- Kategori
- Sosyoloji
Amerika = metamorfoz (3)

Buradaki davul, oradaki ses
Bir de eğitim düzeyine bakmaksızın, pek çok Türk, Türkiye’de kendilerine teklif edildiğinde asla yapmayacakları işleri Amerika’da yapmaya gönüllü oluyorlar. Kendi ülkelerinde gururlu davranan insanların, başka bir ülkede bu inandıkları değerlerden fedakarlık etmeleri, ‘Ne iş olsa yaparım abi’ mentalitesine mahkum bir hayat yaşamaları oldukça düşündürücü. Özgürlüğünü bile riske atıp Amerikan göçmenlik kanunlarının boşluklarından yararlanarak Amerika’da yaşamını devam ettirenler arasında bakalım kimler var:
• Amerikan limanlarından birine gelince gemiden atlayarak izini kaybettirenler ve pasaportlarını yakanlar,
• Öğrenci vizesiyle gelip okula gitmeyip çeşitli nedenlerle kaçak kalmayı göze alanlar,
• Kanunen oturma izni olmamasına rağmen, Yesil Kart Çekilişlerine katılıp belki çıkar ümidiyle kadere karşı direnenler,
• Çocuk bakıcısı olarak gelip yanında çalıştığı aile tarafından sokağa atılanlar ya da ülkeden çıkarılmayı bekleyenler,
• ‘Yakında çalışma izni (H-1 ya da L1 Vizesi) alınacak’ vaadiyle çok düşük bir ücretle hiç bir sosyal güvenceleri olmaksızın çalışmayı kabul edenler,
• Kendilerinden daha önce gelenler tarafından sömürülenler,
• New York, Long Island ve New Jersey’e yayılmış olan Türklerin sahibi olduğu hemen hemen bütün benzin istasyonlarında vergisiz, saati 6 dolardan günde 12 saat pompa başında benzin basan ve hatta aynı benzin istasyonunun içinde yatan öğrenci ya da kaçak Türkler,
• Türk kebapçı ve restoranlarında, Meksikalı tarla işçilerine yapılan köle muamelesine benzer bir şekilde muamele edilerek çalıştırılan ve bazen de taciz olaylarıyla karşı karşıya kalan ama bahşiş için saatlerce ayakta çalışan üniversiteli garson, kasiyer genç kız ve erkekler,
• Türk yemeklerini Amerika’ya kendi kapasitesi (!) ölçüsünde tanıtan ahçılar,
• Manhattan sokaklarında arabada meyve ve sebze satarak hem geçimini sağlayan hem de hoşlandıkları bayan müşterilerle konuşma fırsatı kollayan sokak satıcıları,
• Türklerin işlettiği ve önemli miktarlarda paraların döndüğü inşaat şirketlerinde öğretmen, büro müdürü ya da o firmada çalışan mühendislerden daha çok para kazanan, yıkım işleri yapan, fayans, yerkarosu döşeyici ve tuğla örücü, boyacı, tesisatçı, marangoz, işçi, usta ve daha iyi iş çıkar ümidiyle ırgat gibi inşaat mühendisliği yapanlar,
• Limuzin, taksi ve kamyon şöförü olarak çalışanlar,
• Hamallık yapanlar,
• Halıcılık, altın-mücevher sektörlerinde çalışanlar,
• Hediyelik eşya satanlar,
• 10 dolarlık elbise magazaları işletenler ve çalışanlar,
• Gayri-resmi olarak göçmenlik kağıtlarının işlemlerini avukat gibi takip edip işi bilmeyenleri ve yeni gelenleri çeşitli vaatlerle kandıranlar,
• Camilerde ve diğer kültürel derneklerde cemaat yaratmak için parayla tutulanlar ve daha pek çok alanda benzer şekillerde çalışanlar ve daha niceleri…
Sosyal iletişime ve kendi eğitimlerine yeterince zaman ve maddi kaynak ayıramayan, çoğu düşük ücretle ve ağır tempoyla çalışan bu gurup içinde yer alan Türklerle, eğitim ve refah düzeyi daha yüksek olan kesimlerdekiler arasındaki uçurum oldukça büyüktür. Ama Türkiye'den davulun sesi yine de farklı duyulur. Cebindeki yeşil banknotun gücüyle pembe pembe gördüğü ütopik rüyaların sarhoşluğunda sayıklayan, yalan dünyanın insanlarını dinler Türk insanı. Amerika'da dev ağaçlarda dolarlar toplanmayı beklerken, gözleri kamaştıran altın kaldırımlar caddeler boyu uzanmaktadır onlar için. Tek başlarına sahip olma hırsıyla doludur içleri. Uzaktan gelen davul sesine zurna da karışır çoğunlukla... Vatan da unutulur, vatanı satan da...
