- Kategori
- Anılar
Anılar ve itiraflar IV
Öyle bir baskı altındayım ki, hayatta hiç dememediğim cümlelerle bir insanın içini kuşatmaya kararlıyım. Onu fethedecektim yani. Artık ne olacaksa olacaktı. Tabular, gelenekler, örf..ne varsa o gece yıkacaktım. Günübirlik ziyaretleri proglamladığım masamda düşünüyorum. Nasıl söylesem? Söyledim tam ortasından. Hiç çekinmeden, hesapsızca, utanmazca..Neden utanacak mışım? diye düşünerek daldım ortadan.
Her görüşmemize tarih ve edebiyattan başlar; şiir ve tiyatrodan çıkardık. Kahkahalar, kızmalar, küsmeler, ufak tefek tehditler, retleşmeler yaşanırdı telefon konuşmalarımızda. Onun ses tonu beni rahatlatırdı. Gecenin karanlığında, çekildiğim odamı taa Rize'lerden aydınlatırdı. Ya da öyle sanırdım.
O gece, kendime hakim olamadım. Yoldan çıktım başka bir deyişle. Bu bi tür boşalma, rahatlamaydı belki. Ama öbür yandan onu baştan çıkarma operasyonuydu. O gece , telefonun ne kadar tehlikeli makine olduğunu bir kez daha anladım. Kendimi kaptırdım geceye. Ağzımdan çıkan kelimelere hakim değildim artık.
Bir insan için en tehlikeli oyun nedir? diye sorsalar o gece yaşadıklarımım hatırlardım. Ama itiraf edemezdim. Şimdi itiraf ediyorum. Bir tehlikeli oyun oynadım, oynadık onunla birlikte. Ben bir genç kızdım; oysa o olgun bir insandı. Peki suçlu olan var mıydı ortada? Hayır. İkimiz isteyerek yaşadık o gece yaşadıklarımızı. Türkiye'nin öbür ucundan, bir telefonla onun ruhunu boşaltmıştım, hem de boşaltacağımı açıkça söyleyerek. Orijinal tekliflerime itiraz etmezdi, geçiştirmeye çalışırdı her zaman.
Telefon sürecinin orta yerinde depremi hissettim içimde. O da hissetti ve yaşadı olanları. Yasaklar, günahklar, suçlar tufanında boğuştuk, nefes nefese kaldık. İki kulak şahitti her şeye, bir de eğer ordaydı ise derin devletin teknolojisi. Allah affetmediyse eğer tövbelerimizi, melekler yazdı günahlarımızı. O beni, ben onu teslim almıştık o gece. Kimse bilmiyordu ikimizden başka. Yüzümün kızardığını söyledim ona. Demek biraz insaf varmış bende. Aynı duyguları, aynı depremi bir kez daha yaşamamıza ben izin vermedim. Oysa o istemişti aradan geçen günlerden sonra. Hem de çok yakınındayken. Çünkü davet ediyordu beni: ''Gel, seni çok özledim, yani çok arzuladım.'' demişti. Kaldıramazdım ve reddetttim: ''Ne derler bizimkiler?'' dedim.
Aradan bir yıl geçti. Kendimi etüt ediyorum yeniden. Şimdi olsaydı, bu aklımla, aynı şeyleri yaşar mıydım? Belki de evet. Bir havası vardı, bir güzelliği vardı o saatlerin. Pahalı, tehlikeli, hayatıma mal olabilecek kadar ağır olmasına rağmen. O anların üstüne fazla düşünmek istemiyorum. Yaşandı bitti. Beni ezen; kaçış, ihanet, yalan ve iftira içine düşmüş olmam. Zevkin bedeli bunlar olmamalıydı. Üstelik, asla gizlilikten ödün vermememize rağmen o maceramız artık dillerde ve sorgulamada.
Senaryoyu iyi yazamamışız diyorum. Keşke böyle bitmeseydi o anılar.