Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Nisan '10

 
Kategori
Siyaset
 

Anayasa taslağının zırt dediği yer

Anayasa taslağının zırt dediği yer
 

Hükümetin getirdiği Anayasa değişikliği “paket”inin özü iki cümleden ibarettir: Türkiye’yi yönetme görevini üstlenmiş bulunanlar, yapıp/ ettiklerinin “yargı denetimi”nden geçmesini istememektedirler. Hukuk denetiminin dışında, istedikleri gibi ve diledikleri yönde, keyiflerinin kendilerine önerdiği şeyi yapma imkânının peşindedirler… Demokrasinin temelini oluşturan kuvvetler ayrılığı ilkesini rafa kaldırmayı hedeflemektedirler. İşte Hükümet’in yol haritasını belirleyen temel düşünceler bunlardır. Oysa demokratik sistem, başlı başına bir denetim rejimidir.

Demokrasilerde “egemenlik milletindir…” Ve Anayasamızın 6. maddesine göre Türkiye halkı, egemenlik hakkını Anayasal organlar vasıtası ile kullanır. Sözü edilen Anayasal organların en başta gelenleri ise, yasama [TBMM], yürütme [hükümet] ve yargı [mahkemeler]’den ibarettir. Yargı mekanizmasının tepesinde de Yüksek Yargı olarak isimlendirilen, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, TBMM’nin çıkarttığı kanunların hukuka uygunluğunu denetler. Bir de ülkeyi yöneten görevlileri, hukuka aykırı fiilleri nedeniyle “Yüce Divan” sıfatıyla yargılar… Danıştay, idarenin [yani başta hükümet olmak üzere yönetim erkini kullanan her türlü kamu organının] eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetler. Mahkemeler ise, bilindiği üzere, kişiler arasındaki hukuki uyuşmazlıkları çözümler ve suç işledikleri iddia edilen kişileri yargılar. Açıkça görüleceği üzere yargının birinci işlevi, hukuka uygunluk denetimidir. Türkiye’nin yaşadığı son Anayasa krizinin temel nedeni ise, bu “hukuka uygunluk denetimi”ni kabullenememekten doğmaktadır. Yargının adil bir biçimde işleyişinin temel koşulu tarafsızlıktır. Tarafsız olmayan bir yargının adaleti tesis edebilmesi mümkün değildir. Yargının bağımsız olmasının en önemli koşulu ise, O’nun hiçbir güce bağımlı olmadan kararlarını oluşturabilme imkânına sahip olmasıdır. Bu imkânın adı ise, Yargı Bağımsızlığı’dır… İşte, “zurnanın zırt dediği yer” bu noktadadır!..

İktidarı tek başına elde etmiş bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi’ni yönetenler işlerine yargının karışmasını hazmedememektedirler. Hükümetin yapıp/ ettiklerinin yargı denetimine tabi olmasına katlanamamaktadırlar. Rejimin en temel unsurlarından birisi olan laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı durumunda olan bir siyasi partinin, icraatlarını yargı denetimi dışında sürdürmeyi istemesi kadar doğal bir şey de olamaz. İşte meclis başkanlığına sunulan Anayasa paketinin temel hedefi, sözünü ettiğimiz bu “isteği” Anayasa metni içine yerleştiren [Başbakan’ın deyimi ile] bir “hap”tan ibarettir… Türkiye halkı bu hapı yutacak mıdır? Mesele buradadır… Cumhuriyet Devrimi, kendi kurumları ile kendisini savunabilecek midir?.. Problem bu noktadadır… Tam bağımsız ve laik Türkiye Cumhuriyeti, İstiklal Savaşı sonrasında ulu önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından inşa edildi. Aradan bunca yıl geçti. Eğer bu yapı, aradan geçen bu uzun zaman içinde kendisini her nevi tehdide karşı koruyabilecek gücü ve yeteneği kendi içinde yaratamamışsa, bu halk, Cumhuriyet rejimine layık değildir, demektir… Çünkü Cumhuriyet, “<ı>Atam sen kalk, ben yatam, ” edebiyatı ile savunulmaz. Atatürkçülük, Atatürk ilkeleri ortadan kaldırılırken, Cumhuriyet rejimi beşiğinde tıngır mıngır sallanırken ve demokrasinin temel ilkeleri bombalanır, yargı bağımsızlığı iğdiş edilirken ortaya konacak bilinçli ve örgütlü mücadele ile savunulabilir. Bu nitelikte bir mücadelenin neferleri olmadan Atatürk’ün emanetini taşıyabilmek mümkün değildir… Ötesi boş laftır, geviş getirmektir ve açıkça ifade etmek gerekirse, o emanete yönelik eylemlerin odağında yer almaktan ibaret olan, müstakil bir ihanettir… http://www.soruyusormak.com/ http://www.dnm-ler.com/ http://www.kitlecizgisi.com/
 
Toplam blog
: 913
: 485
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..