​ Antalya Altın Portakal, orda kal / Söyleşi / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '11

 
Kategori
Söyleşi
 

Antalya Altın Portakal, orda kal

Antalya Altın Portakal, orda kal
 

suyu çıkan portakal


Antalya Altın Portakal ödülleri tarihinde olmadığı kadar gündemde bu yıl. Türkiye'nin oscarı olması düşünülen ve en imtiyazlı sinema tv ödüllerimizden biri olan Antalya Altın Portakal medyada görmesi gerektiği kadar ilgiye belkide ilk defa bu yıl ulaştı. Ne yazık ki sanatıyla değil siyasetiyle.

Konuyu biraz dağıtıp farklı yerlere gideceğim önce. Dünya üzerinde sanatın ve sanatçının yeri ilk devirlerden beri yerini korumakta ve izini kaybetmemektedir. İlk devirlerde ustalıkla taş yontanlardan tutunda geometri ve matematik bilimine titizlikle hizmet edenlerde bana göre o alanın sanatçılarıdır. Ve öyle ki sanat ile iştigal olanlar halklar üzerinde büyük tesirler yaratmış, avrupada kiliseye başkaldırışta, reform ve rönesans dönemlerinde eserleri ile topluma yön vermiştir. Fransız ihtilalinin başlaması ve devam etmesinde de sanatçıların yönlendirmelerini izleyebilirsiniz. Demek istediğim şu ki; sanat eğlence,hoşnutluk ve hayranlık unsurları olarak görülsede etki ve tesir alanı geniş olması sebebiyle çağların değişimi ve dönüşümünde önem arz eder.

Antalya Altın Portakal festivaline gelirsek: ilk başlarda gerekli ilgiyi göremediği için dikkat çekmeye çalıştığını zannettiğim ateşli konuşmalara sahne olduğundan dolayı sanatsal yönü gölgeyi bırakın karanlıkta kalan ve gördüğü ilgiyi yanlış taraflara sarf eden portakalının suyunu çıkaran bir organizasyon oldu.

Olaya yüzeysel bakarsak sanatçıların sarf ettiği sözlerde tezatlarla dolu. Bu senaryonun metnini kim yazmışsa aceleye getirmiş olmalı. (Oyuncu dediğin zaten eline verilen metni sahnede sergilemeyi icra eden kişidir. İşi sanatla buluşturmak ayrı mesele) Söylediklerine göre Türkiye 80 darbesinden bu yana karanlıktaymış! Afedersiniz ama bahsettiğiniz tarihten önce memlekette iç savaş niteliğinde olan sosyal patlama vardı. Sağ ve sol görüşlerin şiddet içerikli çatışması gençlerin ölümüne sebeb oluyordu. Daha öncesine gidersek darbeyle başa geleni darbeyle indirdikleri bilmem ne cuntası bilmem kaç kuşaklarının yaşandığı bir devirdi o zamanlar. Köpeksiz köyde değneksiz gezen eşkıyalar portresi canlandı gözümde ve inanın hiç hoş bir tablo değil. Ne yani o zamanlar mı aydınlıktı? Çok pardon ama o tarihleri yaşayanlarında sizler olduğunu görmekteyiz saçlarınızdaki akları sayarsak. Anadoludan bir hayli kopuk ve habersiz aynı zamanda kendi kültürüne yabancı canım İstanbulda siz sanatın adını zevk-ü sefanıza alet ederken bu millet çekmekteydi tüm kahırı. Anadolu insanının hayal bile edemeyeceği hayatları yaşamaktaydınız. Üstündünüz öyle görmekteydiniz kendinizi. Ne yazık ki eşitsiniz şimdi hatta sizden üstte yaşamakta anadolu ne yazık. Hiç kusura bakmayın ağzıma geleni söyleyeceğim.

Memleketin can çekiştiği o zamanları özlediğini söyleyen bu ihtiyarlar aklı başında kimseyi kendi irticalarına (geri dönüş) çekemeyecekler. Boşuna bu ateşli sahneler. 79'da 80'de acaba neden alamadınız ödüllerinizi ve şimdi nasıl alabiliyorsunuz? Eğer şimdi siz bu tarihte hukukun üstünlüğü çiğneniyor diyorsanız bende derim ki; o zamanlar kimin hukuku üstünse bugün çiğnenmesinden memnuniyet duyarım. Hukuk kelimesinden kasıtları neyse? Ve baktım ki bu cümleleri sarf edenlerin adliye önünden geçmişliği de yok, ama maaşallah hukuk profesörü hepsi. 

Hükümetleri eleştirebilirsiniz. Bundan memnuniyet duyarım. Hükümet dediğiniz devlet demek değildir azıcık bilgisi olan bilir. Hükümet devletin işlevsel organizasyonunu seçildiği süre içerisinde idame ettirmekle yükümlüdür. Herşeye eyvallah ama bana bu ülkenin geçmişini övemezsiniz. Hatta ve hatta bugün eğer o kürsüden böylesine talihsiz cümleler sarf edebiliyorsanız özgürlükten fazlasıda vardır bu ülkede. Geçmişte konuşmaktan korktuğunuz meseler gün yüzüne çıkmakta. Meçhul faillerin peşine düşülmekte ise hukuk mu üstündür yoksa üstün olanın mı hukuku vardır? Adını bilmediğiniz çeteler memleketin kaymağını ziyan ederken mi hukuk vardı? Yoksa çeteler yıllardır memleketin kaymağını yiyormuş bu ortaya çıkınca mı çiğnendi hukuk? Tabi kendi gerçeklerimizi görmezden gelip, göz ardı edip, görmezlikten gelip inkar edecektik anadolu halkı sefalete kendini bilmezler rezalete devam edecek, o içimizde ki batı hayranlığı dinmeyecekti. Bir zamanlar bir düzine talihsizin avrupanın medeniyetsizlerine açtığı gibi açacaktık anadolunun kapılarını. Anadolu batıyı koyup geçemeyecekti ve biz bizi kurtarsın diye yeni Kemal'ler bekleyecektik acizcesine.

O her sıkıştığınızda sarıldığınız Atatürk bu cumhuriyeti kurarken çok sevdiği asker üniformasını çıkarmış ve sivil iradeyi güçlü kılarak çıkmıştı halkın kürsüsüne. 1938'e kadar devlet yönetiminde idareyi sahibine teslim ederek gençlere emanet etmişti geleceği. Ben onun hiç bir sözünde ordu, darbe, dikta, statüko duymadım. Ey memleketimin gaflete düşmüş, zamanı geçmiş, popülaritesini yitirmiş şahsiyetleri gözünüzü açıpta bir bakın çocukluğunuzun Türkiyesi mi var karşınızda hala? Değişimin farkında mısınız? İçimizdeki irlandalılara rağmen geçeceğiz muasır medeniyetler çizgisini.

 
Toplam blog
: 3
: 279
Kayıt tarihi
: 25.02.11
 
 

İnsanlar daha kalabalık ve daha sosyal yaşam şartlarına uyum sağlayabilmek adına kendilerine sist..