- Kategori
- Öykü
Ayça'sız yaşam olmaz; olsa da yaşam olmaz.

Ahmet'in parkı
Düşünmeye başladı. Yine sabah olmuştu. Yine sorunlar gömdüğü topraktan daha da büyüyerek ortaya çıkmıştı. Gözüne masaya örtü olarak kullanmak için serdiği gazete ilişti 11 nisan.... daldı aklına geliyordu o yıl, evet o yıl üniversite sınavına girecekti . Neler hayal ediyordu. Makus kaderini değiştirecekti üniversite, buruldu içi. Neler düşünmüştü. Her şey ne kadar güzel olacaktı. Yaşamına yön verecekti; kurtaracaktı kendini. O da saygın bir insan olacaktı; şehirde yaşayacaktı. Ahmet Bey diyeceklerdi ona da. Sınav sonuçlarının açıklandığı günü düşündü. Kazanmıştı hem de güzel bir fakülteyi. Hayat ne güzeldi. Evet, evet diyordu başardım. Bende bu hayatın bir parçasıyım artık. Hayatı değişmişti artık. Hayat ona da gülmüştü. Öle ya.. artık kendi geleceği kendi elindeydi. Okulunu bitirip iyi bir gelecek kuracaktı kendisine. Bir filmi izler gibi seyrediyordu Ahmet kendi yaşam karelerini. Film sürüyordu Ahmet bazen gülüyor bazen de hüzünleniyordu. Ama aslında Ahmet tekrar yaşıyordu gözünün önüne gelenleri. Elindeki sigara bitmek üzereydi. Son nefesi de çekti sigaradan söndürdü tablaya. Ayıkmıştı, sigara biterken sıcaklığını ellerinde hissetmişti Ahmet. Gerçeğe dönmüştü. Evet üniversite biteli 2 yıl olmuştu ve hala işsizdi. İlk yılında Ahmet her iş yapılmaz diyordu ben boş yere mi okudum. Ama bugün iş olsunda diyordu. Ailesini bırakmış Ankara’ya gelmişti. Öle ya iş lazımdı. Ama iş yoktu.
Yaslandığı duvardan doğruldu. Üstünü giyindi ellerini yıkamaya gitti. Kaldığı yer bir apartman kapıcı dairesiydi. Elektriğe uzandı, elin geri çekti birden hatırlamıştı. Elektriği kesilmişti. Ödemediği faturası yüzünden. İçini yine acı kapladı. Git gide hayattan koptuğunu hissediyordu ama yasamalıydı. Yüzünü yıkadı . Geri odaya döndü. Odadaki kırık aynanı karsına geçti saçlarını taramak istedi, baktı. Tek tarafı kırık tarağını eline aldı taradı saclarını. Ahmet yakışıklıydı ama neye yarardı ki. Tarasa ne olurdu taramasa ne olurdu içinden gün yüzüne çıkmamış bir küfür savurdu sanki evden kaçacakmış da yakalayan olmuş gibi tedirgin bir şekilde kapıya yöneldi. Apartmandan çıktı. Karşıdaki büfeden bir simit almak için yöneldi. Sade simit alacaktı iş ilanları için alacağı gazeteyi düşündü ama ne gerek vardı ki kahvede gazete vardı nasıl olsa; hem gazeteye vereceği parayı çaya verirdi. Hem de kahveci Resul Amaca ona gazetenin iş ilanları sayfasını da verirdi. Simidini alıp kahveye doğru yürümeye başladı. Yine her zaman oturduğu kimsenin rahatsız etmeyeceği köşedeki masaya yöneldi kahvede. Resul Amcayla bir hukukları vardı, dertleşmişlerdi bir gün. Resul Amca sakin ağır başlı babacan bir adamdı. Evlat demişti sen iyi bir adamsın.. Sıkma canını Allah deldiği boğazı aç kor mu?. Bak hiç acından ölen insan var mı?. Tabi diyememişti ama içinden geçirmişti, Ahmet ya Afrika’dakiler diyememişti tabi . Sadece fısıltı şeklinde yok diyebilmişti resul Amca haklısın. Ama biliyordu ki yoksulluk acıydı. Çaresizlikte çabasıydı. Şaşırmıştı Resul Amaca üniversite mezunu olduğunu duyunca. Ama öleydi.
