- Kategori
- Spor
Avrupa'da halimiz ahvalimiz

En kötü başlangıcı Beşiktaş yaptı desek, sanırım yanılmış olmayız. Son zamanlarda oldukça karışık günler geçiren ve son yılların en kötü lig başlangıçlarından birini yapan Marsilya karşısında izlediğimiz Beşiktaş, hepimizi oldukça büyük hayal kırıklığına uğrattı. Nedenleri var elbette; ama bu nedenleri doğuran sorunlar kolay çözülebilecek gibi gözükmedi doğrusu.
Maç boyunca on kişi oynayan Beşiktaş, (Delgado kadroda görünüyor ama sahada görünmüyor; yok!) orta sahada yaptığı sürekli top kayıplarıyla, her atağa çıkma çabasında, rakibe kendi kalesinde pozisyon verdi. Geçen yılın Riberili Marsilya’sı olsaydı eğer sahada, skorun çok daha farklı olacağını söylemek kehanet olmazdı. Beşiktaş sol kanat problemini çözememiş, Delgado’yu bu haliyle oynatmak zorunda, Cisse, muhtemelen orjinal Cisse ile karıştırıldığından transfer edilmiş, Tello denen ne yaptığı anlaşılmaz birinden medet umar duruma gelmiş, defansta Diatta her pozisyonda kendi kendini zor duruma düşürmüş, yetmemiş Ricardinyo sakatlanmış… Tüm bunlar yetmezmiş gibi kaledeki problem de ağır. Hakan, havadan süzülerek gelen bir topu herkes gibi izlemek için mi o kalede? O top direkten dönmeyip direkt girse, belki golü atan kahraman olmazdı ama, Beşiktaş alay konusu olabilirdi. Neyse ki kalecinin yapamadığını direk yaptı da bu durumdan kurtulduk; ama direğin yaptığı elbette yetmedi; kaleci gibi defans da seyredince, kaçınılmaz olarak o top bile gol oldu. Birebir kaldıkları her pozisyonda Diatta yı zor duruma düşüren orijinal Cisse, maç boyunca bir kere geniş alan yakaladı, onda da Hakan’ın da yardımıyla golünü yaptı. Marsilya, bu sezon Fransa liginde vasat bir takım olacak bu görülüyor; ama Beşiktaş bu gruptan çıkarsa asıl mucize bu olur. Hele ki, hem Porto’nun hem de Liverpool’un oynadığı futbolu gördükten sonra. Beşiktaş bu takımlardan, içerde ya da dışarıda puan alabilirse bu futboluyla, buna ancak şaşılır. Ertuğrul Hoca’nın suyu ısınıyor gibi geldi bana, bilmem siz ne dersiniz?
En sansasyonel başlangıcı ise şüphesiz Fenerbahçe yaptı. Ben bile alkışladım ne yalan söyleyeyim. Özellikle ligin başlangıcından beri hiçbir şey görmediğimiz Alex’in futbolu şapka çıkarttırdı. Bu sezon bu futbolu lige de yansıtabilirse, en çok tartışılan konulardan biri şüphesiz Alex, Lincoln rekabeti olacak ve bu biz futbolseverler adına çok güzel bir haber. Umarım Alex bu futbolunu lige de taşıyabilir. Maçta görünen oydu ki, Fenerbahçe’nin orta sahası, olabilecek en rantabl futbolu oynamaya başlamış. Tuncay’ın gidişinden ve Appiah’ın yokluğundan doğan boşluktan sonra bu alanın kolay doldurulabileceğini ben de düşünmüyordum doğrusu. Ama dün izlediğimiz Gökçek(Wederson), Mehmet(Aurello), Alex ve Deniz’den kurulu orta saha şu anda sadece bizim ligin değil, Avrupa’nın da en iyi orta sahalarından biri halini almış. Bir de üç kişilik koşan ve sahada ayak basmadık yer bırakmayan, oynadığı bu güzel futbolu bir de müthiş golle süsleyen Deivid’e destek verecek bir Kezman olsaydı sahada... Kezman, son şanslarını kullanıyor kanımca. O’nun yerine, Zico da ısrarından vazgeçip, (hala genç) Semih alternatifini kullanmaya başlayacaktır yakında. FB, bu oynadığı futbolla grubundan çıkmakla kalmaz, belki tarihimizdeki en başarılı şampiyonlar ligi sezonunu da bize armağan edebilir. Bunu bekleyip göreceğiz. Alkışlarımız Fenerbahçe’ye.
Alkışlar Fenerbahçe’ye gitsin, varsa “yuh”larımız da Galatasaray’a. Hani, kendi yaptığı hatalarla Galatasaray, ipten döndü dersek abartmış olmayız. İsviçre liginin herhangi bir takımının, Konyaspor’dan farklı olmayacağı düşüncesine sahip bir teknik kadroya sahip olan Galatasaray, yaptığı hatayı geç de olsa fark ederek, tarihi bir hezimetin önünü almayı yine de başardı. Aferin. Doğrusu gerek var mıydı bilmiyorum, Konyaspor karşısında 6-0 lık bir skor alan ve Sion’a da aynı tarifeyi uygulayacağı düşüncesiyle sadece bir oyuncuyu değiştirerek, Barış’ın yerine Hasan’lı bir kadroyla sahaya çıkmaya. Kalli bunu yapacağına, Carusca yerine Ayhan, Hasan yerine de Barış’la başlasa; belki atılan gol altı olmazdı ama en azından yarım saatte de üç gol yenmezdi. Nitekim, Ayhan girdikten sonra gol yenmediği gibi bir de gol atıldı. En az dört net pozisyon da harcandı. Sion’da kaçırdı; ama o kadarını Konya bile kendi evinde kaçırırdı! Maç hakkında söylenecek çok şey var ama şu kadarıyla yetinelim:
Volkan defansif yönünü mutlaka geliştirmeli. Yoksa olmayacak!
Servet hala ağır, hep ağır ve öyle kalacak. Gol yemeye alışmalıyız.
Kalede kötü sinyaller var. Orkun, özellikle yan toplarda zayıf, bakalım daha ne kadar gidecek böyle.
Lincoln’ü bir şekilde durdurabilen her takım, Galatasaray’ı kolaylıkla yenebilir. Çünkü Galatasaray’ın Lincoln’ün durdurulduğu ya da olmadığı bir maç için ikinci bir planı (hala ya da henüz) yok!
Yine de Galatasaray bu Sion’u, Ali Sami Yen’in çimlerine rövanşta gömerek, yoluna devam edecektir bu açık; ama gelecek çok da aydınlık görünmüyor. Biline!
Kayseri Erciyes bir mucizenin peşindeydi, olmadı. Normal. Çünkü bu sezon asıl mucize peşinde olan takım Atletico Madrid. Yeni takım için 50 milyon Eurodan fazla para harcadılar ve sadece Uefa’da değil, ligde de büyük başarı hedefliyorlar. Kayseri’ye, ilk turda kazandırdığı dört puan için teşekkür etmeli, gelecek sezon yeniden süper ligde görmeyi dilemeliyiz...