- Kategori
- Mimarlık
Antoni Gaudi i cornet yaşamı eserleri

Antoni Gaudi
Kimi kentler savaşlarla, kimileri aşklarla anımsanır. Bazıları yarılıp içinden geçen ırmaklarla bazıları ise, geçmişinin “uzunluğu” ile tanınır.
Ama bir kent vardır ki yeryüzünde; 74 yıllık yaşamının içine inanılmaz “şeyler” sığdırmış bir mimar ve şüphesiz onun eserleri ile birlikte tanınır.
Birçok mimar hakkında belgeseller, mimarlık hakkında filmler yapılmıştır şüphesiz ama, bir mimarın yaşamının 43 yılını adadığı ve 1882'den bu yana bitmeyen bir eseri için bir müzik albümü çıkartılmamıştır hala.
Daha fazla uzatarak, “onu” okurdan daha fazla ayırmamak için bugün başlayan ve adına HİSPANATOLİA<ı>rchı> koyduğum yazı dizisinin birincisini ANTONI GAUDI belgesini okurun beğenisine sunuyorum.
ANTONİ GAUDİ İ CORNET
GAUDI, 25 Haziran 1852’de Katalunya özerk bölgesi içinde yer alan Tarragona'nın yanındaki Reus kentinde doğdu. Bir zanaatkarın, bakır kazan ustası'nın oğlu olması ve mimarlık eğitimine kadar o atölyede metal işi ile uğraşması belki de, onun çizgi dünyasındaki “akışkanlığı” belirledi.
17 yaşında Barselona'ya gelen Gaudi, buradaki Escola Provinciya d'Arquitecture'da mimarlık eğitimine başladı. 22 yaşında iken, 7 Temmuz 1874-Kasım 1876 yılları arasında geçireceği askerlik için ara verdiği eğitimini 1878'de tamamlayarak mimar oldu.
Gaudi hep farklıydı.
O kadar ki; lakabı olan “Dandy” sakalını “griye boyaması” ve yırtık pırtık elbiseler ile dolaşmasından kendisine takılmıştı.
Kendisine ait bir “özerk” dünya kurmuş ve o dünyada yaşamaya başlamıştı Gaudi. Hiç evlenmedi. O günlerin en popüler eylemi olan fotoğraf bile çektirmedi. Meslektaşları gibi “bedenen” herkes tarafından hiç tanınmadı. Ama eserleri ile karşılaşabilmek heyecanı ile insanlar, önlerine çıkan ilk köşe başını bir an önce dönmek isteyerek geçiriyor son 130 yılı.
Tabi Gaudi bir “dehaydı” şüphesiz ama; o dönemin Barselona'sını da burada anmak gerekiyor.
19. yy başından itibaren Barselona, tekstil atölyeleri ile dolmaya ve çok ciddi bir “burjuva” sınıfının oluşmasına da tanık oluyordu o yıllarda. Kentin varlıklı yurttaşları arttıkça, kent zenginleşiyor ve yüzyıla damgasını vuracak bir “sanatsal etkinlikler merkezi” oluyordu.
Gaudi, mesleğinin daha başında iken, Osmanlı mimarlığını da çok ciddi etkileri olan Fransız Eugene Viollet Le Duc (<ı>Eugene Emmanuelı>) etkisine girmeye başladı.
Gotik rasyonalizm olarak adlandırılan akımın da öncüsü olan restoratör mimar Viollet Le Duc;
“<ı>bir eseri restore etmek, onun bakımını yapmak, onu onarmak veya yeniden yapmak değil belki de hiç bir zaman varolmamış bütünsel bir hale geri getirmektir.ı>” demekteydi.
Bu tanım, belki de Gaudi'yi ölümüne kadar Sagrada Familia Kilisesi'ne bağlayan ilişkiyidi. Ve tabi aynı zamanda onu katı biçimde dine de yönelten.