Resul Amcanın geldiğini görünce silkindi anısından hoş geldin Ahmet diyen güler yüzü vardı Resul Amcanın. Ahmet’e çay getirmişti. Kahvede ne kadar da gazete varsa diğer koltuğunun altındaydı. Ahmet7in yanına oturdu duble çayı Ahmet’e uzattı . Bak ben sabah kahvaltı yapmıştım peynirde kaldı kalıncı bozuluyor, deyip yerinden fırladı ocaklıktan gazeteye sarılmış peyniri getirdi Ahmet’e. Ahmet, Resul Amcaya teşekkür etti. Resul Amca Ahmet’in gözlerine bakıp en babacan tavrıyla önemli değ il dedi ve çay isteyen müşteriye çay getirmeye gitti. Ahmet simidini peynirle beraber yemeye başladı. Çayını içiyordu yediklerinin üstüne. Bir yandan da gazetelere göz atıyordu. İş ilanlarına bakıyordu. İşine yarayacak iş ilanlarını yuvarlaklar içine almak için kaleminin çıkardı. Düşündü. Nasıl arayacaktı. Ahmet’in bir cep telefonu vardı mam en son kontörü yükleyeli 5 ay kadar olmuştu. Öyle ye kapanmaması için kontör yüklemesi gerekiyordu. Ama neyle dedi içinden. Ankesörlü telefondan arayacaktı. 60’lık kartı vardı. Resul Amca Ahmet’e doğru elinde bir bardak çayla geliyordu . Ahmet’inin önüne koydu bardağı boş bardağı aldı önünden. Ahmet teşekkür etti. Yine aynı babacan ifadeyle bakıp gitti Resul Amca . Ahmet işine yarayacağını düşündüğü iş ilanlarını okuyup elemeye başladı.İş ilanları olan sayfaları katlayıp cebine koydu. Eğer iş bulmazsa yine parasız kalacaktı. Burkuldu içi. Zayıflamıştı iyice. Düşündü. Yine fırına gidip un taşıyacaktı. Sırtı ağrımaya başladı. İstemiyordu ama son çareydi artık. Çayı bitmişti. İş ilanlarından birini aramaya karar verdi. Boş çay bardağını ocağa doğru götürmek için yöneldi. Resul Amca ocaktaydı. Ahmet bardağı bıraktı. Cebinden son kalan paradan çıkardı Resul Amcaya uzattı. Resul Amca yine babacan gözlerle baktı ona . Bugün olmaz dedi. Sen kahveme gelen 10. müşterisin sen para ödemeyeceksin. Ahmet teşekkür eden gözlerle baktı ona. Resul Amca yarın dedi, içtiğinde ödersin.
Ahmet kahveden çıktı ankesörlü telefonların olduğu yere doğru yürüdü. Parktan geçmesi gerekiyordu ama geçmek istemiyordu. Orada oturan insanlar vardı. Gülen çocuklarıyla sevdikleriyle beraber oturan insanlar vardı. Onları gördüğünde aklına geliyordu sevdiği kız. Ama mecburdu parktan geçmeye. Parka yöneldi. Parkın mis gibi çiçek kokular sardığı içinden geçerken vücudunun sadece oturmak istediğini, adımlarının durduğunu fark etti. Bank vardı önünde, banka oturdu. Ellerini başına dayadı. Gözlerini karşıdaki çiçeklere dikti. Ne güzeldi. Oturduğu bank salkım söğütün altındaydı dallar yere o kadar yakındı ki. Sanki sevdiğinin sacıydı. Ya çiçek kokuları onun kokusuydu. Hissediyordu. Yanındaydı sanki. Canım diyordu. Saclarını omzuna dökmüş başını omzuna yaslamıştı. Öylece bankta yanında oturuyordu. Ellerini ellerinin arasına almış her şey güzel olacak diyordu. Yerdeki parkeler yeni döşenmişti. Renkliydiler. Çevresinde parkın orta yerinde çocukların oyun alanı vardı. Sevgilisiyle böle bir parkta oturduğunu hatırladı. Onu, salıncakla salladığını; gülmelerini hatırladı. Üniversitede tanışmıştı. Dünya güzeli idi. Sacları siyahtı. Gözleri kahve rengiydi. Boynu incecik narindi. Boyu Ahmetinkine yakındı. Asude bir güzelliği vardı. Güldüğünde