- Kategori
- Aşk - Evlilik
Aşk nedir?

Shakespeare der ki;
"Değişiklikle karşılaşınca değişen aşk, aşk değildir... Aşk gözle değil ruhla görülür."
Benim Günahım Aşktır
Benim günahım aşktır, senin erdemin nefret:
Sevgi günahtır diye günahımdan nefret bu.
Gel, kendi durumunu benimkine kıyas et,
Görürsün siteminin ne haksız olduğunu.
Haklıysa da, o sözler kızıl süsünü bozan
Ve benimkiler kadar bol sahte aşk senedi
Düzüp başkalarının yataklarını talan
Eden dudaklarından işitilmemeliydi.
Seni sevmem yasaldır; bak, seviyorsun sen de:
Gözüm sırf sana düşkün, senin gözün onlara;
Merhamet yüreğinde kök salıp boy versin de
Acımanla hak kazan sana acınanlara.
Aramağa kalkarsan kendi gizlediğini
Senin kendi örneğin yoksun bırakır seni.
Bazen yıldızları süpürürsün farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür
Göğsünde kuruludur orkestra, duyamazsın
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın
Uçar gider, koşsan da tutamazsın.
Asırlar önce shakespaere'ın aşk için söylediği sözler bugünde aynı yaşanmıyor mu?
Bazen aşka sahip olduğumuzun farkına varamıyor ya da kıymetini bilmiyoruz.
Aşkın tarifleri yaşayanlara göre hep farklı olmuştur. Örneğin;
Aşk, sizi saran kolların arasında zamanı ve derdi unutmaktır. Saatin kaç olduğuna aldırmaksızın herşeye teslim olmaktır. Her vedadan sonra tekrar ama, mutlaka yeniden karşılaşacağınızı bilmektir.
Aşk, başından itibaren yaşanabilecekleri kabullenmektir. Aşık olunan kişiyle sabrı, beklemeyi, güveni, korumayı, sorumluluk almayı öğrenmektir.
Çok ciddi olsanız da mizahı algılayıp, espri yapabilmektir. İki farklı resme birlikte bakarken, resimler arasında sonsuz benzerlikler bulabilmektir.
Aşk, yazın kavurucu sıcağında hafif esintiyi yakalayabilmek; dondurucu soğuklarda ise kış güneşinin tadını çıkarabilmektir.
Derin uykudan ağlayarak uyanmak;uyandığımızda da rüyalarımızdaki kişiyi yanımızda görebilmektir.
Aşık olduğumuz kişinin bir bakışıyla kalbini okuyabilmek, kendi yüreğimizin derinliğini sözcüklere sığınmadan anlatabilmektir. Tünele sıkışıp kaldığımız anlarda, onun gözleriyle tünelin sonundaki ışığa kavuşmaktır.
Aşk bazen de yerin altındaki bir mahzene kapatılmaktır. Gün ışığını özlemek ve mahzenin anahtarının birilerinde olduğunu; kapıya takılan o anahtarın çevrilerek sadece bir tık sesiyle özgürlüğünüze kavuşulacağını bilmektir.
Aşk, istendiğinde o "tık" sesini duyabilmektir. Ömür boyu o sesi beklesenizde, gerektiğinde hayata meydan okumak ve çekip gidebilmektir.
Benim içinse AŞK;
Sapsarı saçları olan, geniş omuzlu, 1.82 boyunda, ailesine tutkun, işine ve çevresine saygılı, sözlerle anlaşmakta zorlanan, kısık gözleriyle yüreğini ifade eden; yalnız kaldığında kendini yarım görerek, diğer yarısını olduğu gibi kabül edip sadece yüreğinin mahzeninde sevgisini yaşatarak, olabildiğince onu hür bırakan ve onun varlığı yanında bütünleşen; yirmibeş yıl boyunca üstten sürekli filizlenen ve köklerini toprağın derinliklerine salan koca bir çınardır.
Shakespeare'a göre aşk ruhla görünendi. Ruhun görebildiği aşka güven nasıl olacak. Bunu shakespeare da çözememiş. Yine onun sözleriyle düşünelim . Shakespaere der ki;
"Yağmuru sevdiğini söylüyorsun ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun, güneşi sevdiğini söylüyorsun ama güneş açınca gölgeye kaçıyorsun, rüzgarı sevdiğini söylüyorsun rüzgar çıkınca pencereni örtüyorsun. İşte bundan korkuyorum çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun."