyor.

Ancak kilit burada sıkışıyor işte. Beşiktaş karşısında Fenerbahçe'yi gördüğünde ortada ne disiplin kalıyor ne psikoloji. Özellikle, İbrahim Üzülmez ve Toraman'ların derbileri kaldıramadığı yaşanmış bir tecrübe.

Gordon Milne döneminde Beşiktaş bir seri yakalamıştı. Yedi maç üst üste Fenerbahçe'yi yenerek, aradan 1988-89 sezonundaki kupayı da kazanarak büyük bir üstünlük sağlamıştı. Fenerbahçe şimdi bunu egale etmeye yakın duruyor.

Son olarak...

Derbilerin sonucu belli olmaz, iyi olan kazansın falan gibi yuvarlak laflar etmeden diyorum ki;

<ımg alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2009/05/13/fft16_mf241159.Jpeg" align="left">

"Artık yeter, 26 yıllık bekleyiş bitsin ve kupa Fenerbahçe'nin elleri arasında yükselsin ve onun olsun."

Uzay Gökerman

Bu blog Canlı Maç Anlatımı sayfamızda da yayınlanmaktadır

 
Toplam blog
: 2033
: 1268
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

"Keyif verici bir yalnızlık" olarak gördüğüm yazma serüvenimin en önemli merkezlerinden bir tanes..