- Kategori
- Deneme
Anılar arasından bir Mektup

“O tam bir Anadolu bilgesi gibi Türk Devrimi’nin ve Anadolu aydınlanmasının tarihi köklerini açıklıyordu.”
GEÇMİŞLE GELECEK ARASINDA[1]
İzmir, Ekim 2003
Merhaba Değerli meslektaşım,
Geçen günkü telefonun beni çok mutlu etti.
İnsan hareketli bir yaşamdan duragan bir yaşama geçince gerçekten sıkıntılı günler yaşıyor:
/acaba/
/ aşkları da devralır mı/
/ kap nakli yaptıranlar/
diyor Yılmaz Erdoğan bir şiirinde.
Bilemiyorum ama , benim eski tutkularım sürüyor hala. Kaybolup gitmedi eski kalbimle.
Bugünlerde usta yazar Fakir Baykurt’un “Eşekli Kütüphaneci”[2] sini okuyorum .
Kitaptaki “Çökek Köyündeki İşler”[3] öyküsü bugün ülkemizin önemli bir şarap markasının
Ürgüp’ün köylerinde kooperatifleşme ile nasıl doğduğunu anlatıyor. Bu yazı “tarım kooperatifçiliğimiz” ve “şarapçılığımız” açısından tarihsel doküman niteliğinde. ürkiye Koop Dergisi’nde yayınlarsanız, sanırım rahmetli Fakir Baykurt’un ruhu da şenlenecektir.
Fakir Baykurt’la 1986’da Almanya’da Main TV’sinde karşılaşmıştık. Ben Main’a henüz gelmiştim. Dostlar, akşam Main TV’sinde Fakir’in canlı yayına çıkacağını haber verdiler. Bir grup arkadaşla canlı yayının gerçekleştirileceği TV stüdyosuna gittik. Baykurt, iki saate yaklaşan sorulu –tartışmalı söyleşisinde Anadolu aydınlanması üzerine nefis bir konuşma yaptı. Baykurt, o günlerde Almanya’nın kendisine verdiği bir görev karşılığında yaşamını Frankfurt’ta sürdürüyordu; çünkü 12 Eylül sonrası Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmıştı. Almanya’daki ayrılıkçı gruplar onun Türkiye aleyhine konuşması üzerine o kadar tuzak sorular sormalarına karşın, o tam bir Anadolu bilgesi gibi Türk Devrimi’nin ve Anadolu aydınlanmasının tarihi köklerini açıklıyordu.
Programdan sonra rahmetli dostum Mehmet Sinanoğlu’nun işlettiği bir doyumevinde geç vakitlere kadar, bir grup arkadaşla birlikte sohbetimizi sürdürdük. O günden aklımda kalan en önemli sözü şu olmuştu: “Ayhan Bey, elbette Türkiye’de ben de herkes gibi zengin olabilirdim. İsteseydim olurdum da. Ama ben tüm halkla birlikte zengin olabilmenin yollarını aradım. Öğrencilerime, vatandaşlarıma beraber üretme ve beraber bölüşebilmenin yollarını açıklamaya çalıştım. İlginçtir hala resmi makamlar : “Sen kendi işine bak. Gerisine karışma” diyorlar”.
*
“Çökek Köyünde İşler” öyküsünün ilk paragrafı şöyle başlamaktadır :
“Mustafa Bey köylere yalnız kitap götürmekle yetinmiyor, öğretici filmler, özellikle de kooperatifçiliğe ilgilerine uyandırmaya çalışıyordu. Bunları yaparken, bir yandan da kooperatif kurma işini ele aldı. O çevrede iyi bağ oluyor. Bu aklı sarılı toprakların hele biraz güne karşı bölümlerinde üzümün özsuyu daha bağlar bozulmadan güneşin olanca yararlı ışınlarıyla özleşip mayalanmaya başlıyor. O nedenle Ürgüp, Avanos, Nevşehir yanlarının üzümü her yörenin üzümünden çok sulu ve mayalı oluyor. Ama kilosunu ancak on kuruşa satabiliyorlar. On beşe satamıyorlar. Kooperatifçilik kitaplarının en çok okunduğu Avcılar köyünde bir üzüm kooperatifi kurdu Mustafa Bey.
O şimdi Ürgüp Tahsinağa kitaplığı’ndaki masasında iki saat oturmuyor. Köylere kitaplık açmak , kitaplık açılmayan köylere eşekle, katırla kitap ulaştırmak, böylece çocukları, kadın erkek bütün yurttaşları okutmak için gövdesine beş kişinin gücünü doldurmuş gibi bu görevin üstüne gidiyor. Kimi zaman kuşlardan hafif duyumsuyor kendini. Kanatlarını kaldırıp uçmak istiyor.”
Yazıda adı geçen Mustafa Güzelgöz(1921-2005),![]()
50’li ve 60’lı yıllarda, eşeklerine yüklediği sandıklar dolusu kitaplarla, susuz, elektriksiz, yolsuz, Ürgüp ve çevresindeki köylere kütüphane hizmeti götüren, halkının mutluluğu, huzuru ve refahı için çalışan dünya’nın ve Türkiye’nin ilk eşekli kütüphanecisidir. Eşekli kütüphanecinin yaşam öyküsünü, Fakir Baykurt, Eşekli Kütüphaneci adlı eserinde romanlaştırmıştır. Ayrıca yazar Ahmet Şerif İzgören "Süpermen Türk olsaydı Pelerinini Annesi bağlardı" adlı kitabının girişimcilik bölümünde Mustafa Güzelgöz'ün hikâyesini anlatmaktadır. Güzelgöz’e 1963 yılında “Amerikan Barış Gönüllüleri Derneği’nin İnsanlığa Hizmet Ödülü” verilmiştir.
T. Ayhan ÇIKIN