- Kategori
- Siyaset
Anayasa değişiklikleri paketi hakkında

Bugün gazetelerde Anayasa değişiklikleri ile ilgili planlanan bazı maddeler yazıyordu. Bu haberlere göre "referandum" hükümleri değiştirilirken, tepkileri azaltmak için değişiklik paketinin içine halkın hoşuna gidecek bazı hükümler de eklenecekmiş.
İlk olarak parti kapatmaların zorlaştırılması söz konusuymuş. AKP kendisine açılan kapatma davasının hemen ardından bunu gündeme getirdi. O zamana kadar ne acele ediyor, ne de sık sık dile getiriyordu. Parti kapanmaktan kurtuldu ve Anayasa Mahkemesi, AKP'nin "laikliğe karşı odak durumuna gelmiş bir parti" olduğuna karar verdi. AKP de o hükümden hemen vazgeçti. DTP'ye açılan kapatma davası hiç umurlarında olmadı bile diyebiliriz.
DTP'nin siyaseti terör üzerinden ilerlese bile, bugüne kadar partileri kapatmak neye çözüm oldu? DEHAP, HADEP, DTP... Bunlar farklı partiler gibi görünse de kimse kendisini kandırmasın, hepsi birbirinin aynısıydı. BDP de aynı. Fakat sorun olan şu ki, o zaman da kendi partisine açılan davadan dolayıydı, şimdi de "halkın hoşuna gitsin" diye parti kapatmayı zorlaştırmanın gündeme getirilmesi. AKP bu isteğinde samimi değil bence.
Türkiye Milletvekilliği müessesini getirmek istiyormuş AKP bir de. Bunu arada bir belirtiyorlardı. Anayasa'da açıkça bellidir, Siirt'ten seçilen milletvekili de Türkiye'yi temsil eder orada, İstanbul'dan seçilen de... AKP ilk seçiminden sonra, Abdullah Gül'ün başbakanlığı döneminde anayasaya bir hüküm koydu. "Bir ilin meclisteki tüm koltukları boşalırsa, aman koşa koşa gidin seçime..."
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku öğretim üyesi Doçent Levent Gönenç'ten ders alıyordum ben üç yıl önce. O zamanlar kendisi derslerinde bunu açık açık söyledi: "Bu hüküm kendi içinde çelişmektedir" diye. Türkiye Milletvekilliği'ni de çok da gereği olmayan bir şey olarak görüyordu, ben de kendisiyle aynı fikirdeyim. Bu sistemle partilerin %10 barajından etkilenmesi önlenecekmiş. Pardon da, elinizden tutan mı var? Barajı indirin doğrudan, böyle çetrefilli işlere girmek yerine. Böylece partiler barajdan çok etkilenmesin ve daha çok görüş kendisini TBMM çatısı altında ifade etme olanağı bulsun.
Yarı Başkanlık Sistemi de paketin konularından biri olabilirmiş. Tayyip Erdoğan'ın niyeti, yetkileri arttırılmış ve halk oyuyla seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olmakmış... Şaşırtıcı değil, kendisi yapısındaki birinin bugünkü kadar sembolik yetkilerle yetinmesini beklemek hayalcilik olur. Her gün konuşup, her yere çatabileceği yetkiler isteyecektir mutlaka. Cumhurbaşkanının bugünkü haliyle halk tarafından seçilmesi ülkeye ek bir masraftan başka bir şey değil. Üstelik türlü sakıncaları da doğurur. Yasama, yürütmenin başına beni halk seçti der, yürütme de "beni de halk seçti" der. Halktan nasıl oy isteyecek cumhurbaşkanı adayı?
"Ben kurumları çok güzel uzlaştırırım, öyle de güzel veto ederim ki, bu kadar olur..."
Fakat bir sistem değişikliğinin de hoş olmayacağı düşüncesindeyim. O yüzden yapılması gereken cumhurbaşkanı seçimi işini yine meclise vermektir.
Gelelim bu Anayasa Değişim Paketi'nin içindeki asıl mevzuya. "Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısı değişsin, biz de oraya adam seçelim..."
Oldu! Geçen gün yazdım, bir bakanın orada olması bile yargı bağımsızlığına aykırıyken, bir de siz oraya üye seçeceksiniz. Yargı'yı baskı altına almak istiyorlar, bu bir sır değil. Hoşlarına gitmeyen kararlar çıkıyor çünkü yargıdan, geçtiğimiz senelerde "Anayasa Mahkemesi kararlarını veto yetkisi verilsin meclise" demişlerdi. Bana göre çok da ayrıntılı yazmaya gerek yok bunun hakkında. Tek kelime yetiyor: Saçmalıyorlar.
Mahkeme kararlarına veto yetkisi meclise verilebilir mi? Hangi mantıklı, aklı yerinde bir insan bunu savunabilir? Yürütme ve yasama'nın yargı üzerindeki yetkilerinin tamamının sıfırlanması gerektiğini düşünüyorum ben açıkçası, yargıyı biraz kendi haline bırakın, size de iyi gelir belki.
Son olarak, İngiltere Milletvekili George Galloway "Mısır'ın da İngiltere'nin de Erdoğan gibi bir başbakanı olmasını dilerdim" demiş. Görünce aklımdan tek bir cümle geçti: Alın sizin olsun.