- Kategori
- Kent Yaşamı
Ankara

Ankara evleri
Deniz kenarında doğup büyüyenler için zordur Ankara'da yaşamak. Bir zaman sonra deniz kokusunu özler insan, burnunda tüter. Sahilde şöyle bir dolaştınmı yeter, iyi gelir. On yıldan fazla bir zamandır Ankara'da yaşıyorum ama
hala alışamadım denizsiz bir hayata. Ankara'yı sevenler kızarlar Ankara'yı sevemeyenlere, griliğine katlanamayanlara. Sevmiyorsan yaşama o zaman bu şehirde derler. Ama işte yaşamak, söylendiği gibi o kadar kolay ve basit bir cümle gibi değil. Yaşam koşulları, iş vs vs...yani mecburiyetler.
Yine de Ankara'nın sevmediğim yönleri yok değil. Mesela Ulus'un farklı bir yeri vardır. Çünkü eski Ankara'nın izleri vardır, her türlü pisliğine rağmen. Roma dönemi kalıntılarından, cumhuriyet dönemi yapılarına geçmiş yaşamın soluğu hissedilir taş duvarlarda. Kalenin içindeki ve çevresindeki daracık sokaklarda dolaşmak keyif verir.
Son zamanlarda yapılan restorasyonlarla bir nebze de olsa koruma altına alınan eski Ankara evleri arasında dolaşırken, insan ister istemez o evlerde bir zamanlar yaşanmış olan hayatları canlandırır gözünde. Her sokakta farklı bir sürpriz bekler. Bazı noktalarında yakın geçmişten görüntüler belirir. Mesela yorgancılar, bakırcılar, kalaycılar. Eskisi gibi kullanım alanı olmasa da, varlığını sürdürmeye çabalar gibi inatla ve sessizlikle yaşamaya, yaşatmaya çalışırlar. Bunlara eşlik eden küçük dükkanlarda antikacılar, takıcılar, halıcılar, hasırcılar. Hepsine girip, dolaşmak ister insan. Kullanılmış eski eşyaların kokuları çeker. Kaleden Ankara manzarasını seyretmek ve kale içindeki kafelerden birinde kahve içmek keyiflidir, özellikle akşamüzeri güneş batarken. Bir başka görünür oradan hayat, bir başka akar zaman.
Arada bir gitmek gerekir. Hem geçmişi anımsamak hem de geçmişten bugünü anlamak için iyi gelir.