Antik/acı 2 / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '12

 
Kategori
Öykü
 

Antik/acı 2

Antik/acı 2
 

Köstekli saat


Antikacı, ilgimden hoşnut olmalı ki; yumuşak bir ses tonuyla ve ekmek parası ümidiyle,

"Hanımefendi, antikaya ilginiz varsa bu saati kaçırmayın” diye seslendi. Bense o sırada, eski zamanlardan saati bugüne kırmadan, bozmadan taşıyan ,koruyan kim varsa onlara teşekkürümü gönderiyordum. Ve saati, narin bir çiçek gibi tekrar yerine bırakırken, antikacıya teşekkür etmek için başımı kaldırdığımda, bugünün ikinci şaşkınlığını yaşıyordum. Bakışlarım donup kalmıştı. bu yüz, çok iyi tanıdığım hiç unutamadığım bir yüzdü. Neden sonra, şaşkınlığımın etkisinden kurtarıp kendimi, cılız olduğunu hissettiğim ses tonumla, ancak, sevincimin sıcaklığını da hissederek “Mehmet amca !” diyebildim.. O’da ismini bilerek seslenmeme şaşırmış olmalı ki hatırlamak için yüzüme uzun uzun baktı. Ancak beni tanıyamayacağını biliyordum.

“Mehmet amca! ben Zehra, Yurdagül’ün arkadaşı, yani çiçek sokaktan hatırladın mı?” dedim.

Yüzünden, dalga dalga geçen, o değişen ruh halinin mimiklerine yansımasını asla unutmayacağım. Ve eminim o da bu karşılaşmayı unutmayacaktı.

“Aaa! Merhaba kızım, nasıl tanıyabilirim ki seni, o zamanlar sen küçücük bir çocuktun.”

Yurdagül bugün ikinci defadır aklıma düşüyordu.

Daha dün, günüme, Yurdagül’ü ziyaret etme kararlılığımla başlamıştım. Yüzümü yıkar yıkamaz telefona sarılıp Onun evde olup olmadığını öğrenmek için aradığımdaki, ağlamaklı ses tonundan irkilmiş, kaygıyla, ”Ne oldu ?“ diye sormuştum. “Meraklanma, geldiğinde konuşuruz” demişti. Yolunda gitmeyen, normal olmayan bir şeyin olduğu anlaşılıyordu ama neydi? Telaşla hemen evine gittim.

Salonundaki, pencerenin önünde bulunan fiskos masasının kenarındaki karşılıklı sandalyelere oturmuş kahvemizi yudumluyorduk. “Eee! Ne oldu anlatsana öleceğim meraktan” dedim,

“Biliyor musun? Geçen ay çıkan şiir kitabımı dün, yerlerde satılırken gördüğümde içim çok acıdı. Bundan böyle şiir yazmamaya karar verdim.” dedi.

Öyle etkilenmiştim ki sözlerinden,

“Kahretsin! İnsan emekleri nasılda hiç ediliyor? Anlayamıyorum ve yazık ki satanlar kadar onları alanlarda suçlu, üstelik bir de anlayamıyorum, farkında değiller mi? Emekleri, yürekleri kaldırımdaki kitapları ezip ezip geçtiklerini ” diyebildim yalnızca.

“Haklısın” dedi ve gözlerinden süzülen yaşları silerken devam etti konuşmasına;

“Şimdi babamı çok daha iyi anlayabiliyorum. Ona annemin ne kadar fazla haksızlık ettiğini de.” birden sustu. Pencereden dışarıya bakışlarını çevirerek;

“Lafı geçmişken, babamı da çok özledim. Zehra, artık onu görmek, öpmek istiyorum. Ona eskisi gibi kızmıyorum. Son görüştüğümüzde keşke kendisini bir daha görmek istemediğimi söylemeseydim. Şimdi pişmanlığımı bilmesini çok istiyorum.”

Yurdagül’ü anlıyor ve hak veriyordum. Ancak, babasını bulmasından yana kuşkular taşıyordum.

Teselli için yalnızca;

“Biraz daha sabret, o günler de gelecek” diyebildim.

Devam edecek....

Nevin Kurular

Yazıların telif hakkı yazarına aittir.

nevinkurular@hotmail.com

 

 
Toplam blog
: 47
: 832
Kayıt tarihi
: 27.02.08
 
 

Şiirlerim 1979 yılından bu yana yayınlanmakta. 50 ye yakın antolojide, 4 özel sayıda, edebiyat de..