Gaudi, gençliğinden ölümüne kadar katı bir Katalan milliyetçisi oldu. Hatta çok fazla kaydı bulunmasa da, İspanyolca dışı dillerin konuşulmasının yasak olduğu gençlik döneminde, Katalan dili ile konuşmak konusundaki ısrarı nedeniyle kısa bir dönem hapsedildiği de biliniyor.
Gaudi, Viollet Le Duc gibi, orta çağ gotiğini savunan sanatçı ve tarihçi İngiliz düşünürü John RUSKIN'in ve Arts and Crafts hareketinin öncülerinden olan tasarımcı ve ressam William MORRIS'in de düşünsel etkisi altında fazlaca kalmıştır.
Ama bu kadar farklı sanatsal ideolojik gruplardan -ve çok ça- etkilense de, bizce, Gaudi eserlerinde sıklıkla kullanılan “girift soyutlanmış iç içe imgelerin” aslında Katalan kültürün bir yansıması olduğudur.
Ve Gaudi'nin bu çeşitli etkilenmelerinin daha fazla “biçimden” kaynaklı olduğudur.
Çoğu mimarlık tarihçileri doğrudan Art Nouveau akımına soksa da Gaudi'yi, yine çok fazla kabul gören bir yaklaşım da; “<ı>sınıflandırılması güç, kendine has bir estetik özerklikı>” içinde eser tasarlamıştır.
Tabi; “korkunç”, “kötü” ve “kabul edilemez” bulanlar da şüphesiz, özellikle kendi döneminde yüksek sesle görüşlerini ifade etmişlerdir.
Hakkında çıkartılan en ciddi "rivayet" ise, Gaudi'nin renk körü olduğu ve eserlerini ancak yardımcısı Joseph Maria JOJOL'un yardımı ile yaratabilmiş olduğudur.
Gaudi meslek yaşamının ilk bölümünü oluşturan 1883-1906 yılları arasını Barselona burjuva sınıfının verdiği işleri tasarlayarak geçirdi.
Ancak onun meslek yaşamının belki de “dönüşümü”, 1882'de mimar F.del VILLAR tarafından yapımına başlanan ve 1883 yılında kendisine devredilen Sagrada Familla Kilisesi'ne kendisini adamaya karar verdiği 1908 yılıdır.
Gaudi, o yıl atölyesini de Sagrada Famillia'nın şantiyesine taşıyarak ölümüne kadar geçecek 18 yıl bir başka iş almamıştır.
Hatta bu deha mimara o yıl bir Amerikalı girişimci gelerek New York'da bir otel yapmasını istemiş o da sadece bir eskiz hazırlayarak ona vermiş ve 1901-1910 yılları arasında kendisini halsiz düşüren uzun süreli hastalığı nedeniyle işle ilgilenmemiştir.
Verdiği taslak 300 mt yüksekliğinde bir binadır. Bu projenin, 11 Eylül 2001'deki saldırı sonucunda yıkılan Dünya Ticaret Merkezi Binası alanına yapılması da geçtiğimiz yıllarda gündeme gelmiştir.
Bu dehanın ölümü de dramatiktir.
Çok az da ondan bahsederek “efsanenin efsane” eserlerine geçebiliriz.
Gaudi, Sagrada Famillia projesi ile; tüm mimarlık bilgisini, girift imgelerle kaynaştırdığı bir görsellik oluşturarak, bir 20. yy. katedrali yaratmaya çalışırken, 7 Temmuz 1926’da, 74 yaşında iken bir tranvayın kendisine çarpması ile öldü.
Hikaye muhteliftir ama denilir ki; paramparça pecmurde kıyafetler içindeki bu cesedi uzun süre kimse teşhis edememiş ve bir rastlantı ile cesedi gömülmeden az önce morgdan alınarak Sagrada Famillia Kilisesi içine yapılan bir gömüt alanına gömülmüştür.
E, ustalar farklı ölür...!
