​ Ankara'da kardan adam yarışması / Basın Yayın / Medya / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Kasım '06

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
 

Ankara'da kardan adam yarışması

Çocukluğumda iki şeyi çok severdim.

İlki çam ağacının kabuklarından yontarak yelkenli tekne yapmayı ve kar yağdığı zaman sokakta kızak kaymayı.

Birinci sevgim artan bir aşkla devam ediyor.

Eşşşşek kadar adam oldum, hala yelkenli seramikleri, resimleri, mozaikleri yaparım. Denizde ölmeyi istemek gibi bir saplantım var. (neye yarayacaksa)

Kar yağdığında kayma işini ise ilkokuldan sonra bıraktım. Bırakmak zorunda kaldım.
Ağlamaktan gözlerim kapanıp göremez olduktan sonra, işin ciddiyetini anlayan anneannemin annesinin, 125 kuruşu gözden çıkarıp bana “Ceviz ağacından"bir kızak almasından sonra, bu ihtirasımı köreltmeyi başarmıştım.

Ananemin annesi rahmetlik oldu “nur içinde yatsın”, benim “ceviz kızak"ise kardeşime kalmıştı. Oda, iyi bir paraya sattığını söylemişti bana sonradan. (o zamandan belliydi ticarete yeteneği hasbamın)

Denize ve yelkenciliğe olan hevesimi ise ölmeden halledebilecek miyim bilmiyorum?. Ciddi, ciddi ilanlara bakıyorum, ikinci el piyasasından. Birkaç tane de işaretledim, sayısaldan bir şey çıkarsa

Neyse Ankara’dayım bir haftadır ve az önce kar başladı burada. Zeytin gölgesinde kar yağmasını da kar topunu da, kardan adamı da çoktan unutmuşum, heyecan yaptım bir anda. Sevindirik oldum aniden. Ve dedim ki kendi kendime, hadi ben bu heyecanımı bir anımla süsleyip, paylaşayım benim “sobada kestane sever okurlarımla
Her neyse, bende Akdeniz’e hicretim öncesi yaşadığım “bordrolular"cenneti Ankara’dan, başkentlerin en pırasasından, “ap ak"bir anımı dizerim sizlere Karlı ve buzlusundan birazdan.

Ankara’nın kışı da kıştır ha.

Bir de sinsimi sinsidir. Akşamdan bakarsın evlere dağılırken, “kandırıkçı"bir lodos esmekte. Ama sabah uyandığında her taraf bembeyaz.
Ve başkentin o güne kadar içine etmiş, ne kadar müteahhidi, mimarı, şehir plancısı varsa, “o çok katlı, “çirkin, suratlı binaların üreticisi olan"hepsinin emeği boşa gitmiş görürüsünüz.

Çünkü tüm zalımlığına, fakir fukaranın soğuktan titremesine neden olan kış ve onun ak örtüsü, tüm çirkinliklerin üzerini, olabilecek en yetenekli sanatçı gibi kapatır, gereksiz çıkıntıları yuvarlaklaştırır, sevimli hale getiriverir.
Bakanın başını döndürecek aptal yükseltiler, ne işe yaradığı belli olmayan balkon çıkıntıları, Melih Gökçek’in beton abideleri ve her türden çirkinlik yuvarlaklaşır kaybolur adeta.

Doğanın bu zarif fırça darbeleri ile değişmiş kentin insanı da, bir hoş olur kar yağdığında. Birbirlerine günaydın bile der, mimikleriyle güler, hatta, yanaklarında gamzeler çıkartabilen tüm kadınlar sokağa çıkar, ( ne alakaysa) kısaca kent güzelleşir, hoşlaşır.

Neredeyse, yaşanılacak bir yer sanırsınız başkentimizi bembeyaz görünce.
Doğal olarak sorunlar da çıkar. Cumhur babamızın evinin önünde bile, ciddi kazalar olur kar yağdığında. Dünyaca ünlü “metorolocimiz"bile yanılır başkentimizin havası hakkında atıp tutarken.

Bu yüzden okullar tatil olur, o gün kalp krizi geçirenler yolda ölür, meclisimiz toplanamaz, valimiz nezle olur felan.

İşte, tamda böyle bir kar beyazı başkentin sabahında, erken kalktım "hissederekden" kar yağdığını.

“Amanin her yer bembeyaz”.
Üstelik te Pazar.
Çektim camın önüne koltuğu, başladım hayran, hayran seyretmeye dışarısını.

O zamanlar bir sitede oturuyorum. Şu bildiğimiz, devlet itelemesiyle yapılmış olanlardan. Ama sonradan hızlı kentleşmenin hızından, Kızılay’a en yakın kalmış olanlardan.

Bu nedenle memur, tüccar, esnaf gibi kalbur ortası takımından insanların mahallesi anlayacağınız.
Ve baktım, bu insanlar çoluk çocuk dışarıdalar.
Sitenin önündeki parkın, her beyaz santim karesi, insanlarla dolu sabahın köründe anlayacağınız. (saat 11 aslında bana göre körü)

Acayip tahrik edici bir durum.