bir çocuğunu yüzünü andırıyordu. Gözleri yapmacıksız sevecen bir kızdı. Ahmet gördüğünde kalbi yerinden fırlayackmıs gibi hissetmişti. Hiç kimseye bole yakınlık hissetmemişti. Nasıl söyleyecekti onu bilmediğini hatırladı bocaladığını konuşamadığını hatırladı. Arkadaşına yan gözle bakmıştı. Arkadaşı anlamıştı durumu. Göz kırpmıştı. Ama Ahmet donmuştu. Arkadaşı olmasa kaçardı yanından Ayça’nın. Ayça, deniz kızı kadar güzeldi. Hiçbir kıza böle bir şey hissetmemişti. Ayça dedi içinden birkaç kez. Ayça’ya seni seviyorum dediği anı hatırladı. Söylemek denirse. Ahmet arkadaşı sayesinde günü kurtarmıştı, o gün kekelemeleri olmasa daha iyi olacaktı ama. Yine de iyiydi. Ayça’nın gözlerinde kayboluşunu. Ayça’nın yanındaki kız arkadaşı Ahmet’e gülmüştü. Birkaç kez Ahmet’e seslenmişler. Ama Ahmet duymamıştı, onları. Ve kikirdemişti kız en sonunda. Ayça. kızarmıştı. Yüzü sanki alev topuna dönmüş kaşları çatılmıştı. Sinirli bir ifadeyle önüne dikmişti gözlerini. Ahmet’in arkadaşı Yakup işi toparlamıştı. Zeki çocuktu gerçekten etkilerdi insanları. Ortamı kendi kurar paydası olurdu ortamdakilerin. Ayça’nın arkadaşına dönmüş ne kikirdiyorsun Serap demişti. Ne var Ahmet silindi, demişti. Ayça’ya da dönüp. Ahmet’i bu halde ilk defa gördüm, deyip basmıştı kahkahayı. Hadi arkadaşlar demişti. Çay içelim ve çay istemişti benden. Kalkıp kantinin çay ocağından çay almaya gitmiştim. Geldiğimde Ayça daha sakin daha hoş bakıyordu bana. Anlamıştım Yakup arada her şey normale döndürmüştü. Onun deyimiyle ön vizibilite tamam demişti. Sen sadece aptalca davranma ve kaçma gerisini ben hallederim demişti, dediğini de yapmıştı.
Ayça’nın arkadaşı Serap’la araları çok iyiydi. Ve Serap sayesinde Ayça’yı her istediğinde görebiliyordu, Yakup. Her şeyi tam yoluna koymuş ayarlamıştı. Yakup en iyi dostum. Diye düşündü. Her zaman yardım etmişti Ahmet’e. Okuldan sonra da görüşüyorlardı. Ama Yakup master yapmak için avrupaya gitmişti 1 yıl önce . Yoksa Ahmet’i bırakmazdı. Her zaman ahmet’e sen benim olmayan kardeşimsin derdi. Ve öle de davranırdı Ahmet’e. 1 70 boyunda 70-75 kg arasındaydı Ahmet’in yaşındaydı. Gözü karaydı korkmazdı. Ama o kadarda insancıl o kadar da cana yakındı. Üniversite gençliğinin dediği gibi satmazdı. Ayça’nın yüzü canlanıyordu gözünün önünde çiçek yüzlü güzel sevdam diye düşündü. Bir gün yalnız kalmışlardı. Ahmet hatırlıyordu o günü yine yüzü kızarmıştı. Sanki o andaydı. Gözünü önüne dikmiş bakıyordu. Ayça diyebilmişti. Ayça. Sesi sanki uzaklardan geliyormuş gibi fısıltı ve derinden geliyordu. Ayça ona doğru bakmıştı. Basını kaldırdığın da Ayça’nın gözleriyle karşılaşmıştı. Tekrar gözünü önüne dikmiş kelimeleri söyleme çalışıyordu. Ama nafileydi. Ayça duyabilseydi keşke içinden geçenleri, ses telleri gerekmeseydi söyleyeceklerine. Sesi çıkmıyordu. Kalbi hızlanmıştı. Kendini zor tutuyordu kaçmamak için. Ama söylemeliyim diye düşünüyordu evet söylemeliyim. İçimde yanan ateşi ya harlarım ya da küllerim diyordu. Düşünürken o kadar rahat konuşuyordu kendi kendine en güzel nesirle söylemek gelmişti içinden. Ama kelimeleri ardı ardına getiremezdi Ayça’nın yanında , sadece dur diyebildi. Bekle. Geliyorum. Kalktı koşarak gitti.