Bu kadar çok Türk’ün bir arada yaşadığı ve çalıştığı bir ülkede, genel olarak Türk toplumunun sosyal haklarının ve lobileşme hareketlerinin geliştirilmesi açısından çok daha büyük adımlar atılması gerekirdi. Anlaşılan şu ki, bu zamana kadar bir arpa boyu yol alınmamış. Kaliforniya ve diğer eyaletlerindeki temsilciliklerimiz ve en kalabalık Türk nüfusuyla New York ve New Jersey’i içine alan Konsolosluk ve Türkevi başta olmak üzere, bunlarla bağlantılı olarak hizmet verdiği varsayılan çoğu Türk dernekleri ve toplum hizmet kuruluşları, bireysel olarak faaliyetlerinde ne yazık ki yıllardır yetersiz kalmışlardır. Birlik, beraberliğin ve karşılıklı dayanışmanın olmadığı bir toplumda, verilen ya da verilmek istenen hizmetler amacına ne yazık ki ulaşamamıştır.
Bütün barışcı ve iyi niyetli çabalarımıza rağmen, Amerika’da hala ‘köylü ve barbar’ Türk imajını, ne yazık ki, hala silemedik. ABD’de bu kadar varlıklı ve eğitimli Türk yaşadığı halde, yerel seçimlerde toplumun varlığını gerçekten temsil edecek ne bir toplum lideri, ne de bir kayıtlı seçmen kitlesi bulunuyor. Başta Yahudiler, Yunanlılar ve Ermeniler olmak üzere, Latinler (Latin Amerikalılar ve İspanyolca konuşan herkes), Çinliler, Hintliler ve diğer göçmen kökenliler çok güçlü lobiler oluşturuyorlar ve milyonlarca dolarlık maddi destekleri arkalarına alıyorlar. Amerikan iç ve dış politikalarına bu bahsedilen lobiler yön veriyorlar, yani aslında dünyadaki milyonlarca insan, bu lobilerin izlediği, çoğunluğu ya tek taraflı ya da karşılıklı ‘danışıklı dövüş’e dayanan politikaların egemenliği altında ve belirlediği yolu, kendi “alın yazıları” olarak kabul edip yaşıyorlar.
Türk milleti de, Türkiye ve dünya konusunda cahil kalmış, Amerikan kongresindeki senatör ve temsilcilerin insafına (!) sığınarak ve Demokles’in hangi kılıcının ne zaman, nerede ve daha ne kadar başının üzerinde duracağını bilmeden, büyük bir safiyetle ya da vurdumduymazlıkla yaşamağa uzun bir süreden beri devam etmektedir…
Bu gelişmelerin Türkiye’yi nereye götürdüğünü görememekten daha büyük bir zavallılık olamaz herhalde…
Nereye ?
Siz itiraf etmezseniz, ben size söyleyeyim.
Gaflet ve delalete...
(Devam edecek...)
Alp İçöz, M.A.
Eğitimci Yazar
JOURNALTA
The Journal of Turkish Americans