Çabucak kahvaltı yapıp oğlanla daldık aralarına.
Tam donatılıyız. Anaroklar, eldivenler atkılar çizmeler yani.
Biraz kartopu savaşı, az biraz kayma işinden sonra hemen örgütledim mahalle babalarını. (bu huyumdan az yatmadım mapuslarda)
“Hadi kardan adam yarışması yapalım."Dedim.
Çocuklar, “yaşasın"diye bağırdı. Babalarda kerhen destekledi. Hemen guruplar oluşturduk."

Mahallenin kalantoru bağırdı balkondan.

“Durun bizde geliyoruz."
Geldi de iki kızıyla beraber.
Ve hemen kontrolü ele aldı.
"İki gurup olacağız"dedi.

Bir solukta takımını kurdu, bir sürü alet topladı kürekler, plastik kovalar, bok püsür. (İş makina sı parçası satardı zati)
Bizim takım seyrediyor gelişmeleri ağzımız açık.

Adam girişimciliğin “Ahi Evreni”, yuvarlamaya bile başladılar kar kürelerini.

Bizim takımda, sitenin kalorifer ateşçisi ve üç oğlu da var.
Birde öğretim görevlisi yeni evli bir karı koca. Onlardan zaten hayır yok, paso “plan proje üreticisi"durumundalar. (akademik kariyerin kardan adamını yapacaklar ya)

Girilen yarışın ödülü mangal partisi.
Kim çabuk ve güzel bir kardan adam yaparsa o kazanacak. Kaybeden masrafları görecek, eti kömürü. Jüride, bizim mahallenin balkonlarından bu haksız rekabeti izleyen sakinler topluluğu.
Haksız rekabet diyorum ben kafadan kayıplardayım çünkü.
Benim arabamın yerine, arabasını park edenlere, en az on kere “ana avrat"düz gitmişim.
Kod adım “öğretmenin deli kocası."(o tarihlerde bir öğretmenle evliydim).

Her neyse bizim kalorifercinin gayretleri, akademisyen karı kocanın talimatları, ben ve benim oğlanın baştan yenik rızalılığıyla giriştik, “en muhteşem kardan adamı"yapma işine.

Ve abartısız başardıkta.
Onlarınkinden hem daha görkemli(büyük anlamında), hem de sanatsal açıdan daha anlaşılır bir kardan adam gövdesi çıktı ortaya.
İfadesi bile var.
Öyle totem gibi durmuyor bizim “kardan adam."

Bu arada onlarınki de aynı zamanda tamamlandı. Sıra kaş göz, burun, ağız yapmak gibi ayrıntılara geldi.
Tüm yarışmacılar, balkonlardan takımlarına destek olan yandaşlarından havuç, kömür, şu bu istiyor.
Öyle ya “Kardan adamın burnu havuç, gözleri kömürden olmaz mı.?"
Evet ama ne bir havuç, nede birkaç kömür bulunabildi o kadar balkondan. Bir sürü saçma öneri var ama, havuç ve kömür yok.
Ben burnu tahtadan yapmak için bir odun parçasını yontmaya başladım. Bizim akademisyenlerde gözler için bir sürü şey deniyor bu arada.

Diğer takımın kaptanı kalantor, balkondan yarışmayı izleyen karısına bağırdı.
“Arabanın anahtarlarını at, çabuk ol ama. "
Sonra atladı cipine gitti.
Ben sinirlendiğini ve yarışı terk ettiğini düşündüm saf saf. (hep böyle düşünürüm niyeyse.?)

Ben hala, bizim soğuk sanat eserine tahtadan anlamlı bir burun yapmaya çalışıyorum, akademisyenler buldukları kaş göz malzemelerini deniyorlar, kalorifercinin oğlan atkısını, bizim kardan adamın boynuna takmaya çalışıyor özenle. Derken bizim rakip, ”iş makinası parçası satıcısı”, süratle geldi cipiyle siteye.
Ve bir büyük “gros marketimizin"armalı poşetiyle indi arabasından aslanlar gibi.

Ve sıkı durun, “tüketimin çılgın abonesi okurlarım."
Adam “gros market poşetinden"kardan adam yapmak için "aksesuar kiti" çıkardı."
İçerisinde her şey var.
Plastikten bir havuç burun, plastikten çipil çipil bakan gözler, (Cemil İpekçi’nin gözleri gibi yeminle) plastikten kulaklar, plastikten maraşal apoletleri ve düğmeler.
Ve plastikten pala bıyıklar.

İşte, tüm izleyenler, bizim takım ve ben orda “dona kaldık."
Amma hakkını vermek lazım, rakip takımın kardan adamı çok güzel oldu. Ve acayip alkış aldı tribünlerden.

Bende kendi yaptığımız “kardan adamın"gidip yüzüne tükürdüm.
Halbuki diz çökmüş “reverans"yapan bir kardan adamdı kendisi.
Dua eder gibi duruyordu.

Şimdi siz sonucu merak edersiniz.

"İş makinaları parçacısı" ve ekibi kazandı. Doğal olarak.

Etleri ben aldım. Mangalı kaloriferci yaktı, akademisyenleri bir daha göremedim ortalarda.

 
Toplam blog
: 26
: 881
Kayıt tarihi
: 07.07.06
 
 

Basın Yayın Yüksek Okulu mezunuyum. Adalar'da yaşıyorum. ..