​ Arıyorum yokluğunu / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '10

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

Arıyorum yokluğunu

Arıyorum yokluğunu
 

Farkında değilim elime aldığım telefonun ucunda senin sesin var. Susuyorum sadece dinliyorum titrek birazda ürkek bir alo ile sesin yankılanınca yüreğimde. Kendi kendine ne bu diyeceksin her gün mü farkında olmadan arıyorsun ve sadece dinliyorsun hiç bir şey söylemeden kapatıyorsun ama inan ki bilmiyorum. Seni gömdüğümü düşünüyordum belki delirdi diyecek insanlar seni ben o gün gömdüm. Her hafta sonu seni ziyaret etmeye çıkıyorum biliyor musun hayattayken sana almadığım çiçekleri alıp mezarına uğruyorum her Pazar. Dualar okuyorum toprağını seviyorum çiçekler ekiyorum sana, içinde büyüsünler diye.

Gözyaşlarım akmıyor çoktan bittiler zorluyorum ama olmuyor insanlar bakışıyor saatlerce oturuyorum belki kalkıp bana hadi bu kadar yeter artık git demeni bekliyorum belki eskiyi özlüyorum. Saatler geçiyor her hafta sonu diyorum bu böle devam ediyor. Saatler geçiyor bekliyorum sesin gelmiyor toprağın git gide soğuyor özlüyorum çok hem de. Arada sırada dert yanıyorum mezarının başında keşke demiyorum sakın yanlış anlama sadece sitem ediyorum bu muydu sonumuz diye. Ve ben kimseyi sevemeyeceğim mi diye yakınıyorum işte sen rahat uyu.

Akşam olmak üzere gitme vakti ama haftaya tekrar geleceğim o sevmediğin işlerden uzaklaştım sana geliyorum yanlıca mutlu ol. Evin yolunu tutuyorum. Sokaklar caddeler bomboş biliyor musun yalnızlık çok zormuş be. Yürüyorum önce senin evine bakıyorum ışık yanıyor yeni ev sahipleridir diye geçiyorum önünden. Balkona bakmak bile istemiyorum her geçişimde orda olurdun yaktığın sigaranın dumanları arasında gülümserdin. Hep içme artık şu zıkkımı derdim öksürürdün. Elinde çayın öylece bana bakardın yukardan. Bana yok mu derdim geç oldu derdin eve git gidiyorum işte ne o çaydan içmek nede seni seyretmek yok artık gidiyorum. Ne kadar gidiyorum desem de saatler bir birini kovalıyor ne arıyorum bilmiyorum ben seni o gün gömmüştüm yoktun işte. Arıyorum işte kederimden arıyorum.

Sabah olmak üzere uyumadım yine eskisi gibi hiçbir şeyim değişmedi biliyor musun. Yine o güneşi görerek uyuyorum. Hep derdim ya nereye kadar diye belki senin gittiğin yere kadar bu da böle sürüp gidecek. Bu arada hayatıma girmek isteyenler oluyor ama ben istemiyorum, sen deşilmeyecek bir yarasın ta şuramda... Ellemekten korktuğum dokunduğumda acı veren bir yarasın şimdi kapanması zor...

Hiç kimse dokunmaya cesaret etmesin fırtınalar kopar sen ordasın ta içimde…

Bak çattı geldi yine bir Pazar yağmurlarla uyandım. Yola koyuldum yine teni ıslatan yağmurla birlikte. Mezarlığın kapısından girdim sana doğru yürüdüm önümde alabildiğince uzun bir kalabalık omuzlarda dört kollu biri daha gidiyordu işte. Kalabalığın arkasında ilerlemek mümkün değildi. Onların dağılmasını bekledim sana doğru yürüdüm. Yalnız değildin insan toplulukları başında. Ağzımı açamıyordum. Başında durdum yanlıca izledim. Korkuyordum seni gömdüğün o gün geri gelecek diye. Yanlıca sustum konuşamadım. Mezarının başında ağlayan kadınlardan birisi “neyin di” diye sordu konuşamadım. Yalnızca başına dikilen musalla taşına baktım. İsmin yoktu sen yoktun. Toprak yeni kazılmıştı daha ıslaktı tazeydi. Sen orda yatan değildin o gün geri gelmişti seni gömdüğüm gün. Aylarca kabullendiğim gerçekle yüzleşmiştim. Ağlayarak ayrıldım mezarlıktan. Yolları koşarak arşınladım. Evinin önünden geçmemek için direndim ama ışığın yanıyordu işte ve balkonda yine sigara dumanları yükseliyordu. Gizlendim yüzüne bakmaya cesaretim yoktu. Halbuki ben seni o gün gömmüştüm. Ve her gün ağlamıştım öldüğün güne.

Susuyorum şimdi susma vakti geldiğini bilerek ve kapıları yüzüme kapatarak susuyorum. Deşilmeyecek yaraları sarmadan gidiyorum…

 
Toplam blog
: 43
: 603
Kayıt tarihi
: 12.06.10
 
 

1983 Adıyaman doğumluyum. Çukurova Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünde okuyorum. Adana y..