- Kategori
- Siyaset
Asker içeri, terörist dışarı…

Bence çok garip, bazılarına göre normal, hatta normalinde ötesinde…
Birkaç yıldan beri, özellikle asker üzerinden yapılan uygulama sonucu birçok “emekli” üst rütbeli subaylar, ülkemizdeki bazı “Bilinen” şahsiyetler, “Ergenekon” ve “Balyoz” gibi adlandırılan davalar ile birlikte içeri tıkıldı. Bunların bir kısmının daha iddianamesi yok, bir kısmının ise yargılanmalarına başlandı.
Yargı süreci devam ettiği için içeriğine girmeyeceğim, yasak…
Ancak başlangıçtaki “Sızdırılan” bilgiler ışığı altında, iddialar ve o iddialar üzerine devam eden yargılama konusunda çok tatminkâr olmadığımız da belli…
Dahası, hemen her gün, en üst düzeydeki komutanlar sorguya alınıyor, ardından da tutuklanıp içeri tıkılıyor. Elbette bunlar da “Yargı süreci” içinde olduğundan bizler yasağa uyuyor ve hem tam bilmediğimiz konular hakkında, hem de yargı kurallarına olan sadakatimiz nedeniyle laf etmiyoruz, her ne kadar bazıları konuşmaya devam etseler de…
Ancak ortalık yerde bir garip durum var…
Haziran’ın 12 nci günü yapılan seçim sonucunda birçok “Terör” suçlaması ile içeride bulunanlar dışarı akın etme aşamasına gelirken, en üst düzeydeki komuta kademesinin birer birer içeri tıkılmasına kafam takılıyor doğrusu…
Bütün bunlar kafama takılıyken, bu seçim sonuçlarına göre iktidar olmaya devam edecek partinin genel başkanının bir lafı daha kafama takılıyor…
“Helalleşiyorum” gerekçesi ile bazı davalarını geri çekiyor…
Lakin…
Sanatçı Müjdat Gezen ile Hürriyet Gazetesi eski Başyazarı CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi’ye açtığı davalardan ise vazgeçmiyor…
Hüseyin Çelik, bunun gerekçesini, “Başbakan bireysel davalarından feragat edebilir. Zaten bireysel olarak açtığı bu davalardan da vazgeçti. Ama onlarınki parti kurumsal kimliğini, bütün camiayı hedef alan sözlerle ilgili davalar. Başbakanın dışında zaten birçok kişi de dava açmış” diyerek onlarla helalleşmeyeceklerini ortaya koyuyor.
Şimdi bi duralım…
Birisi çıksa “Ben senin üzerindeki hakkımdan vazgeçiyorum, helâllik veriyorum, helalleşiyorum” dese, öteki de “Ben senin hakkını helal etmeni kabul etmiyorum, kendi hakkımdan da vazgeçmiyorum” dese n’olur?
Ya da bu “Helalleşme” işi “Laf” ile olur mu?
Örneğin ben, kimsenin benim üzerimdeki haklarından vazgeçmesini, helalleşmesini istemiyorum. Varsa “Hesabını” vermek istiyorum. Yine varsa bedelini ödeyebildiğim kadar ödemek, geriye kalanının da cezasını çekmek istiyorum. Ben de haklarımdan vazgeçmiyorum, hesabını istiyorum. Böyle “Hesaplaşarak” helalleşmeyi daha doğru buluyorum.
Dahası, “Hakkımı helal ettim” diye kurtulabileceğimi sanmıyorum…
Bazıları da sanmasın…
Şu anda ortada olan bitenlerden dolayı milletin o kadar “Hakkı” var ki “Gel helalleşelim” ile sonuca varmak mümkün değil. O nedenle “Helallik veriyorum” diye sıyırmaya kimse kalkmasın…
İçeride “Suçsuz” yatanlar ile dışarı “suçlu” çıkanların hesabını birileri vermeli…
Vermeli ki, “…onları da kucaklıyorum…” dediğin kesim de rahatlasın…
Çünkü “Ben” rahat değilim…
20 HAZİRAN 2011