​ Aşkı Kemal'e erdiren nedir? / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ağustos '13

     
    Kategori
    Edebiyat
     

    Aşkı Kemal'e erdiren nedir?

    Aşkı Kemal'e erdiren nedir?
     

    Öbür dünyadasınız. Bir odaya kapatılıyorsunuz. Hiç kimse yok. Sadece o ve siz. Dünyadaki en büyük düşmanınız. Arkanıza yaslanın ve düşünün. Ne yapardınız? Ne hissederdiniz? Peki, ilk sözleriniz ne olurdu?

    Gülizar ŞAHİN | OKUMA NOTLARIM

    “Hep bir soyadım olsa ne olurdu diye merak ettim öldükten sonra. Senin en çok soyadını kıskandım ben. Ne onu elimden almanı... Ne onunla evlenmeni... Ne de köşke kurulmanı..” diyerek başlıyor Fikriye sözlerine. İsimsiz, mezarsız yok olup gittiğini düşünürken ölene kadar taşıyabileceği, öldükten sonra da mezar taşına kazıyabilecekleri, onun hediye ettiği bir soyadı olmadığı için kahroluyor.

    O vakur güzelliğinden, sararmış resimlerinden tanıdığınızFikriye'nin ilk sözleri bunlar. Tahmin edersiniz ki karşısındaki kadın Latife... Ölene kadar onun aşkıyla yaşayan, son nefesine kadar ona sadık kalan tek kelime etmeyen; “Aşıklardan” anlamına gelen Uşşaki soyadını gururla taşıyan kadın...



    Gazeteci olarak tanıdığımız Melike İlgün "Kemal'e Eren Kadınlar" kitabında Fikriye ve Latife'yi öbür dünyada bir araya getirip hesaplaştırıyor. Kitabı okurken hem Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna şahit oluyorsunuz hem de bu iki amansız aşkı ve kendinizi sorguluyorsunuz.  Kitap önce Fikriye'nin öyküsüyle başlıyor. O anlatırken aşkına hayran oluyor hem de onun adına üzülüyorsunuz. Öyle güçsüz öyle çaresiz bir aşk ki... Sadece onun için yaşayan, onun  için atan bir kalp.. Binlerce kilometre ötede kan tükürürken dahi aşkı için yaşayan, fakat hediye aldığı tabancayla kırılmış kalbini tamamıyla parçalayan bir kadın..

    Sonra Latife'nin öyküsüyle devam ediyor.  Şanslı da olsa, seçilmiş de olsa onun da hayatı buruk bir aşk acısıyla bitiyor. O da aşkıyla var oluyor, son nefesine kadar aşkından ödün vermeden hayatını noktalıyor. Biri paslı bir kurşunla diğeri kimseye söylemediği amansız hastalığıyla hayatlarını noktalıyorlar.

     



    Bu buruk iki yaşanmış hikâyeyi okuyorsunuz ve sıra size geliyor. Gözünüzü kapatıp kendi aşklarınızı düşünüyorsunuz.“Bu devirde böyle aşklar kaldı mı ki” diyor gülümsüyor, geçiştiriyorsunuz. Sonra birden irkiliyor, onlar aklınıza geliyor, kalbinizin acıdığını hissediyorsunuz. ‘Seni öbür tarafa havale ettim’ diye sitem ettiğiniz insanlar karşınıza çıkıyor, hesaplaşıyorsunuz. Ne yapardınız ki? Belki avazınız çıktığı kadar bağırır, elinize geçen her şeyi kırıp dökersiniz; belki kitaptaki gibi aşkı kemale erdirenin ne olduğunu anlatırsınız.. Belki de benim gibi düşünürsünüz.. Şu dünyada insana bahşedilen en güzel nimetin UNUTMAK olduğunu anlar, tek kelime etmeden arkanızı döner gidersiniz...

     
    Toplam blog
    : 1
    : 224
    Kayıt tarihi
    : 03.08.13
     
     

    İngilizce öğretmeni ve gazateciyim. Çeşitli gazete, dergilerde, ajanslarda ve haber sitelerinde m..