- Kategori
- Ekonomi - Finans
Asgari ücret ortadayken yurdum insanının düzene olan bağlılığı gözlerimi yaşartıyor

Ekonomik Kriz Kalbe vuruyormuş.
Her yılın son ayı geldiğinde bir “asgari ücret” tantanasıdır alır başını gider.
Emek örgütleri ve sendikalar bir rakam telaffuz eder, iktidar bir başka rakam telaffuz eder.
Herkesin söz söyleme ve görüş bildirme hakkına saygı vardır! ama, son söz her zaman hükümetin olur.
Ve içi boş bir “asgari ücret” rakamı hayata geçer.
Tabi bir felakettir “asgari ücret” tutarları.
Açlık sınırı denen bir şeyler konuşulur.
“Bu ay açlık sınırı şu rakamda” denir.
Aralık ayında da açlık sınırı 740 ytl tutarındaymış.
Ama belirlenen asgari ücret tutarının neti halen açlık tutarını yakalaya bilmiş değil.
Lakin açlık sınırında olan vatandaşlarımız yine hükümete “hep destek, tam destek” şiarını hayata geçirecek.
Hükümet sırtına bindikçe yoksulun, yoksul daha bir sarılacak hükümetine.
Gurur meselesi var ya işin içinde.
Oyu verdi.
Güvendi.
Savundu.
Ve o savunusundan ödün vermeyecek vatandaş.
O müzmin desteğini esirgemeyecek hükümetinden ve oy verdiği partisinden.
Ve bir kez daha tescil edilecek “sırtına binersen, yaranırsın” özdeyişi.
Ne yapalım efendim, burası Türkiye.
Kadın çocuğunu almış okuldan.
Kız çocuğunu.
Henüz yaşı 16 kızcağızın.
Haklı. (Belki de değil)
Geçinemediğini ve kızının okul giderlerini karşılayamadığını söylüyor.
Kızın parmağına nişan yüzüğünü takı vermiş.
Ama aynı kadın yakınırken, hükümetine toz kondurmamak gibi bir de ilke tutturmuş.
İlke.
Evet evet.
İlke tutturmuş.
“Sıra dışı Başabakan” diyor.
“Sıra dışı Başakanımız bizim yüzümüzü güldürür” diyor.
Daha önce hiç bire bir tanık olmamıştım şu kömür ve de file hadisesine.
Yazılmış kömür ve erzak yardımına.
Evine aynen geliyor ilgili erzak ve kömürler.
Ben bilmiyorum tabi.
Kendisi anlatıyor.
“Ne yapacaktım?” diyor.
“Almasamıydım?” diye ilave ediyor.
Ne söylesem boş.
Çocukcağızın parmağında nişan yüzüğü.
“Evlenecem abi” diyor.
“Bir iş versene bana”.
Mesleğini sordum.
Orta okul bitirmiş.
Üç ay muhasebe kursuna gitmiş.
Başka da bir mesleği yok.
Karşım da yalvaran bir insanı gördüğüm de yüreğim yanıyor.
Ve o genç çocuk işe almam için yalvarıyor.
Üç aylık alınan bir muhasebe kursu ile muhasebecilik yapacağını sanıyor.
Yüzümü kara çıkartmayacağını söylüyor.
Nafile.
Hiçbir şey söylemeden yüzüne bakıyorum.
“Almayacak mısın?” diyor.
“Peki nasıl iş bulacağım ben?” diyor.
Ne desem ki!
Hiç bir şey söyleyemiyorum.
Ve yurdum insanının bu haline rağmen, düzene olan bağlılığı göz yaşartacak cinsten.
Vatanına milletine sadakatle bağlı.
Garip bir durum.
Son bir ay içerisinde, Antalya’da işten çıkarılan çalışan sayısı kaçı buldu biliyor musunuz?
Yüz bin kişi olmuş.
Her yıl bu mevsimlerde işten çıkarmalar olurdu.
Ama bu kış sezonu, sadece işten çıkarmak değil, aynı zaman da ücretsiz izinler almış başını gidiyor.
Turist yok ortalıkta.
2009 turizm sezonu da pek öyle hayra alamet görünmüyor.
Her gün tıka basa dolu olan bir balık restaurantının sahibi ile konuşuyoruz.
Yakınıyor.
“Günde ancak beş masa doldurabiliyorum” diyor.
Koca bir restaurant.
Onlarca çalışan var.
Ve işin dönmediğini söylüyor.
Ne yapacağını da bilmiyor.
Mahfi Eğilmez de geçen gün bir televizyon kanalında konuşuyordu.
2009 yılının ikinci yarısı krizin ne olduğunu görecekmişiz.
Daha görmemişiz.
Desene depresyon bizleri bekliyor.