Bu yazı dizisinin 1. bölümünü ayırdığımız Gaudi'nin eserlerine bir sonraki yazımızda devam edeceğiz...
Ama bir kent vardır ki yeryüzünde; 74 yıllık yaşamının içine inanılmaz “şeyler” sığdırmış bir mimar ve şüphesiz onun eserleri ile birlikte tanınır.
Birçok mimar hakkında belgeseller, mimarlık hakkında filmler yapılmıştır şüphesiz ama, bir mimarın yaşamının 43 yılını adadığı ve 1882'den bu yana bitmeyen bir eseri için bir müzik albümü çıkartılmamıştır hala.
Daha fazla uzatarak, “onu” okurdan daha fazla ayırmamak için bugün başlayan ve adına HİSPANATOLİA<ı>rchı> koyduğum yazı dizisinin birincisini ANTONI GAUDI belgesini okurun beğenisine sunuyorum.
ANTONİ GAUDİ İ CORNET
GAUDI, 25 Haziran 1852’de Katalunya özerk bölgesi içinde yer alan Tarragona'nın yanındaki Reus kentinde doğdu. Bir zanaatkarın, bakır kazan ustası'nın oğlu olması ve mimarlık eğitimine kadar o atölyede metal işi ile uğraşması belki de, onun çizgi dünyasındaki “akışkanlığı” belirledi.
17 yaşında Barselona'ya gelen Gaudi, buradaki Escola Provinciya d'Arquitecture'da mimarlık eğitimine başladı. 22 yaşında iken, 7 Temmuz 1874-Kasım 1876 yılları arasında geçireceği askerlik için ara verdiği eğitimini 1878'de tamamlayarak mimar oldu.
Gaudi hep farklıydı.
O kadar ki; lakabı olan “Dandy” sakalını “griye boyaması” ve yırtık pırtık elbiseler ile dolaşmasından kendisine takılmıştı.
Kendisine ait bir “özerk” dünya kurmuş ve o dünyada yaşamaya başlamıştı Gaudi. Hiç evlenmedi. O günlerin en popüler eylemi olan fotoğraf bile çektirmedi. Meslektaşları gibi “bedenen” herkes tarafından hiç tanınmadı. Ama eserleri ile karşılaşabilmek heyecanı ile insanlar, önlerine çıkan ilk köşe başını bir an önce dönmek isteyerek geçiriyor son 130 yılı.
Tabi Gaudi bir “dehaydı” şüphesiz ama; o dönemin Barselona'sını da burada anmak gerekiyor.
19. yy başından itibaren Barselona, tekstil atölyeleri ile dolmaya ve çok ciddi bir “burjuva” sınıfının oluşmasına da tanık oluyordu o yıllarda. Kentin varlıklı yurttaşları arttıkça, kent zenginleşiyor ve yüzyıla damgasını vuracak bir “sanatsal etkinlikler merkezi” oluyordu.
Gaudi, mesleğinin daha başında iken, Osmanlı mimarlığını da çok ciddi etkileri olan Fransız Eugene Viollet Le Duc (<ı>Eugene Emmanuelı>) etkisine girmeye başladı.
Gotik rasyonalizm olarak adlandırılan akımın da öncüsü olan restoratör mimar Viollet Le Duc;
“<ı>bir eseri restore etmek, onun bakımını yapmak, onu onarmak veya yeniden yapmak değil belki de hiç bir zaman varolmamış bütünsel bir hale geri getirmektir.ı>” demekteydi.
Bu tanım, belki de Gaudi'yi ölümüne kadar Sagrada Familia Kilisesi'ne bağlayan ilişkiyidi. Ve tabi aynı zamanda onu katı biçimde dine de yönelten.
