- Kategori
- Futbol
Atamayana atamadık ama istediğimizi aldık....

Maçın ikinci yarısı için yapacağımız yorum, muhteşemdir. Fenerbahçe çok iyi mücadele etti. Edu-Lugano ikilisi hatasız oynadı. Yaşanan pozisyonlarda da kalesinde devleşen Volkan'ı gördük, ikinci yarı defansın dikkatli oyunu pozisyon bile vermedi Arsenal'e.
"Atamayana atarlar" diye kendimizi avutmak istiyorduk aslında, olmadı...
Çok kötü bir başlangıç yaptı Fenerbahçe. Orta sahanın Selçuk - Maldonado ikilisine teslim edilmesi bütün yaratıcılığın kanatlara yayılmasını zorunlu hale getiriyordu. Selçuk - Maldonado ikilisi geriye çekilip, arkadaki dörtlü ile defans bloğunu kalabalıklaştırmaya çalışırken orta sahanın tamamen boşalmasına neden oldu. Orta saha boşalınca da; Nasri, Van Persie, Denilson, Ramsey ve Fabregas'tan oluşan beş kişilik blok Fenerbahçe ceza sahasını tamamen ablukaya aldı. Hatta ilk otuz dakika maç tamamen burada oynanıyor oldu.
Volkan dün gece çok iyi oynadı. Konsantrasyonu da oldukça yüksekti.
İlk yarının son on beş dakikasında Fenerbahçe'nin biraz daha maçı dengelemesinin sebebi de Arsenal'in disiplinden uzaklaşmasıydı.
Carlos, Alex'in rolünü oynamak istiyor; ancak bu bölge için en iyi aday Deivid. Deivid'in son otuz dakika oyuna girmesini bekliyordum. O dakikaya kadar eğer maç bu şekilde devam ederse; bir mucizenin gerçekleşmesini bekleyebiliriz.
Kazım oyundan çıkarken surat asıyor ancak, Fenerbahçe'nin en önemli atağını topu ayağında kendisini göstermek pahasına tutarak büyük bir disiplinsizlik yaptığında "çıkması" gerekir diye hemen aklımdan geçirmiştim.
Fenerbahçe ikinci yarıda çok daha iyi mücadele ediyor. Topa basıyor, ayak koyuyor. Biraz daha yaratıcı oyuncusu olsa, şu tecrübesiz Arsenal'e gol atmak çok da zor değil.
Roberto Carlos fantezi yapıyor. Şu duran toplar Fenerbahçe'nin en büyük şansıyken, heba oluyor.
Oyun bu şekilde devam ederse Arsenal biraz daha sinirlenecek. Hatta tamamen Fenerbahçe'nin kontrolüne girecek. Deivid'i beklerken Josico girdi. Üstüne Carlos - Vederson değişikliği Fenerbahçe'yi tamamen defansa gömüldü.
Bir puan üst düzeyde oynanan maçlarda ilerisi için avantajdır. Kaybettiğiniz iki puan olmasına rağmen rakibinizin de o iki puanı almasına engel oluyorsunuz. En azından UEFA Kupası şansı devam ediyor. Fenerbahçe Porto'yu yenebilir.
Bu maç Fenerbahçe'nin geri dönüşü açısından önemliydi. Bundan üç sene önce yine benzer bir şekilde başlangıç yaptığı sezona yenilmesine rağmen çok iyi oynadığı bir New Castle maçıyla geri dönüş yapan Fenerbahçe'yi gördük ikinci yarı sahada. Futbolcunun direnç kazanması, kendine güven tazelemesi anlamında böyle maçlar geri dönüş demektir.
Gönül isterdi ki, efsane geri döndü diye başlık atalım. Ama olmadı. Şu bir gerçek ki, Fenerbahçe değil Avrupa'nın Türkiye'nin bile en zayıf ve sınırlı kadrosuna sahip. Bunu hazırlayan yönetimin bu maçı hangi gözle izlediğini ben çok merak ettim.
Bir Alex olmadığında, Deivid'iniz de yoksa takım 4 - 2 - 2 -2 şablonuna dönüveriyor. Bu da sizi hücum takımı formatından uzaklaştırıyor.
Bu akşam izlediğimiz Güiza bana korku verdi. Hani sahada ondan kötü yoktu. İyi niyetine şüphe yok ama neredeyse topla temas bile etmediği maçın son bölümlerindeki hali, güçsüzlüğü insanın yüreğine dokundu.
Maç sonundaki sakat durumunu bilmiyorum. Ancak görebildiğimiz, Carlos'un, Uğur'un ve Gökhan'ın maçı sakat tamamladıkları.
Bir söz de Aragones'e... Sana ne diyelim, Edip Akbayram mı dinletelim.
Başın öne eğilmesin,
Aldırma Aragones, aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma Aragones, aldırma
Bu adamın kafası neden yerden hiç kalkmıyor? Ben bu görüntüyü izlemekten bıktım. Bu maçın sonucunda etkisi var mıydı? Bence bir gram yoktu. Bu takım geçmiş yılların mirasını yedi bu akşam.
