​ Annem ve somun ekmeği - 12 Eylül 1980 / Anneler Günü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mayıs '09

 
Kategori
Anneler Günü
 

Annem ve somun ekmeği - 12 Eylül 1980

Annem ve somun ekmeği - 12 Eylül 1980
 

annem


Her zamanki gibi siyah- beyaz televizyon geceleriydi. Babam yine eli dolu gelmişti eve. Bir de o zamanlar nadir bulunan muz almıştı! Bir yandan söylenerek, “Bak, paraya kıyıp muz aldım!” Annem elindeki fileyi aldı babamın elinden. (O zamanlar poşet diye bir şey yoktu.) Gece vakti Halk kütüphanesinden ödünç aldığım kitabı okurken, uyuyakalmışım. Önce gürültülü sesler geldi kulağıma, ardından “tak, tak, takır, takır” sesleri. Korktum ve hemen yatağıma saklandım. Babam “korkma, yanıma gel” dedi, annem ışığı söndürürken. Mum ışığında iki duble rakısını içen babam, bana anlatmaya çalıştı uyukladığım masada, son peynirini çatalıyla ağzına götürürken.

Dedemin akşam saat sekizde başlayan haberleri izlerken neden bağırdığını anlayamıyordum. Köpürürdü televizyon izlerken, 70'li yıllarda. “Bu anarşitlerin… Bu hükümetin… Bu Rumların… Kıbrıs’a girelim…” Her şeye kızıyordu dedem nedense.

Çocuk bahçeleri yoktu o zamanlar. Gazoz kapakları, misketler, ucuz ve sürekli yırtılan- kötü kokan- plastik yeşil renkli arabalar, kâğıttan külah yapıp üflediğimiz ince hortum boruları oyuncaklarımız, sokaklar ise bizim oyun bahçemizdi. Biz oyun oynarken sokaklarda kalabalık insanlar yürüyordu. Bağırıyorlardı “Kahrolsun faşizm, faşizme karşı omuz omuza, yaşasın özgürlük! Elele… Deniz’ler Ölmez…” Diğer taraftan gelen başka bir kalabalık da bağırıyordu “Kahrolsun komünistler, komünistler Moskova’ya!” Sonra bu iki kalabalık birbirlerine sopalarla vurmaya başlıyordu. Bağrışmalar, yere düşen insanlar, ezilen kadınlar ve ardından silah sesleri. Sonra polisler geliyordu. Saklanacak, kaçacak yer arıyorduk. Çok korkuyordum o zamanlar. Düşünüyordum da: İnsanlar niye ölmek ister, neden kavga ediyorlar, neyi savunuyorlar. Anlayamıyordum. Gazete okuyan Asım dayıma soruyordum bu kelimelerin manasını.

Balkondan bakıyordum sokaklara. Dışarı çıkıp, üzerine uzun tel taktığım arabamı sürmek istiyordum. Annem izin vermiyordu. Sadece apartman kapısının önünde oyun oynamama izin vardı. Bütün kötülüklerden beni hep annem kurtaracak diye düşünürdüm o zamanlar. Kalkanım idi annem. Üşüsem ona sarılıp ısınacağımı, korksam başımı ona yasladığımda güven duyacağımı biliyordum. Anlayamadığım korkulardan hep annem korurdu beni. Neden korkuyordum, bunu da bilmiyordum.

Bu olaylar devam ederken, bir gün televizyonda ve radyoda, sünnet elbisemdeki yıldızdan daha fazla yıldızları olan adamlar konuşmalar yapıyordu çizgi film beklerken. Adını bilmediğim bir adam sürekli aynı şarkıları söylüyordu radyoda. Sokaklarda o kadar çok asker abi vardı ki anlayamıyordum. Sokağa çıkma yasağı geldi. Zaten apartmanın önünden bir yere gidemiyordum. O da yasaklanmış. Acaba “annem mi yasakladı” diye düşünüyordum.

Çizme seslerinin yankılandığı sokaklar bomboştu. Sokağa çıkıp oyun oynamayı o kadar çok istiyordum ki; öğlene doğru telli arabamı aldım dışarıya çıktım gizlice. On adım atmadan asker abiler durdurdu beni. “Ne işin var sokakta, çabuk evine dön” diye direten o asker abiye yalan söyledim. “Somun ekmeği alacağım fırından” dedim. “Anan, baban yok mu senin?” dedi. “Var ama burada ekmekleri hep küçükler alır fırından.” demiştim. O gün sadece ekmek fırınları açıktı. Hem sıcacık somun ekmeği alacak hem de arabamı sürecektim. Asker abi, beni Çınarlar fırınına kadar elimden tutarak götürdü. Her zaman kalabalık olan itfaiyenin önü bomboştu. Köyden getirdikleri yağ, yumurta ve lahanalarını satmaya çalışan mor- beyaz peştamallı teyzelerde yoktu. 2 somun ekmeği aldım, parasını verecektim harçlığımdan ama asker abi verdi parasını. Sıcacık somunun bir parçasını kopardı ve tekrar sokağın başına geldik. “Hadi bakalım doğru eve dedi”

Kucağımdaki ekmekler ve telli arabamla yürürken koşmak geldi içimden. Koşmaya başladım beyaz plastik iskarpinlerimle. Apartmanın önüne gelince ayağım takıldı ve düştüm. Dizlerim, ellerim kan içinceydi, ekmekler yuvarlanırken gözlerimin önünde. Asker abi koşarak geldi beni yerden kaldırmaya çalıştı. Tam o sırada apartmanın kapısı açıldı ve annem “hınımımı hıyn” sesleriyle asker abiyi tartaklamaya başladı, kulağını çekiyordu. Bunu gören diğer askerler bize doğru koşmaya başladı. Çok korkmuştum. Asker abi “ Dur teyze ne yapıyorsun?” deyip annemin elinden kurtulmaya çalışıyordu. Panik halim geçince annemi çekiştirdim. Bana söylendi asker abi “Yahu! Annen mi bu kadın, niye bana saldırdı ve neden konuşmuyor?” dedi. “Konuşamaz! Annem sağır ve dilsiz” dedim.

Beni yerde kanlar içinde bir de başımda asker görünce dayak yediğimi zanneden annem hışımla aşağıya inmişti, gözünü karartarak. Asker abi annemin elinden öptü. Annem de asker abinin omuzlarını sıvazladı. Eve döndüğümüzde el işaretleri ile sordum.” Aşağıya neden indin? Ya seni vursalardı!”. Oklavayı eline alıp başını sallayarak “Sokakta asker değil dünyanın ordusu olsa yine gelirim oğlum için” dercesine mimiklerini gösterdi. O dönemin insanlarda nasıl etki bıraktığını yıllar sonra anlayacaktım.

Babam o sıcak ekmeğin içine tereyağını sürüp, üzerine biraz tuz ekliyor, anneme ve bana sunuyordu. Sokağa çıkma yasağı vardı zaten. Oysa benim aklım, hala oyunlarda, sokaklardaydı. 12 Eylül’de çocuklar oyuncakları ile oynayamadı sokaklarda.

Kokusu hala burnumda, o somun ekmeği ve ANNEMİN!

12 Eylül günü; Çocuklar, oyuncakları ile oynayamadı sokaklarda.

Bütün Annelerin günü kutlu olsun.

 
Toplam blog
: 106
: 4561
Kayıt tarihi
: 28.03.09
 
 

Ayhan Demiral ..