​ Arşivciliğimiz / Tarih / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Temmuz '16

 
Kategori
Tarih
 

Arşivciliğimiz

“İstanbul Defterdarlığı Maliye Arşivi evrakının bir bölümü, 1931 yılı mayıs ayında, kuru ot ve paçavra fiyatına, okkası üç kuruş on paraya Bulgaristan’a satılmıştır.

…300 ton vesika buradan İzmit Kağıt Fabrikasına gönderilmiş ve hamur haline getirilmiş. 

Değerli Bayrak FM Dinleyenleri

Bu haftaki tarih sohbetleri programımız da sizlere tarihin, milletlerin insanlığın   en önemli  belgesi ve kaynağı olan arşivcilikten bahsedeceğiz. Tabii arşiv diyince Türk tarihine kaynaklık eden geçmişimizi anlatan geleceğimize ışık tutan kendi arşivimize yer vereceğiz. Bu ana başlık altında arşivin önemine değineceğiz, bu konuda konunun uzmanlarının yazdıklarına yer verip, yine geçmişimize ait belgelerin gaflet içinde bulunan bazı yetkililerce nasıl kaderine terk edildikleri hatta maalesef dış ülkelere nasıl satıldığı  üzerinde duracağız.

Kıymetli Dinleyenler

Öncelikle söyleyeceklerimiz, anlatacaklarımız, doğrudan doğruya kendi sözlerimiz olmayıp, yetkili ağızların bizzat derleyip, tebliğ olarak sundukları  veya çeşitli gazetelere araştırma yazısı olarak araştırmış olduklarıdır.  Bu konuda  ele aldığımız ve yararlandığımız belgelerin isimlerini öncelikle zikretmek istiyorum

Kaynarlar şunlar:

1.Kaynak Bulgaristan’a Satılan Evrak ve Cumhuriyet Dönemi Arşiv Çalışmaları adlı eser Cumhuriyet Arşiv Daire Başkanlığı Yayın No:19 Ankara-1993

2.Kaynak eser,1.Milli Arşiv Şurası adlı tebliğ ve tartışmaların yer aldığı eser, bu eser de Devlet Arşivleri genel Müdürlüğünce yayınlanmış,

3.Kaynak eser Türk Arşivinin Kısa Tarihçesi ve Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün faaliyetleri yazarı Devlet Arşivleri Genel Müdürü sayın İsmet Binark bey,

4.Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivleri Genel Müdürlüğü Rehberi bu eserde Cumhuriyet Arşivleri Daire başkanlığı Yayınları no: 27 Ankara-1996

 Kaynakları da  sizlere sunduktan sonra  bir soru ile sizlerle olan sohbetime geçmek istiyoruz.
Arşiv ve arşivcilik neden bir millet ve devlet için önemlidir?

Değerli Dinleyenler

·        Arşivler bir ülkenin tapu senedi, kimliği, hatıratı, geçmişten bugüne bu günden yarına bağlayan temel dayanağıdır. Tarihi için temel köprüdür. Günümüz toplum hayatının oluşumunda tarihten getirdiğimiz değerler  ya  arşivlerin  kendisi, yahut sinmiş halidir. Toplum hayatının idari, siyasi, hukuki, askeri, iktisadi, dini ilmi biyografik, teknik ve kültür konularındaki temel kaynaklar belgeler arşivin ta kendisidir.

·          Yine  devletlerin milletler arası münasebetlerinde  haklarının tespiti için gerekli belgeler, devrin ahlak örf ve adetlerini ve çeşitli toplumsal  özelliklerini gösteren her türlü belgeler ancak arşivlerden temin edilebilir. Bu hususiyetleri itibariyle, arşivlerin en büyük özelliği toplum ilimlerine başlangıç ve ilk elden kaynak teşkil etmeleridir. Şu gerçek unutulmamalıdır ki devletlerin ve milletlerin tarihi ve günümüzün toplumsal yapısının temelleri arşivlerde saklıdır.

