- Kategori
- Gündelik Yaşam
Anneannem ve akşam sefaları

Anneannemin gerçekten çok güzel bir evi var. Tüm o dev apartmanların içinde, yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot gibi mağrur ve onurlu duran kerpiçten yapılmış, çatısı kırmızı kiremitli bir ev.
Önünde küçük bir bahçe… Yıldız çiçekleri, güller, kına çiçekleri, sardunyalar, küpe çiçekleri ile insanı hangisine bakacağını, hangisini koklayacağını şaşırtan ve aynı zamanda güzelliğiyle yoran bir bahçe bu.
Yolu tesadüfen buraya düşen bir yabacıyı şaşırtıyor ev. Kentin ortasında hala kır yaşamı süren bu 90’lık köylü güzeli, onlara “Ben başka yerde yaşayamam yavrum.”diyor “Çiçek, ağaç olmadan yaşayamam ben.”
Onun sevgisinden mi nedir bilinmez çiçekler buldukları en ufak toprak parçasından dışarı çıkıp, salkım salkım açıyorlar. Taşların arasından çıkıyorlar, bahçenin kenar çizgisini belirlemek için yapılan tuğlaların arasından başlarını çıkarıyorlar…Yaşayabilecekleri, nefes alabilecekleri ve sevilebilecekleri tek yerin burası olduğunu düşünüyor gibi, o küçücük bahçede toplaşıyorlar…
Anneannem hiç birine hayır demiyor. Onları koparıp atmıyor.Gelene hoş geldin sefa geldin deyip başlarını okşuyor, su veriyor onlara, konuşuyor.
Akşamlarını evinin önündeki bir divanda geçiriyor anneannem. Orada oturup çiçeklerini izliyor. Bazen ben de katılıyorum ona... Birlikte sessizce, çiçeklerin kokusundan büyülenmiş öylece oturuyoruz…İnsanın içine işleyen, tatlı bir koku yayılıyor havaya… “Ne kokuyor?” diyorum. Anneannem köşedeki Akşam Sefasını gösteriyor. Çiçeklerin yarısı sarı renkte yarısı pembe… Kendi hayallerine dalmış, yaydığı o büyülü kokudan habersiz öylece duruyor Akşam sefası…
Yaz böyle masalsı biz iz bırakıyor bana… Anneannemden hatıra olarak gelecek yıllarda sevgiyle saklayacağım hatıralardan biri olacak tatlı akşamların izlerini…
Anneannem bir çiçek koparıp veriyor elime… Kitabımın arasında ömrüm oldukça saklayacağım narin bir çiçek… Yaz akşamlarının kokusu ve anneannemin kokusu…Hep benimle kalsın diye…