Gaudi, gençliğinden ölümüne kadar katı bir Katalan milliyetçisi oldu. Hatta çok fazla kaydı bulunmasa da, İspanyolca dışı dillerin konuşulmasının yasak olduğu gençlik döneminde, Katalan dili ile konuşmak konusundaki ısrarı nedeniyle kısa bir dönem hapsedildiği de biliniyor.
Gaudi, Viollet Le Duc gibi, orta çağ gotiğini savunan sanatçı ve tarihçi İngiliz düşünürü John RUSKIN'in ve Arts and Crafts hareketinin öncülerinden olan tasarımcı ve ressam William MORRIS'in de düşünsel etkisi altında fazlaca kalmıştır.
Ama bu kadar farklı sanatsal ideolojik gruplardan -ve çok ça- etkilense de, bizce, Gaudi eserlerinde sıklıkla kullanılan “girift soyutlanmış iç içe imgelerin” aslında Katalan kültürün bir yansıması olduğudur.
Ve Gaudi'nin bu çeşitli etkilenmelerinin daha fazla “biçimden” kaynaklı olduğudur.
Çoğu mimarlık tarihçileri doğrudan Art Nouveau akımına soksa da Gaudi'yi, yine çok fazla kabul gören bir yaklaşım da; “<ı>sınıflandırılması güç, kendine has bir estetik özerklikı>” içinde eser tasarlamıştır.
Tabi; “korkunç”, “kötü” ve “kabul edilemez” bulanlar da şüphesiz, özellikle kendi döneminde yüksek sesle görüşlerini ifade etmişlerdir.
Hakkında çıkartılan en ciddi "rivayet" ise, Gaudi'nin renk körü olduğu ve eserlerini ancak yardımcısı Joseph Maria JOJOL'un yardımı ile yaratabilmiş olduğudur.
Gaudi meslek yaşamının ilk bölümünü oluşturan 1883-1906 yılları arasını Barselona burjuva sınıfının verdiği işleri tasarlayarak geçirdi.
Ancak onun meslek yaşamının belki de “dönüşümü”, 1882'de mimar F.del VILLAR tarafından yapımına başlanan ve 1883 yılında kendisine devredilen Sagrada Familla Kilisesi'ne kendisini adamaya karar verdiği 1908 yılıdır.
Gaudi, o yıl atölyesini de Sagrada Famillia'nın şantiyesine taşıyarak ölümüne kadar geçecek 18 yıl bir başka iş almamıştır.
Hatta bu deha mimara o yıl bir Amerikalı girişimci gelerek New York'da bir otel yapmasını istemiş o da sadece bir eskiz hazırlayarak ona vermiş ve 1901-1910 yılları arasında kendisini halsiz düşüren uzun süreli hastalığı nedeniyle işle ilgilenmemiştir.
Verdiği taslak 300 mt yüksekliğinde bir binadır. Bu projenin, 11 Eylül 2001'deki saldırı sonucunda yıkılan Dünya Ticaret Merkezi Binası alanına yapılması da geçtiğimiz yıllarda gündeme gelmiştir.
Bu dehanın ölümü de dramatiktir.
Çok az da ondan bahsederek “efsanenin efsane” eserlerine geçebiliriz.
Gaudi, Sagrada Famillia projesi ile; tüm mimarlık bilgisini, girift imgelerle kaynaştırdığı bir görsellik oluşturarak, bir 20. yy. katedrali yaratmaya çalışırken, 7 Temmuz 1926’da, 74 yaşında iken bir tranvayın kendisine çarpması ile öldü.
Hikaye muhteliftir ama denilir ki; paramparça pecmurde kıyafetler içindeki bu cesedi uzun süre kimse teşhis edememiş ve bir rastlantı ile cesedi gömülmeden az önce morgdan alınarak Sagrada Famillia Kilisesi içine yapılan bir gömüt alanına gömülmüştür.
E, ustalar farklı ölür...!
Bu yazı dizisinin 1. bölümünü ayırdığımız Gaudi'nin eserlerine bir sonraki yazımızda devam edeceğiz...