Değerli Dinleyenler

Sağlıklı tarih kaynakları hiç şüphesiz I. Derecedeki arşiv kaynakları arasındadır. Geçmiş ile bu gün  ve gelecek arasındaki  sağlam köprülerin kurulması, siyaset, ekonomi, toplum hayatı ve kültürel alanda yaşanan tecrübelerin gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılması, devletlerin ve milletlerin tarihinde çok büyük önem taşımaktadır.

·        Değerli Dinleyenler arşiv belgelerinin ülkemiz açısından  diğer bir önemi:

Türkiye’nin önemli bir meselesi olan terörün ve tehditlerin çözümünün temelinde de  arşiv araştırmaları yatmaktadır. Günümüzde bir doğu meselesi, bir Ermeni Meselesi vardır. Ermeniler sözde belge dedikleri bir takım uydurma yazılarıyla gerek kendi vatandaşlarını, gerekse Avrupa ve Amerika’yı etkilemeye çalışmaktalar. Aslında Avrupa ve Amerika bu konuda Türkiye’nin haklılığını bilmelerine karşılık bazen bilmezlikten gelmeleri çıkarlarına uygun düşmektedir. Bu konuda Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nü yaptığı çalışmalardan dolayı çalışmalarda emeği geçen araştırmacıları ve yetkilileri kutluyoruz. Ermeni Meselesi üzerine geniş doküman ve eserleri araştırmacıların hizmetine sunmuşlar. Ancak bu konuda dünyayı aydınlatmak, bilmeyerek Ermeni soykırımı iddialarına inanan insanları bilgilendirmek, inatla sırf çıkarları için her yıl  birkaç defa gündeme Türk milletini karalamak için bir şantaj olarak  Türkiye’nin  karşısına dikilen iddiaları ortaya çıkaranlara da  iyi bir ders vermek gerekir.

Değerli Dinleyenler Yine arşiv  çalışmalarından Türk Milletinin üzerine fütursuzca saldıran hakaret eden düşmanların bu saldırılarının önlenmesi ve cevaplandırılması da  yine arşivlerin gün ışığına çıkarılması ile olacaktır. Bilindiği üzere Türk milletinin tarihte saldırgan, barbar, emperyalist olduğu  yaygaraları yapılır durur. İşte bu saldırılara en güzel cevaplar yine arşiv çalışmalarının sonunda daha bilimsel olarak cevaplanmış olacaktır.  Daha sayamayacağımız bir çok konuya ışık tutacak arşiv çalışmalarının amaçlarını ve faydalarını burada sıralamaya yeterli görerek bir başka soru ile Türk Arşivcilik çalışmalarında ve tarihinden bahsedelim.

Kıymetli Dinleyenler

Türk tarihinin başlangıcından  bu güne Türk Arşivciliği nasıldır? Bu sorunun cevabını  vermeye çalışalım. Bu konuda  Devlet Arşivleri Genel Müdürü Sayın İsmet Binark ve araştırmacı Yılmaz Öztuna beyin yazdıklarına yer verelim:

Şunu hemen söyleyebiliriz ki; Türk tarihinin idari ve kültür hayatında, arşivcilik çok eskiye dayanmaktadır. Bu uzantı Orta Asya  Türklüğüne kadar uzanmaktadır. Çok köklü ve zengin bir kültüre sahip Türk Milleti tarihinin ve kültürünün arşivlerine de sahiptir.

Ortaçağın en medeni milletlerinden biri olan Uygur Türklerinin şehirlerinde zengin kütüphaneler, resmi daireler, noter ve gümrük teşkilatı, mahkemeler ve resmi evrakın muhafaza edildiği arşivleri oluşturduklarını,  çeşitli milletlere mensup arkeolog ve sanat tarihçileri tarafından yapılan kazı ve araştırmalarından anlaşılmaktadır.

·        Anadolu Selçuklularından  ve diğer devletlerden gelen eski bir Türk ananesi olarak daha ilk devirlerden itibaren Türklerde arşiv fikrinin  var olduğu bilinmektedir.

·        Türk-İslam geleneğinde yazılı kağıda saygı gösterilmesi sebebiyle, devlet işlerine ait yazılı vesikaların tamamı, müsveddeleri de dahil olmak üzere  titizlikle muhafaza edilmiştir.

