- Kategori
- İlişkiler
Aşkta bağımlılık ve takıntı

Aşkta bağımlılık ve takıntı; yaş, cinsiyet farkı demeden hem erkekleri hem de kadınları zamanla tutsak haline mi getiriyor? Aşk, meşk mi var olan yoksa mecnunluk ve takıntı mı? Bağlılık doğru ya bağımlılık? Özgüvensiz insanlar mı aşkta takıntılı olur? Yoksa bilinçaltına kodlanmış beğenilmeme, reddedilme kaybetme, sevilmeme, terk edilme, aldatılma gibi korkuların baskın olduğu insanlar mı?
Acaba; kendimizi bir ilişkide harika ve mutlu hissedebilmek, ilişkiye saplantı yaparcasına bağımlı olmamak, ilişkimizi rayında sürdürebilmek için bir sırlar reçetesi var mıdır?
Aslında belki de hepimizin bildiği ama çoğu zaman geri planda kalanlar; "Kendimizi sevebilmek değil midir? Kendimizi doğru tanıyabilmemiz? Ne istediğimizi gerçekte bilebilmemiz? Kendimize duyduğumuz öz güven? Kendimizin güzel yanlarına odaklanmak, eksik yanlarını geliştirebilmek? Kendi hayatımızı önce düzene sokabilmek? Kendi hayatımızı besleyebilmek için dokunuşlar yapabilmek?" Kendisine yetemeyen bir insan, başkasına yetebilir mi? Ya da kendisindeki eksik yönleri birisi ile tamamlama beklentisi bir ilişkide kişiyi ya da ilişkiyi nereye kadar götürebilir?
Hep duyarız, okuruz bu kavramı: kendini sevmeyen başkasını da sevemez. Kendini sevmek megalomanlık mıdır? Aşırıya kaçmadıkça; zannetmiyorum. Belki kalıplaşmış bir öneridir bu hep bize sunula gelen, ama eğer bu iki kelimeye -kendini sevmek- bütün benliğimizle inanabiliyor ve bir yaşam tarzı olarak benimseyebiliyorsak; kesinlikle uyguladığınızda başarısı çok yüksek bir reçetedir diye inanıyorum.
Neden heyecan öldü?
İstediğimiz kadar kendi kendimizi yıpratalım, aşkta mutlu olmak için çabalayıp duralım, biz; kendimizi, ilişkilere ve aşka olan bakış açılarımızı, hayat anlayışımızı değiştirmediğimiz, önce kendimizi sevmediğimiz veya kendimizi değerli kılmadığımız, beslemediğimiz sürece; ya telefonun başında takıntı haline getirerek saatlerce niye aramadı, niye haber yok, niye kaç gündür buluş muyoruz diyerek, kendimizi yiyip bitiriririz ya da sadece karşımızdaki insanın “bağımlısı” oluveriveririz. İşte o zaman durum çok fenadır hakikaten…
Aşk kimine göre belki de bir hastalıktır, kişiden kişiye bulaşır, yataklara düşürür, şiirler yazdırır, özlemler içinde yandırır(bunlar tabi her yaşa ve karaktere göre farklılık gösterebiliyordur) ve en vahim versiyonu da "bağımlı yapar" çoğu zaman. Bir de bakmışız farkında olarak ya da olmayarak hayatımız onun hayatı olmuş. Arkadaşlar unutulur, dostlar unutulur, arada sırada yalnız kalabilmenin insanı güçlendirdiği ve kendimizle başbaşa olabilmenin ruhumuzu dinlendirdiği unutulur. Keyif aldığımız uğraşlara zaman ayırmak unutulur; unutur da unutulur... Karşı tarafa endeksleniverir bir anda her şey... En içinden çıkılmaz olan safhasına geçtiğimizde ise bir de görürüz ki; kendi öz benliğimiz biz farkına varamadan bizi terkedip gitmiş, takıntılarımızın esiri olmuşuz. Vay haline insanın; bu kadar takıntı yaptığı insan onu terk ettiğinde; eyvah, eyvah...
Kadın ve erkek gerçekten iki ayrı ve farklı varlık... Karakterler farklı, bakış açıları farklı, yapıları farklı. Bir kere ruhları, anatomik yapıları farklı… İki zıt karakter kimi zaman… Tek farklı olmadıkları ve buluştukları ortak nokta aşkın, sevginin, sarılmaların, duyguların paylaşımının büyüsü… Yeter ki öz benlikler arka plana atılmasın.
Birbirini anlayışla karşılayabilmek, karşılıklı özveri, güven, karşısındakini değiştirmeye çalışmamak (kişi ancak gerçekten kendisi istiyorsa değişime sıcak bakar), saygı, empati ve sadakat, eleştirileri yapıcı olarak yapabilmek ve karşısındaki kişinin de değerleri ve kendine ait bir kişiliği olduğunu kabullenebilmek, ilişkiyi bağımlılık safhasına getirmemeye çalışmak, kendi kişiliğinin dışına çıkmadan doğal olabilmek, karşındakini sorgulamalar, aşırı beklentiler ile boğmamak, kişisel alanlara saygı göstermek ve daha az bencil olabilmek, karşısındakini ve kendini takıntılı düşünceler ve davranışlarla yormamak...
İşte bu şekilde sevginin, aşkın gerçek anlamda yaşatıldığı ilişkiler sürdüğü sürece; gerçek anlamı verilen aşklar ve değerini bulan beraberlikler hep var olacaktır diye düşünüyorum; sizler ne dersiniz?
Güneşinizin ışığı daim olsun dileklerimle…
Yeşim BUYURGAN
Kişisel Gelişim Uzmanı, İlişki Koçu, Eğitmen
Yazılar yazar ismi ya da link belirtilmeden kopyalanamaz.