- Kategori
- Haber
Antalya' nın ilk festivalinde...

İşte Antalya itfaiyecileri ve eldeki bir demet çiçekleri. Bu çiçek yüzünden işinden oldular...
Antalya Kültür Sanat Vakfının desteğiyle organize edilen 47’ ci Uluslar arası “Altın Portakal Film Festivali, 9 – 14 Ekim tarihlerinde yapılıyor.
Bu yılki jüri kuvvetli. Emir Kusturica ve Serge Avediklan var. Ödüller de yüksek. Belgesellere 15 bin, en iyisine de 330 bin lira verilecek. Bakalım bu yıl da Antalyalı filmci Behlül Dal unutulacak mı?!
Bizdeki yönetmenlerden biri “Kusturica ile aynı sahnede yer almam!” diyerek boykot etmiş. Sebebi de Bosna’da savaş suçlularını övmesi imiş. Vahşeti övmek ayrı, ortaya bir san’at çıkarmak ayrı ayrı şeylerdir. Adamı, bırak gelsin. Dinle bakalım. Önce sev, sonra döv, değil mi? Bunun adı, güçsüzlüklerini hissettirdikleri kimselerin, kabak çekirdeği gibi ortalara dökülüp saçılmasına benzer. Ört ki, ölem!
İlk trafik ışıklarında Antalyalılar, çoluk çocuk karşısına kurulup piknik yapıp, seyre durdular. Şehrin bir 'Deli Talat' ı vardı. Mert ve dürüsttü. Durakta şoförlük yapardı. Her devirde, hükümet aleyhine ağzını bir açtı mı, karşısındaki 'yivli minare' sallanırdı. Bas bas bağırırdı her gün."
Şelale ve Antalya ve İleri Gazeteleri popülerdi. Seviyeli polemikler olurdu. Antalya gibi namlı bir gazetede yazmanın sorumluluk bilincini, taşımak, bir onurdu. Şimdi genç ve dinamik Ekrem Şen ve ekibi, iş başında.
Bir börekçisi vardı, millet sabahtan kuyruğa girerdi. Taaa, Ankara Lokantasına kadar. Şimdi İzmir’de aynı börek, 'Antalya Börekçisi' adıyle faaliyette.
Bir Hürriyet muhabiri vardı, evlere şenlik. Esas mesleği lokantacılıktı.Topluca, bıyıklı, sempatik bir adamdı. Kasada oturur. Sipariş alır, hesap alır, selam alır, telefon alır, alır oğlu alırdı. Öğlen vakitleri İstanbul’a, Hürriyete haber geçerdi. Müsvette yapmaz, notlarından okurdu. Bas bas bağırırdı. Müşteriler, sırf topluca haber almak için, buraya uğrarlardı. Üstelik, karınlarını da doyururlardı..!
''- Alo !.. Dün saat 23.3O sıralarında , Kepezde uçuruma yuvarlanan otomobilin sahibi 'Menemen' li Rıza lakaplı şahıs, götürüldüğü hastanede, bütün uğraşmalara rağmen........! ''
Tam bu sırada yüksek sesle haber yazdıran lokantacımızın sesini, karşısına dikilen müşterisi keser ve hışımla: ''Abi...Ne menemeni yahu, kuru fasulye yedim. Yanında da cacık vardı. Hesapları karıştırdın sen! ''Lokantacı muhabir de telefonu hışımla kapar ve : '' Adam menemenli, kaza yapmış, onu anlatıyorum. Sen karşıma dikilmiş fasulyeden bahsediyorsun. Eh, yedinse afiyet olsun. Çene yapmayı bırak, işimiz var şimdi !'' Burası, daima evlere şenlik olmuş, hareketli bir yerdi. Hem yemeğini ye, hem haberlerini al ,hem de doyasıya gül. Çoğunluk gülmek için gidilirdi oraya. Yemek, bahane.
O zamanlar, bir de "İmamın Karısı'' vardı piyasalarda. Mini eteğiyle sahnelerde şarkı söylerdi. Antalya’da da bir " İmamın kendisi'' vardı. Geceleri şarkı söyler, program yapardı. Baş imam da ailecek gazinoya kurulup dinlerdi onu.
İzmir’in popüler gazetesi Demokrat İzmir, bir ilk'i gerçekleştirdi. Antalya Festivalini izleme görevi verdi bana. O zamanlar, daha festivalin lâfı bile yoktu! Şehre vardım. Belediye Başkanı Dr. Avni Tolunay'a bir çiçek vermek lazım. Memlekette çiçekçi dükkânı yok ! ''Abi, dediler, itfaiyede çiçek bol!” İyi. Gittik. Meramımızı anladılar ve bir kocaman çiçek demeti yapıp verdiler. Para da almadılar. Ben de resimledim. Manşette gördüğünüz resim, haberi ile birlikte, İzmir'de yayımlandı. Şefimiz Attila İlhan, sonradan demesin mi ki, ''O itfaiyecilerin hepsini değiştirmişler! '' İçim cızladı hani !
Şimdi, her köşede bir çiçekçi. Antalyalıların her biri, zaten birer çiçek!...