·        Bilindiği gibi Türkiye Arşiv malzemesi bakımından çok büyük zenginliğe sahiptir. Osmanlı Devletinden devralınan büyük ve şerefli mirasla bu gün dünyanın en zengin arşiv potansiyeline sahip sayılı ülkelerden birisi durumundayız.

·        Orta, yakın-doğu, Balkan ve Akdeniz ülkeleri içerisinde kudretli ve kuvvetli devlet olabilme vasfını uzun süre devam ettiren Osmanlı Devletinde arşiv fikri çok eskilere kadar uzanmaktadır. Arşivin bir milletin tarih ve kültür hazinesi olduğunu idrak eden ecdadımız, bunun içindir ki kurduğu arşiv teşkilatına “Hazine-i Evrak”adını vermiştir.

·        Orta, Yakındoğu ve Balkan ülkeleri içerisinde Osmanlı arşivleri idari kayıtların devlet eliyle tespit edilip düzenlendiği ve günümüze kadar  muhafaza edildiği örnek kuruluşlardandır.

Değerli Dinleyenler

·        Ancak Osmanlı Devleti’nin diğer müesseselerinin geçirdiği buhranlı ve sıkıntılı ihmal dönemlerini Osmanlı arşivi ve kaynakları da geçirmiştir.  İlk geçirdiği buhranlı dönem bir fetret dönemidir ki  bu dönemde iki unsur Osmanlı arşivini ve kaynaklarını olumsuz olarak etkilemiştir.  Birincisi Osmanlı Beyliği’nin 400 çadırlık bir  uç beylik olarak  o günün tarih yazanlarının  dikkatini çekmemiş olmaları, diğer bir olumsuz gelişme ise  Osmanlı kuruluş döneminin arşivini oluşturacak belgelerin Moğol istilasıyla talan ve yağma edilmiş olmasıdır. Osmanlı başkenti Bursa yağmalanırken belge niteliğindeki yazılar ve eserler  bu talan ve yağmadan nasiplerini almışlardır.

·        Osmanlı Devletinde, yüzyıllar boyunca ve devrinin bürokratik sistemine göre teşekkül eden arşiv malzemesi, 18. Yüzyıl ortalarına kadar titizlikle muhafaza edilmiş; bu tarihten sonra araya giren harpler, ihmal, ilgisizlik ve elverişli olmayan muhafaza şartları yüzünden bu dönem arşiv malzemesinin bir kısmı maalesef asırların tahribine uğramıştır.

·        Bu dönemde,  devlet kayıtlarının iyi muhafaza edilmesi konusuna zaman zaman tedbirlere baş vurulduğu ve bir takım çalışmaların yapıldığı görülmektedir. Bunlardan  önemli gördüğümüz bir kaçını bilginize sunmak istiyoruz.

·        Bu konuda araştırmasına baş vurduğumuz araştırmacı yazar Yılmaz Öztuna şunları yazmış:

“Osmanlılarda devlet vesikaları ya yaprak halinde veya ciltli defter halinde düzenlenip muhafaza edilirdi. Defterler yıllara göre sıralanarak evrak mahzenlerinde saklanırdı. Yapraklarsa vesikanın önemine göre atlas ve adi kumaş keseler içine konulurdu. Keseler Osmanlı hanedanını rengi olan al renkteydi. Birkaç kese bir torba haline getirilir birkaç torba bir sandığa yerleştirilirdi. Torbaların üzerine mürekkeple ve sandıkların üzerine de etiket yapıştırılarak muhteviyatları belli edilirdi. Sandıklar ya Topkapı  Sarayı’ndaki Padişah arşivine veya Paşa Kapısı’ndaki sadaret yani Başbakanlık Arşivi’ne gönderilirdi.”

