​ Atatürk döneminde ve günümüzde kadın hakları / Sosyoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '09

 
Kategori
Sosyoloji
 

Atatürk döneminde ve günümüzde kadın hakları

Atatürk döneminde ve günümüzde kadın hakları
 

Kadın hür olmadıkça toplumun durgun suyu dalgalanmaz.



ATATÜRK'ÜN KADIN VE KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ KONUSUNDAKİ DÜŞÜNCELERİ...VE GÜNÜMÜZDEKİ DURUM...


Cumhuriyet'in kurulması ile birlikte "kadın hakları ve kadın erkek eşitliği" konusunda çok ileri adımlar atıldı ama, günümüzde bu konuda hala sıkıntılar yaşanmaktadır. Yasalar önünde kadın erkek eşittir ama, pratikte bunun böyle olduğunu söylemek oldukça güçtür. Bunun başlıca nedeni de, toplumumuzda kadını erkeğin ardında gören "erkek egemen" anlayışın hala sürmesidir.


Bu konuda Atatürk ne düşünüyor acaba?

Bu anlayışı kırmanın ilk girişimini yapan, kadın hakları ve kadının toplumdaki konumu üzerinde önemle duran, toplum yaşamında kadına ve erkeğe eşit roller tanıyan Atatürk; geçmiş toplumsal yapının gereğinden fazla katı kurallarıyla sarmalanmış ve tolumdan soyutlanmış kadının iş ve sosyal yaşamı ile erkeğin yanında genel yaşama katılmasını istemiştir.

Bunun için kadını çevreleyen dar kalıbı kırmak, kadını ve düşüncesini dört duvar arasından çıkarmak gerekiyordu.

Bu konuda Atatürk şöyle diyordu: "Bir toplum, cinsinden (kadın-erkek) yalnız birinin modern gerekleri kazanmasıyla yetinirse, o toplumun yarıdan fazlası zaaf içinde kalır. Bir ulus, ilerlemek ve uygarlaşmak isterse, özellikle bu noktayı esas olarak kabul etmek zorundadır. Bizim toplumumuzun başarısızlığının nedeni, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ihmal ve kusurdan kaynaklanmaktadır...(1)

Atatürk, kadının laik ve çağdaş bir toplumda erkeği ile yanyana eşit haklarla yer almasının gereğini söylüyordu ve diyordu ki; "Bir toplum, aynı amaca bütün kadınları ve erkekleriyle beraber yürümezse, ilerlemesine ve uygarlaşmasına teknik bakımdan olanak, bilim bakımından ise olasılık yoktur" (2)

Atatürk döneminde kadına sağlanan sosyal ve tanınan siyasi haklar, o günlerde Avrupa, Amerika ve Asya'da ve diğer pek çok ülkede henüz soz konusu bile edilmemişti. Üstelik bu haklar, kadın tarafından istenmiş de değildir.

Bütün bunlara rağmen, yani kadının durumunu düzeltmeye yönelik tüm çabalar, belli bir çevrenin dışına çıkamamış ve toplumun geniş tabanına yaygınlaşamamıştır. Yasalar önündeki eşitlik, pratikte istenen şekilde yaşama geçirilememiştir.

Örneğin Atatürk, 1926'da Meclis'ten geçirdiği Medeni Kanun ile, kadına toplumdaki gerçek yerini kazandırmak istemiştir ama bu kanun da yine toplumsal ve kültürel yapının hazırlıksızlığı nedeniyle ülkenin her yerinde arzu edilen düzeyde uygulanamamıştır.

Kısaca, kadını çevreleyen dar kalıbı kırmak, kadını ve düşüncesini evinin dört duvarı arasından çıkarmak mümkün olmamıştır.


Günümüzdeki durum nedir?

Her yıl kutlanan "Dünya Kadınlar Günü"nde, kadının konumu, kadın hakları ve kadın-erkek eşitliği konularında, bazı kadın derneklerinin yoğun çalışmaları dikkati çekmektedir. Ancak kadın konusunda söylenenler, yazılanlar ve yapılanlar, önceki dönemlerde olduğu gibi, belli bir çevrenin dışına çıkmamakta ve toplumun geniş tabanına istenilen ölçüde yansımamaktadır. Bu nedenle de kırsal kesimdeki kadın, yasanın verdiği hak ve özgürlükleri, kadın ve erkek eşitliğini, şehirli kadına göre doyasıya yaşayamamaktadır.

Peki, şehirli kadın, yasanın kendisine verdiği hak ve özgürlükleri doyasıya yaşıyabiliyor mu?

Belli bir eğitim düzeyine ulaşmış ve ekonomik bağımsızlığını kazanmış kadınlarımız, hak ve özgürlüklerinin peşinde daha çok koşmakta ve kadın-erkek konusunda daha fazla ısrarlı olmaktadırlar.

Buna rağmen Türkiye'de kadının konumu ve erkek karşısındaki durumu yine de iç açıcı değildir. Çok eşlilik, kadına yönelik şiddet, kadını aşağılama gibi davranışlar konusunda Türkiye, birinci ligdeki üst sıralarda bulunan yerini hala korumakyadır.

Çünkü, sevgilisi ve kocası tarafından dövülen kadın, bunu kendisine verilen değerin bir ölçüsü olarak kabul etmektedir. Bu yüzden de, sokakta yapılan röportajlarda bu konuda sorulan sorularda çoğu kadın, "kocamdır; sever de döver de" diye yanıt vermektedir.


Bu konuda erkeklere de görev düşmüyor mu acaba ?

Düşmez olur mu? Kadının toplumdaki konumu, yalnızca kadınları ilgilendiren bir konu değildir. Kadın hakları ve kadın-erkek eşitliği bilincini kadınlarda olduğu kadar erkeklerde de olgunlaştırmak gerekir. Erkekler, kadınların kendilerinin malı olmadığını öğrenmelidirler.

Ne yazık ki, günümüzde erkekler, kadın hak, görev ve eşitliğini, birkaç sevgilisi ya da kumaları arasında, sözüm ona, adaletli davranmak sanıyorlar.

Bir toplumun çağdaşlığı, ayrım gözetmeden, o toplumu oluşturan bireylere verilen değer ile ölçülür. Uygarlığın ölçüsünü ise o toplumda kadına gösterilen tavır belirler.


Son sözüm şu olsun :

Erkek ve kadınlarımız bilmelidirler ki, kadın hür olmadıkça, erkeğe eşit ve onun yanında genel hayata katılmadıkça toplumun durgun suyu dalgalanmaz.


cdenizkent


Blog yönetiminden ricamdır : Koyu siyah vurguladığı yerler koyu siyah çıksın. Teşekkür ederim.


________________ :

(1) M.Kemal Atatürk, Söylev ve Demeçler, Cilt II, s.89
(2) A.g.y. s.153

 
Toplam blog
: 979
: 1425
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..