- Kategori
- Aşk - Evlilik
Aşka ve sevgiye ihtiyacımız var

Artık haftalarca yol alan mektuplar yok. Zarfın üzerine yapıştırdığınız pulun arkasını dilinizle ıslatırken sevgiliye mesaj gönderirdiniz adeta. Sonra o mektubun yanıtını beklerdiniz pencerelerde. Postacılar hep sevimli ve sevgiliden haber getiren insanlardı sanki. Uzun uzun yazmak, sevginin göstergesiydi. Sözlükten ve gönlünüzden kelimeler arardınız. O kelimeler ki yıllarca akıldan çımasın ve sadece ona söylenmiş olsun. Güneş altında söylenmiş sözlere sizden bir katkı olurdu kelimelerin, tümcelerin güzelliği.
Şiir kitaplarının dizeleri arasından onu arayıp bulurdunuz. Ya gözleri saklıdır bir yerlerde, ya saçları veya vefasızlığı. Kavuşmak aklınızın ucundan bile geçmezdi. Kavuşmak aşkın bitişiydi sanki. Yaklaşırken kaçacak yerler bulurdunuz. Saklanırdınız. Gülümsemelerinde güzellik ararken, hasretinde aşkı bulurdunuz.
O güzelliğin nefes alan şekliydi sizin için. Güzellik ondan adını alırdı. Çok arabesk değildi sevdanız, çünkü onu uzaktan sevmek aşkların en güzeliydi. Kavuşmayan şarkıların nağmelerinde denizlere açılırdınız, ufuklara ulaşmaya çalışırdınız. Kavuşmak yerine, onu sonsuza kadar en güzel yerde saklamak sanki daha bir güzel, daha bir anlamlıydı. Çünkü melekler sonsuza kadar melek kalmalıydı.
Şimdiki zamanda, iki satır ve hatta sesli harfler olmadan ulaşıyor insanlar birbirlerine, beklemek, postacı yolu gözlemek yok. Aşk bir ayaküstü yemek gibi. Ve hatta o ayaküstü yemeklerde sunulan mönüler gibi. Sıcaklık, yanında soğuk bir içecek ve bir patates kızartması. Aşkın en uzun şekli biraz daha varsa “büyük boy” sıcaklık ve büyük boy içecek oluyor.
Ayaküstü bir dünyada yaşıyoruz. Sevgiye ve aşka inanmayanların, veya aşkı sonsuz sananların dünyasında yaşıyoruz. Sonsuz bir şey olmadığını anlayınca, ne kadar fazla tüketirsek o kadar kardır diyoruz .
Yaşamak da, aşk da gazetelere benzedi binbir çabayla çıkan gazetenin ömrü bir gündür. Kelebeklerin ömrü gibi kısacık, ama kelebekler çiçeklerin üzerinde gezerler. Şimdiki aşklar çiçekleri eziyorlar.
“Sevda baştan gitmiyor soyunup yatmayınca” derdi türkü. En güzel ve en doğru türkülerimizdendir bana göre, bizim sevdalarımız hiç bitmezdi, çünkü soyunup yatılmazdı sevdalarla. Şimdi soyunup yatıldığı için mi bu kadar çabuk tükeniyor aşklar dersiniz.
Hangisi doğru hangisi yanlış ben bilemem, ben her zaman hayatın bir yerlerinde yaşananların dengeli olmasını savunurum. Aşkta denge cilvededir. Cilvenin ötesi dengeyi bozar aşkı bitirir. Aşk bir nevi gizemdir. Heyecandır. Bilinmezliklerdir. Her şeyi bildiğinizde merak bitmiştir yeni meraklar başlamıştır. Buna insanlar aldatma ve ihanet diyorlar. O nedenle eğer aldatma ve ihanet dediğiniz şeyleri yaşamak istemiyorsanız, merakı bitirmeyin derim ben size. İnsanın başına ne gelirse meraktan gelir sözüne inanmayın. O söz bilimsel kafayı bile engeller ve engellemiştir.
Evliliklerde bile merakı bitirmeyin, eşiniz sizde daima bilmediği bir şeyler olduğunu hissetsin. Sizi kaybedebileceği korkusunu yaşasın, kaybederse yerinizi başkasının dolduramayacağı duygusuna kapılsın.
Bu yazı cinsiyetsiz bir yazıdır hem erkekler, hem de kadınlar için geçerlidir. Merak, sürprizler hayatın heyecanlarıdır. Merak ve sürprizlerin bittiği beraberlikler beraberliğin sürdürülmesi için tehlikeli olur.
Aşkın, uzun yazılmış mektupların, güzel sözlerin, ve kalbin gücüne inanın. Teknolojiler gelişse bile insanın beyni ve beklentileri pek değişmiyor. Kısa mesajlar, başkalarına aldırmazlıklar gelip geçici, bu dünyaya alıştığımızda aradığımız şey yine insan olacak dost olacak, sevgili olacak.
Kelimelerimizi kaybetmeyelim, en geç on sene sonra ihtiyacımız olacak.