Değerli Dinleyenler
Yine sayın Yılmaz Öztuna, ilgili yazısında Osmanlı arşivlerine ne denli değer verildiğini, nasıl korunduğunu, hatta bu korumada ihmali bulunanların nasıl cezalandırıldığını da belirtmiş, aktaralım:

“...Eski vesikalardan incelenmek üzere bakanlıklara ve kalemlere getirilenler, gece getirildikleri yerlerde bırakılmazlar, inceleme bitmemişse bile arşiv mahzenlerindeki yerlerine konup ertesi sabah tekrar çıkarılırlardı. Bu kanuna Sadrazam bile uymaya mecburdu. Osmanlı arşivinin saklandığı yerin birinci derecedeki sorumlusu "nişancı" denilen büyük devlet yetkilisi olup, padişah mührünün emanetçisiydi. Burada saklanan belgelerin korunması için büyük titizlik gösterilir, bir belgenin kaybolması ve tahrif edilmesi  halinde en büyük ceza olan idam cezası suçluya uygulanırdı.  Bu yüzden 1590 yılında üç divan üyesi katibi, suçlu görülmüş ve idam edilmiş, olaydan haberi olduğu halde ihbarda bulunmayan altı katibin tek elleri kesilerek devlet hizmetinden çıkarılmıştır. ”

Değerli Dinleyenler

Osmanlı Devletinin arşiv  çalışmaları Yükselme döneminde titizlik içinde yürütülmesine karşılık duraklama ve gerileme dönemine doğru diğer alanlardaki olumsuzluktan etkilenmiş,

Bu konuda tereddüde mahal bırakmayan bir belge 1200 /1785 tarihini taşımaktadır. Bu tarihte  Divan-ı Hümayundaki  yazışmaları idare eden Reüsü’l Küttap’a çıkarılan bir emirde, devlete ait yazılı vesikaların defterlerin, name ve antlaşmaların  devamlı olarak muhafaza olunmalarının önemli işlerden olduğu, bu iş için Sadrazam sarayı bahçesinde tamir olunan kargır deponun tahsisinin uygun olacağı zikredilerek, vesika ve defterlerin kullanma maksatları, saklanma usulleri ve muhafazasının kimler tarafından nasıl yapılacağı hususunda şöyle denilmektedir:

“Divan-ı Hümayun kaleminde mevcut atik name-yi hümayun cüzleriyle, artık mühimme ve erbabı mesalik defterleri ihtiyaç duyulduğunda, getirilip müracaat olunmak , zaruri olduğundan, bu gibi eskiye ait defterlerin cümlesinin daima sandıkları ile mehter Başınız vasıtasıyla adı geçen depoda saklanması hali hazırda elde bulunan namei Hümayun, mektuplar, antlaşmalar ve diğer bütün mühimme ve iş sahiplerine ait defterler ve sair muamelat defterlerinin, yine mehter başınız tarafından ve onun nezaretinde her akşam zikredilen depoya konularak ve her sabah yine kendisi tarafından depodan alınarak sandıklarıyla kalemdeki memurlara teslim edilecektir... Bu usule devamlı suretle riayet olunacaktır...Vesika ve defterlerin saklandığı depoya bu işte vazifeli memurlardan başkası sokulmayacaktır.”

Değerli Bayrak Radyo Dinleyenleri

Ecdat arşiv belgelerine bu kadar ehemmiyet vermesine karşılık tarihte bazı olayların yaşanmış olması arşiv çalışmaları ve tarihimize verilmesi gerekirken verilmeyen talihsizlikler olarak  değerlendirmek istiyorum. Yakın tarihimizde meydana gelen Arşivciliğimiz açısından son derece üzücü bir dönem olarak tarihe geçmiş olan bir olayı sizlere anlatmak istiyorum. Dahası ben anlatmak yerine sizlere belgelerden aktaracağım.