Uzay Gökerman
"Atamayana atarlar" diye kendimizi avutmak istiyorduk aslında, olmadı...
Çok kötü bir başlangıç yaptı Fenerbahçe. Orta sahanın Selçuk - Maldonado ikilisine teslim edilmesi bütün yaratıcılığın kanatlara yayılmasını zorunlu hale getiriyordu. Selçuk - Maldonado ikilisi geriye çekilip, arkadaki dörtlü ile defans bloğunu kalabalıklaştırmaya çalışırken orta sahanın tamamen boşalmasına neden oldu. Orta saha boşalınca da; Nasri, Van Persie, Denilson, Ramsey ve Fabregas'tan oluşan beş kişilik blok Fenerbahçe ceza sahasını tamamen ablukaya aldı. Hatta ilk otuz dakika maç tamamen burada oynanıyor oldu.
Volkan dün gece çok iyi oynadı. Konsantrasyonu da oldukça yüksekti.
İlk yarının son on beş dakikasında Fenerbahçe'nin biraz daha maçı dengelemesinin sebebi de Arsenal'in disiplinden uzaklaşmasıydı.
Carlos, Alex'in rolünü oynamak istiyor; ancak bu bölge için en iyi aday Deivid. Deivid'in son otuz dakika oyuna girmesini bekliyordum. O dakikaya kadar eğer maç bu şekilde devam ederse; bir mucizenin gerçekleşmesini bekleyebiliriz.
Kazım oyundan çıkarken surat asıyor ancak, Fenerbahçe'nin en önemli atağını topu ayağında kendisini göstermek pahasına tutarak büyük bir disiplinsizlik yaptığında "çıkması" gerekir diye hemen aklımdan geçirmiştim.
Fenerbahçe ikinci yarıda çok daha iyi mücadele ediyor. Topa basıyor, ayak koyuyor. Biraz daha yaratıcı oyuncusu olsa, şu tecrübesiz Arsenal'e gol atmak çok da zor değil.
Roberto Carlos fantezi yapıyor. Şu duran toplar Fenerbahçe'nin en büyük şansıyken, heba oluyor.
Oyun bu şekilde devam ederse Arsenal biraz daha sinirlenecek. Hatta tamamen Fenerbahçe'nin kontrolüne girecek. Deivid'i beklerken Josico girdi. Üstüne Carlos - Vederson değişikliği Fenerbahçe'yi tamamen defansa gömüldü.
Bir puan üst düzeyde oynanan maçlarda ilerisi için avantajdır. Kaybettiğiniz iki puan olmasına rağmen rakibinizin de o iki puanı almasına engel oluyorsunuz. En azından UEFA Kupası şansı devam ediyor. Fenerbahçe Porto'yu yenebilir.
Bu maç Fenerbahçe'nin geri dönüşü açısından önemliydi. Bundan üç sene önce yine benzer bir şekilde başlangıç yaptığı sezona yenilmesine rağmen çok iyi oynadığı bir New Castle maçıyla geri dönüş yapan Fenerbahçe'yi gördük ikinci yarı sahada. Futbolcunun direnç kazanması, kendine güven tazelemesi anlamında böyle maçlar geri dönüş demektir.
Gönül isterdi ki, efsane geri döndü diye başlık atalım. Ama olmadı. Şu bir gerçek ki, Fenerbahçe değil Avrupa'nın Türkiye'nin bile en zayıf ve sınırlı kadrosuna sahip. Bunu hazırlayan yönetimin bu maçı hangi gözle izlediğini ben çok merak ettim.
Bir Alex olmadığında, Deivid'iniz de yoksa takım 4 - 2 - 2 -2 şablonuna dönüveriyor. Bu da sizi hücum takımı formatından uzaklaştırıyor.
Bu akşam izlediğimiz Güiza bana korku verdi. Hani sahada ondan kötü yoktu. İyi niyetine şüphe yok ama neredeyse topla temas bile etmediği maçın son bölümlerindeki hali, güçsüzlüğü insanın yüreğine dokundu.
Maç sonundaki sakat durumunu bilmiyorum. Ancak görebildiğimiz, Carlos'un, Uğur'un ve Gökhan'ın maçı sakat tamamladıkları.
Bir söz de Aragones'e... Sana ne diyelim, Edip Akbayram mı dinletelim.
Başın öne eğilmesin,
Aldırma Aragones, aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma Aragones, aldırma
Bu adamın kafası neden yerden hiç kalkmıyor? Ben bu görüntüyü izlemekten bıktım. Bu maçın sonucunda etkisi var mıydı? Bence bir gram yoktu. Bu takım geçmiş yılların mirasını yedi bu akşam.
Uzay Gökerman
Bu blog Canlı Maç Anlatımı sayfamızda da yayınlanmaktadır