Kütüphane yoluna alışık ayakları sayesinde gidiyordu yoksa görmüyordu. Eğer o gün kütüphane yolunda çukur açsalardı Ahmet mutlaka düşerdi. Kütüphaneden içeri girdi. Aradığını biliyordu. Peyami Safa’nın kitabının on sözüydü sevgilisinin izdivacına talip olduğunu anlatan ön sözdü. Kitabı buldu eski baskıydı. Koşarak kütüphane görevlisinin yanına gitti. Kitabı kaydettirdi. Koşar adım tekrar kantine geldi. Ayça yoktu. Kalakaldı. Orta yerde. Mıhlanmıştı ayakları veya çimento dökmüşlerdi ayaklarına. Kıpırdatamıyordu ayaklarını. Ayça nerdesin diye bağırmak geliyordu içinden. Avazı çıktığı kadar bağırmak nafileydi. Bağıramazdı. Oraya yığılmak istedi. Ayça’sız olmak; Ayça’sız kalmak; Ayça’sız hayat olmaz diye bağırıyordu içinden. Sendelemeye başladı. Yıkılmamak için zor duruyordu adım atsa önündeki sandalyeye oturacaktı ama adım atamıyordu ki. Birden kolunda sıcak bir el hisseti sevinmişti. Her kimse sıcak dost eliydi. Yanına döndü baktığında Ayça vardı kolunda. Gözlerine inanamamıştı Ayça yanındaydı. Ayça diyebildi. Nerdeydin. Ayça bir elinde çay diğer eliyle de kolumu tutuyordu. Anlamıştım çay almaya gitmişti. İçim rahatlamıştı. Ayaklarım çözülmüştü. Oturduğumuz masaya yönelmiştik oturduk, bana soran gözlerle bakıyordu. Korktuğumu gizlemeye çalışarak tekrar önüme eğmiştim basımı . Ayça elimdeki kitabı işaret ederek ne diye sordu. Elimdeki kitabı unutmuştum al diyebildim. Sadece ilk sayfasını oku. Ayça kitabı alıp okudu ilk sayfasını güzel çok güzel dedi. Ayça diyebilmiştim. Onlar benim sana karşı hissettiklerim.. ve kızarmıştım kekelemiştim söylediklerimden. Ayça da kızarmıştı. Ama yüzünde tebessüm vardı. Anlamıştım oda beni seviyordu. Evet o gün dünyanın en mutlu insanı olmuştum Ayça diyebilmiştim “ m” yi söylememiştim bile .
Serap gelip oturmuştu yanımıza sonradan fark etmiştim. Serap soran gözlerle ikimize bakıyordu. Ayça diyordu ne var, bu ne haliniz. Suspus olmuştuk ikimizde. Yakup da gelmişti bu arada. Oturmuştu. Masaya Serap’a şakadan takılıyordu kız bu ne güzellik diye, ben Yakup’un söyleyebildiğini, yani rahatça söylediğinin 1000 de birini söyleyebilsem diye geçirdim içimden ne kadar rahat, doğaldı. Yakup ikimize bir bakıp çifte kumrular ne, tıp mı oynuyorsun, diyerek gülmeye başlamıştı. Masadan kalktım gel dedim sigara içelim hava güzel. Kızları baş başa bırakıp dışarı çıktığımızda cevre ne kadar güzel gelmişti; çiçekler öğrenciler; binalar. ahh ne kadar güzel deyivermiştim. Yakup yine o hınzır gülüşüyle arkadaşım sen mecnunsun Leyla’yı da bulmuşsun, demişti. Evet Leyla’mı bulmuştum ve hayat güzeldi.o anda çakılı kalmıştı Ahmet sade o anı düşünüyordu mutluydu. Parkın içindeki bağırtı olmasa belki de hiç uyanmayacaktı anılarından, bir ses avazı çıktığı kadar bağırıyordu çekirdeeeeekkkkkkk... taze çekirde..........
Ahmet banka yaslandı . sigara paketini çıkardı. 2 sigarası kalmıştı. Düşündü. Sigarayı bırakması gerekiyordu. Alacak parası yoktu. Sigara alsa bugün aç kalacaktı. Amaan, dedi içinden zaten sağlığa zararlı... yutkundu. Tek sığındığı limandı sigara sigarada limanına demir atıp hırçın dalgalara dalga kıranlar kuruyordu. Ondan da vazgeçmesi gerekiyordu artık. Sigarasını yakıp arkasına dayandı. Ankesorlü telefonlar gözüküyordu parkın çıkışında. Sigarasını içip telefon edecekti. Ayça’sına da telefon edecekti.Evet , dedi Ayça’mı da arayacağım. Ayça, dedi en son ne zaman gördüğünü hatırladı. 2 ay kadar olmuştu. Ayrılırken ağlamak gelmişti içinden ama ağlayamamıştı.hüzün çökmüştü. İçine ve ölüm gelmişti aklına. O hissi bir defa daha hissetmişti. Canım anam dedi. Elleriyle toprağa gömmüştü anasını. mezarına indirirken.kefenini ağlamak gelmişti ama ağlayamamıştı. Gözleri dolmuştu ama..... ARKASI YARIN...