- Kategori
- İzmir
Annem gibidir İzmir

İzmir’ den uzakta olduğum zamanlarda zaman bir-kaç gün bile olsa hemen özlemeye başlarım. Bir başkadır İzmir. İzmir ne demek ? Herkes için farklı anlamlar taşıyabilir İzmir her İzmir’ li içinse daha farklı. Benim içinde çok.
İzmir demek ılık yaz yağmurlarında şemsiyesiz ıslanmak demek, yalınayak çimenlere basmak, kumsalda sırtüstü uzanmak demek benim için. Çocukluğumdaki, çekirdek çitleyip gazoz içtiğimiz yazlık sinemalar demek. Gevrek demek boyoz demek. Bir odada hem kapı hem pencere açıksa, bir rüzgar esintisi varsa cereyan yapıyor demek. Herkesin domates dediğine domat demek. Sıcak ekmek üzerine domates salçası sürüp bir parça beyaz peynirle yemek demek. Senin sevdiğini bilmeden sevgilinin sokağında gece yarısı yürüyüp köşe başından evini gözlemek demek. Her kapısının önünden geçtiğinde, yürek çarpıntısı demek. İzmir demek, serin kış akşamları penceresi açık odada üşümeden sevişmek demek. İzmir demek sevgili demek.
Deniz demek, okul demek, arkadaş demek, dost demek ama illaki anne demek. Annem gelir aklıma benim hep İzmir’i özlediğimde. Annemin tütün kokan elleri gelir, tarhana hamurun kokusu gelir, çocukluk yıllarımda yaşadığımız evimizin rutubet kokusu gelir. Babamın ekmek parası kazanmak için uzak diyarlarda bel bükmesi, asfalt yollar yapması, güneşin yakan sıcağında ter akıtması demektir. Annemin yemekleri demektir İzmir, hele gurbetteysen, hele karavana yemeğini kaşıklıyorsan isteksiz, istemsiz, yürek burkarcasına !.. İstemezsin, boğazına bir şeyler düğümlenir, gözlerin dolar.
Ben uzun süre şehrimden uzaklarda çalıştım, döndüğümde de bir süre ailemle birlikte kaldım ama uzun yıllardır aile evinden ayrı bir yaşam kavgasındayım. Biliyorum, annem sürekli ağlardı yokluğuma. Ben askerdeyken de ağlardı, kendi evimde yaşadığım zamanlarda ağlardı, iş seyahatlerine çıktığımda da ağlardı. Ben de ona hep kızardım, ne gerek var bu kadar duygusallığa ve ağlamaya dediğimde de “ dünyanın bin bir türlü hali var oğlum, bak her gün neler okuyoruz, neler seyrediyoruz televizyonlarda “ derdi. Hayat daha büyük acılarla doluyken sen böyle bir şeye neden ağlarsın ki diye sitem ederdim. Aslında üzülürdüm de, üzüntüm sitem ve sert çıkışma şeklinde olurdu. Annem maalesef şimdi burada yok. Kına kokulu saçları, tarhana hamuru bulaşmış öpülecek elleri de yok bayramlarda. İkibinaltı senesinin kış mevsimin bahara döndüğü bir Mart akşamında kaybettik onu. Şimdi onu daha iyi anlıyorum. Evet, dünyanın bin bir türlü hali varmış ve annelerde bir gün yokmuş. Şimdi duyuyorsa beni gittiği yerlerden, beni affetmesini istiyorum. Her şeyi anlamak için yaşamanız gerekiyor da derdi annem. Evet yaşamamız gerekiyormuş, yaşadım, öğrendim ve şimdi özlüyorum, gizli gizli de ağlıyorum. İnsan yaşamının kısalığı buna nasıl elvermezmiş onu da gördüm. Necip Fazıl’ın bir şiirinden bir kısım geldi aklıma;
Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye;
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben, üzülmekteyim.
Annem şimdi cennettedir herhalde. Herkesin annesi gibi kutsaldı benim annem de. Duruşuyla, söylemleriyle ve sevgisiyle kimsenin arkasından kötü düşünmesi, kendisine kötülük yapanlara bile Allah’ın selamını eksik etmedi.
Yüce dinimiz cenneti annelerimizin ayaklarının altına sermişse, tanrının bir bildiği vardır herhalde. Bunun böyle olduğunu bilmeyenlerin annelerine zulüm ettiklerini de gördü bu gözler. Bir söz var aklımda, yanılmıyorsam Mevlana’nın sözleriydi, yanılıyorsam da beni affedin. Şöyle diyordu “kadın ki, sanki yaratılmış gibi değil, yaratan gibi !.. “ Annem de bizi hep bir yaratan gibi korudu. Annem bizim için hep “ Allah razı olsun çocuklarımdan” demiştir. Demek ki, yüzünü yere baktırmadık hiçbir zaman.
Annelik müessesesi bir ırmaksa bu ırmakta yıkanmadan hayatta verici olmak kolay değil. Mesnevi felsefesinin deli dolu akan sözler nehrinden birkaç dize:
Bu ırmakta ne ölmek var bize,
bu ırmakta ne gam var,
ne keder,
ne dert,
bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,
bu ırmak iyilikten,
cömertlikten ibaret.”
Hepimiz annelerin cömert bağrında demlenerek hayata başlarız. O iyilik, sevgi ırmağında yıkanarak, suyundan içerek büyürüz. Eğer o ırmaklar kurursa dünya bir çöl olur.
Hiçbir zaman benim için çöl olmayacak bir İzmir’dir bu şehir. İşte bu yüzden benim için İzmir demek annem demek, annem demek İzmir demek benim için.