Olay: Bulgaristan’a Osmanlı Arşiv Belgelerinin Satılması,

Tarih: 4 Haziran 1931

Gerekçe: Hurda kağıt denilen evrakların temizlenmesi

Yer: İstanbul Defterdarlığı Maliye Arşivi

Bu konuda sizlere Bulgaristan’a Satılan Evrak ve Cumhuriyet Dönemi Arşiv Çalışmaları adlı eserin 1. Sayfasından alıntı yaparak (Cumhuriyet Arşiv Daire Başkanlığı Yayın No:19 Ankara-1993) konumuza geçmek istiyorum:

“İstanbul Defterdarlığı Maliye Arşivi evrakının bir bölümü, 1931 yılı mayıs ayında, kuru ot ve paçavra fiyatına, okkası üç kuruş on paraya Bulgaristan’a satılmıştır. Tarihi evrakımız ot balyaları gibi çemberlenip, vagonlarla Bulgaristan’a gönderilirken, bu durum Son Posta Gazetesi yazarı İbrahim Hakkı Konyalı tarafından tespit edilmiştir. İbrahim Hakkı ilgili makamlara müracaat ederek bu işlerin durdurulmasına çalışmışsa da, maalesef muvaffak  olamamıştır.

Daha sonra Muallim Cevdet olayın takipçisi olmuş, dönemin Başbakanı  İsmet İnönü’ye bir mektup yazıp, evrak satışının incelenerek, yapılan usulsüzlüğe son verilmesini istemiştir. Gazetelerdeki neşriyat  ve Manisa Milletvekili Refik Şevket İnce’nin T.B.M.M.’ ne verdiği önerge üzerine, hükümet bu konuda teşebbüse geçmiş; ancak Bulgaristan’a satılan evraktan bir kısmı geri alınabilmiştir.(İki yıl sonra) Olaya sebep olanlar hakkında ise soruşturma açılmış, fakat Recep Peker’in başkanlığı döneminde çıkan umumi af sebebiyle olayın müsebbipleri ceza almaktan kurtulmuştur.

Değerli Dinleyenler

Olayı sizlere biraz daha açıklamak için olayın ertesi günü yayınlanan Son Posta Gazetesi’nin haberini ve bu konuda devam eden olayları siz dinleyicilerimize aktarmak istiyoruz:

“ Filhakika ertesi gün (4 Haziran 1931) çıkan Son Posta Gazetesi’nde Okka ile satılan kıymetli evrak meselesi” başlığı altında bir yazı çıktı.  Bu yazıyı uzun uzadı ya anlattıktan sonra bilhassa evrak daha mahzenden çıkarıldığı sırada orayı gezmiş ve görmüş olan İbrahim şu tafsilatı veriyordu.

“Oradaki koridor harman halinde dökülmüş kağıtlarla dolu idi. Çemberliyorlardı. Arkada yüzlerce torba kağıt yığılmıştı. O suretleki içeri girmek mümkün değildi. Evvela Bekir Ağa (Oradaki hademe) oradaki torbaların üzerine çıktı ve elimden tutarak beni yukarıya çekti. Bu kısımda tesadüf edilmiş bir çok kıymetli vesikalar, defterler göze çarpıyordu. Burasını gözden geçirdikten sonra sıra aşağı kata geldi. Burada lanettayin aldığım kağıtların içinde altın yaldızlı mecmua parçaları, Silistre, Varna Tuna vilayetlerine ait kalelerin tamirine, zeamet, tımar vesikalarına, ulufenamelere, mutfak masraflarına, vakıflara ait birçok mülk nameler vardı. Bunlar değersiz kağıt parçaları değil, on binlerce kuruş ve lira sarf ile bile yerlerine konması mümkün olmayan vesikalardı.”

Değerli Dinleyenler

Olaya karşı çok duyarlı olan muallim Cevdet’in tepkisini sizlere aktarmanın da yerinde olacağını düşünüyorum. Olay yine o gün meydana geliyor. Aktaralım:

Olayı İbrahim Hakkı Konyalı anlatıyor:

“Yine odamda gazetecilerden Yekta bulunuyordu. Derken o sırada Muallim M. Cevdet’te geldi. Hiçbir şeyden haberi yok. Hasta olduğu için eskisi gibi günlük gazeteleri takip etmiyor, yalnız mühim ve ilmi şeyler olursa kendisinin haberdar edilmesini arkadaşlarından ve dostlarından rica ediyordu.

