- Kategori
- Dünya
Amerikalı gördü, biz de görelim; asıl katiller silah tüccarlarıdır

dirilispostasi.com'dan...
Şaka gibi, Zaytung haberi gibi bir haber:
"Kolombiya ve silahlı örgüt FARC arasında 2 yıldır süren ateşkes anlaşması, Kolombiya Ordusu’nun yaptığı hava saldırısı ile bozuldu. Dağlık bölgedeki FARC üssüne yapılan saldırıda 26 FARC üyesinin öldüğü belirtildi... Adının açıklanmasını istemeyen Kolombiyalı bir gazeteci, 'Uzun yıllardır barışmak için mücadele ediyoruz. Silah tüccarları barış sürecini bitirdi.' dedi" (dirilispostasi.com, 24/05/2015)
Sanki silah tüccarlarını suçlamak için uydurulmuş bir haber gibi gözüküyor. Meğer Kolombiya'da gerçekten böyle bir örgüt ve bir çatışma varmış!
Dönelim Türkiye'ye...
Gaziantep’te, akrabaların, “boşanma” tartışmasında silahlar çekiliyor; 5 ölü, 3 ağır yaralı...
Yakını öldürülen, “tetiği çekeni” öldüremezse, yakınının “kanının yerde kalacağını” düşünüyor. Tek katil olarak “tetikçi”yi görüyoruz.
Peki, o silah nereden geldi, tetikçinin eline nasıl geçti? Bu silahlanma çılgınlığı ne? Bunları sorgulamak “sağduyu”, “bilgi birikimi”, “ince düşünce”, “üst şuur” gerektiriyor.
Amerika’da canlı yayında öldürülen gazetecinin babası, “silah lobisi”ne savaş açmış!
Öldürülen gazeteci Alison Parker’ın babası Andy Parker, sadece tetiği çekeni değil, onun arkasındaki asıl sebebi, asıl suçluları da görüyor. Acılı baba, “Silah lobisini yenemeyeceğimiz görüşü yanlış. Evet yenebiliriz. Yenmek zorundayız ve eninde sonunda yeneceğiz.” dedi
Şuur budur!
Türkiye’de, Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Afrika’da… Vs. bütün İslam coğrafyasında öldürülenlerin, katledilenlerin asıl katilleri “silah üreticileri”dir.
Bunu görelim; silah satmak, kasalarını doldurmak için teröristleri kışkırtan, devletleri ikna eden silah tüccarlarıdır.
Kavgalar, çatışmalar, husumetler, düşmanlıklar olsun, tırmansın ki silah satabilsinler!
Kavgamız silah tüccarlarıyla olmalı!
x x x
ASKER SİYASETİN ÖNÜNE GEÇTİ(!)
“Askerî vesayeti gerilettik”, hatta “askeri vesayet bitti” denilirken, askerler siyasetin ve siyasetçilerin önüne geçti.
Bütün Türkiye, resimleriyle, videolarıyla gördü…
Galiba, binbaşı rütbesinde bir asker, yanında astları; Cizre’ye doğru giden, içlerinde mevcut hükümetin de iki Bakan’ının olduğu HDP milletvekillerini durdurdu… İlerlemelerine de, ilçeye girmelerine de izin vermedi.
Burada, “bunlar HDP’li, PKK’nın uzantıları” deyip sevinebilirsiniz…
Ama iş öyle değil!
Onların yerinde başka muhalefet parti milletvekilleri, hatta AKP’nin vekil ve Bakan’ları gelse de geçemeyeceklerdi…
Çünkü gerekçe “güvenlik”, “güvenliğiniz tehlikede” bahanesi…
Tabii oradaki binbaşı, kendi başına karar vermiyordu… Ona bu cesareti veren mutlaka İçişleri Bakanı ve onun bağlı olduğu Başbakan’dır.
Yanlış yaptınız…
Askerin siyasetin önüne geçmesine izin verdiniz! O “iznin”, bir gün size karşı da kullanılabileceğini hesap edemediniz!
x x x
TUHAF BİR DAVA VE YAKALAMA KARARI
Dün öğleden sonra ajanslara şöyle bir haber düştü:
“Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim’in, Galatasaray Spor Kulubü’nün eski başkanı Ünal Aysal ile aralarındaki mesajlaşmaların yayınlanması nedeniyle yaptığı şikâyet üzerine açılan ‘haberleşmenin gizliliğini ihlal’ davasına dün devam edildi.
Terim’in avukatı ‘Rasim Ozan Kütahyalı ısrarla duruşmalara katılmamaktadır. Hakkında yakalama emri çıkarılmasını talep ediyoruz’ dedi. Duruşma sonunda mahkeme, sanık Kütahyalı’nın savunma vermekten kaçındığını belirterek Kütahyalı hakkında yakalama kararı çıkarılmasına karar verdi.” (Milliyet)
Bildiğimiz kadarıyla,“davacı”nın da“davalı”nın da iktidara yakınlıkları tam, varlıkları ve gelirleri muazzam… Hâl böyle olunca, bu “dava”dan ne çıkar?
Can Yücel Usta’nın, “Bir Cin Şiiri” başlıklı mısraları geldi aklıma… Okuyalım:
Davacı zengin, davalı yoksulsa,
Zenginden yana işler yasa…
Davacı yoksul, davalı zenginse,
Davalıda kalır yine nizalı arsa.
Davacı da davalı da zenginse,
Özür diler çekilir aradan kadı.
Davacı da davalı da yoksulsa, bak,
İşte o zaman bulur yerini hak.