- Kategori
- Güncel
Asker analarının kapısını eskiden postacı çalardı, şimdi komutan çalıyor!

Postacı, yolu gözlenen adamdı, mektup getirirdi, telgraf getirirdi. Uzaktan göründü mü, hangi yöne, kime gideceği merak edilirdi.
Kapısını postacı çalan yaşardı!
Zamanla, iletişimin farklı bir boyut kazanması, postacıya yol verdi. Postacı, adı öykülerde kalan bir “görevli” olmaktan öteye geçmeyecek. Kimi çocuklar, “Anne, postacı ne/ kim?” diyecekler, belki de diyorlardır.
Postacı şarkıları vardı, çocuklar söylerdi:
“Bak, postacı geliyor!”
Günümüzde postacı işlevini yitirdi, dolayısıyla mektup da...
Mektup yazan mı kaldı memlekette?
Cep telefonu, internet varken mektubun “esamesi” mi okunur?
*****
Analar, gurbete, askere giden çocuklarının yolunu gözlerdi. İletişimin mektup dışında olmadığı zamanlarda, postacı yolu gözlenmez de ne gözlenirdi?
Hoş, postacı "kara haber" de getirdi, ama daha çok “muştulu” haber gelirdi postacıyla akla.
Ama şimdi, yol gözleyen asker analarının kapısını postacılar çalmıyor, komutanlar çalıyor. Komutan kapıyı çaldı mı, sokak başında evin ilerisinde gözüktü mü, anaların yüreği yanmasında ne yansın?
Komutan, getireceği “kara haber”dir:
“Başınız sağolsun!”
Yurdumun insanın dudakların dökülen sözcüler, “vakur” duruşun ifadesidir:
“Vatan sağolsun!”
*****
Yol gözleyen asker analarının kapısını postacılar çalmıyor, komutanlar çalıyor artık.
Terör, genç insanların yaşamını çalıyor!
Emperyalist güçlerin çıkarı için uzak ülkelere gönderilenlerin de öyle...
Geride yarım kalmış öyküler, acılar...
Babasız büyüyecek çocuklar...
Dul eşler...
Nişanlılar...
Acılı analar, babalar, kardeşler...
“Kapımı çalıp durma ölüm/ Ben ölecek adam değilim” diyen Cahit Sıtkı Tarancı gibi seslenir mi analar?
Komutan, kapımı çalma!
*****
Asker, şehit düşmüşse, sorular kuyruğa girer:
Niye?
Nerede?
Ne için?
Kimin için?
Afganistan’da şehit düşen 12 asker için de sorulacak sorular bunlar.
Soruları şehit anaları soramıyor; onların dudaklarından “evlat acısı”nı dile getiren sözcükler dökülüyor.
Ya konuşan “büyük”ler?
Konuşmalarında sorgulayıcı tek sözcük var mı?
Anaları anlamak, anaların acısını paylaşmak da size/ bize düşer. Ayrıca, sorulardan yola çıkarak, soruların sorulmasına yol açan “durum”u sorgulamak da...
Sahi, Afganistan’da bizim ne işimiz var?
TURGUT ÇELİK/ Mersin