Cevdet’i bu felaketten ve cinayetten haberdar ettim. İhtimal vermedi ve inanamadı. Gazeteyi ve oradaki resimleri gösterdim. Bu sefer yerinde oturamadı. Yıldırımla vurulmuşa döndü. Bir müddet hüngür hüngür ağlamaya başladı. Azıcık yatışınca biraz daha izahat istedi, verdim. Derhal yerinden kalktı. Sultanahmet meydanına gitti. Yarım saat sonra elinde bir kucak vesika olduğu halde geldi. ve “ Bunları beşer kuruşa çocukların elinden topladım, tarihi evrak bu hale getirilir mi?” dedi. Hala ağlıyordu. Kendisini teskine ve teselliye çalıştım ne mümkün! Nihayet yapılacak muameleyi söyledim, zaten cesur ve pervasız olmakla beraber daha ziyade cesaretlendi. ..” 

yazı uzun sizlere  tamamını aktarmayım. Ancak Muallim Cevdet’in, dönemin başbakanı olan İsmet İnönü’ye gönderdiği  mektubun bir bölümünü okuyayım:

“Paşam,

1-Bu milletin askeri tarihi yazılmamıştır. Fakat asırlardan beri ordu defteri, askeri emirleri, muhasara ve yol jurnalları  bu mahzende şimdiye kadar saklı duruyordu.

2-Vergi, emlak, nüfus, bütçeler gibi anasır tarihleri yazılmamıştır. Fakat vesikaları saklı duruyordu.

3-Fünun ve maarif tarihleri yazılmamıştır. Fakat vesikaları saklı duruyordu.

4-Sanayı nefise şubeleri ile Türk evlerinin, bahçelerinin tarihleri yazılmamıştır. Fakat vesikaları duruyordu.

5-Kağıt, mürekkep, mühür, imza, cilt, ebru tarihleri yazılmamıştır. Fakat vesikaları duruyordu.

6-Ziraat, ticaret, sanayi, maadin işleri tarihleri yazılmamıştır. Fakat vesikaları duruyordu.Türk Köylerinin, Türk aşiretlerinin, Türk şehirlerinin ve bin yıllık Türk adlarının tarihleri yazılmamıştır. Fakat vesikaları duruyordu.Şimdi bu vesikaların birkaç yüz bini uçmuştur. Daha bir çok defterlerinde imhasına karar verilmiştir. Yakında bu da olacaktır. Bu defterleri niçin müzeye vermeyip de ateşe atacağız? Vahşi miyiz? Satış ve imha faciasını Evkaf mahzenleri, adliye, dahiliye, ...... mahzenleri de tekrar edecektir. Bu, ne müthiş haldir. Bin yıllık vesikaları satan bir cemaati, garp medeniyeti kendi ailesine kabul eder mi?  Evvela bu sözümde, sonra size takdim ve pak vicdanınıza arz eylediğim atideki vesikaların lüzum ve kıymetinde Avrupa ulemasının zerre kadar şüphesi varsa idamıma razıyım. ...”

Değerli Dinleyenler

Muallim Cevdet’in yazdığı mektup uzun, mektubun devamında Avrupa tarih araştırmacılarının tarihi belgelere ne büyük önem verdiğini uzun izahat ve örneklerle açıklar. Ben sizlere bu mektubun cevabı veya yankısı diyebileceğim olumlu gelişmeyi sağlayan İsmet Paşa’nın üst makama yazdığı tamimi sizlere okumak istiyorum:“ Ahiren İstanbul Defterdarlığında eski ve lüzumsuz diye satılan evrak arasında çok kıymetli bazı vesikalar bulunduğu anlaşılmıştır. Bilumum daireler evrak  mahzenlerinde bir çok kıymetli vesaik bulunacağı şüphesiz ve bunun taktiri ihtisas erbabına ait bulunduğundan gerek merkezde ve gerek vilayetlerdeki evrak mahzenlerinde bulunan muamelesi hitam bulmuş eski ve yeni bilcümle evrakın hiçbir bahane ile ve hiçbir surette ziyana uğramalarına meydan verilmemesi, bilakis muhafazalarına itina edilmesi için icap edenlere tamimen emir ve tebliğ  buyrulmasını ehemmiyetle rica ederim Efendim. 10/6/931                                   

Başvekil İsmet

Değerli Dinleyenler

Dönemin Başbakanının verdiği bu tamimle birlikte birçok arşiv malzemeleri satılmaktan, yakılmaktan ve kağıt hamuru olmaktan kurtuldu. Ancak zaman zaman bazı arşivlerin yakıldığı, ihmal edilmek suretiyle kaderine terk edildiği basında çıkan yazılar arasındadır.

Bulgaristan’a Satılan Evrak ve Cumhuriyet Dönemi Arşiv Çalışmaları adlı eser’in (Cumhuriyet Arşiv Daire Başkanlığı Yayın No:19 Ankara-1993)bu konuda yazılan gazete kupürlerinden oluşan bazı yazıları sizlere okumak istiyorum:

Sayfa 232, Yeni Konya Gazetesi 3 Aralık 1965 tarihli 1. Sayfada yer almış:

Manşetten verilen haber; “Tarihi vesikalarımız Kağıt Fabrikalarında Hamur haline getiriliyor.” Bu manşetin altında olayı anlatan yazı uzun bir yazı ben bir bölümünü okuyayım: “Sultanahmet’te Eski çadır mehterhanesi denilen, bir kısmını askerlik şubesi işgal eden altlı üstlü bir çok salonlardan, odalardan, tonoz bölmelerden teşekkül etmiş, koca mehterhane sarayı bir askeri arşiv haline getirilmişti. Yıldızdan harbiye nezaretinden, Bekirağa Bölüğünden bütün askeri vesikalar burada toplanmıştı. Burası da  bir askeri karargah, bir geri hizmet yeri gibi kabul edilmiş,  arşivden arşivcilikten anlamayan kimseler buraya gönderilmişlerdi.  Mütehassıs olarak yüksek tahsili bulunmayan ve yalnız Arap harflerini şöyle sökebilen iki  başçavuş verilmişti. Bir gün benden bazı vesikalar istediler. Burasını  gördüm.  Binanın ve evrakların hali yürekler acısı idi. Kubbe altına tonoz kemerli bölmelere, salonlara milyonlarca kilo vesika küreklerle doldurulmuş, yağan yağmurlar kalburdan geçer gibi üstlerine akıyordu. Tonoz kemerli odaların önlerine birer asker oturtulmuş, önlerine birer küfe konulmuş,  onlar vesikaları yırtıp yırtıp küfelere dolduruyorlardı. Aklım başımdan gitti kan beynime hücum etti. Bağırdım:

-   Aman ne yapıyorsunuz?!.

-   Çürümüş, ıslanmış evrak,  İzmit kağıt Fabrikasına göndereceğiz,  ele geçmesin diye yırtıyoruz!.. dediler.

Özürler kabahatlerinden büyük idi. Durumu bir raporla Milli Savunma Bakanlığına bildirdim. Buraya mütehassıslar gönderilsin! dedim. Verakı mihr i vefayı dinleyen olmadı.

    Sonra işittim ki 300 ton vesika buradan İzmit Kağıt Fabrikasına gönderilmiş ve hamur haline getirilmiş.1- Bulgaristan’a Satılan Evrak ve Cumhuriyet Dönemi Arşiv Çalışmaları adlı eser Cumhuriyet Arşiv Daire Başkanlığı Yayın No:19 Ankara-1993 Kaynak eser,1.Milli Arşiv Şurası adlı tebliğ ve tartışmaların yer aldığı eser, bu eser de Devlet Arşivleri genel Müdürlüğünce yayınlanmış,kaynak eser Türk Arşivinin Kısa Tarihçesi ve Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün faaliyetleri yazarı Devlet Arşivleri Genel Müdürü sayın İsmet Binark bey, bakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivleri Genel Müdürlüğü Rehberi bu eserde Cumhuriyet Arşivleri Daire başkanlığı Yayınları no: 27 Ankara-1996

 
Toplam blog
: 8
: 110
Kayıt tarihi
: 17.04.16
 
 

Tarih alanında çalışma yapmaktayım. Tarih yorumları, günlük hayatta yaşanılan sorunlar, ülkemin m..