​ Ayrı ruh ve beden var mı? / Fizik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Aralık '15

 
Kategori
Fizik
 

Ayrı ruh ve beden var mı?

Canlı varlık dediklerimiz; diğer varlıklardan protein kimyası ya da beyin nörolojisi ile ayrılmaktadır. Keza; evrimleşme de bu iki konuda ortaya çıkmaktadır. Ya da;  işi bire indirgersek; her şey protein (Et,süt,yumurta) kimyasında olmaktadır.

Yer kürenin dört milyar altı yüz milyon yıl önce, yıldızlar arası gaz ve tozun yoğunlaşmasından oluştuğu varsayılmaktadır. Bunu doğrulayacak bazı belirtiler ve gözlemler de bulunmaktadır.

Fosillerden elde edilen bilgilere göre yaşam; yerkürenin oluşması olayından az sonra ortaya çıkmıştır. Dinlerin anlattığı gibi; topraktan gelmiyoruz. İlk yaşam biçimleri; su birikintilerinde ve okyanuslarda belirdi ve gelişti.

Yaşam belirtisi taşıyan ilk varlıklar; tek hücrenin karmaşıklığından çok uzaktı. Çünkü; tek hücreli bir organizmanın oldukça gelişmiş bir yapısı ve yaşam biçimi vardır.

İlk yaşam, şöyle ortaya çıkmış olabilir:

Şimşeklerden ya da güneşten gelen mor ötesi ışınlar; ilkel atmosferin hidrojence zengin basit moleküllerini ayrıştırıyor; ayrışan parçalar, daha karmaşık moleküllere dönüşüyordu.

Bu yeni çıkan moleküller okyanuslara karışıyor; orada çözülüyor ve bir kimyasal bulamaç oluşuyordu.

Bir gün; tümüyle rastlantı(Einstein’a göre tanrı kumar oynamaz, o nedenle hiçbir şey rastlantısal değildir,olmamalıdır) sonucu beliren bir molekül bulamaçtaki öteki molekülleri kullanarak, kendi kopyalarını yapabilmiştir. Bu molekül; DNA(deoksiribonükleik asit) nın ilk atasıdır. Yeryüzündeki ilk yaşam; bir DNA(Hani Amerikan filmlerinde katili saptamak için sık sık sözü geçen bir yöntemdir)   dır.Yapısında; ateş, hava, su vardır.

DNA; bükülü pervane görünümünde bir merdiven gibidir. Merdivenin basamakları dört ayrı molekül halindedir ve evrendeki tüm yaşamların genetik kodunu bunlar oluşturmaktadırlar.

Basamaklara(nükleotid)denilmektedir. Nükleotidlerde bir canlının yapısının ve işleyişinin ve çöküşünün tüm bilgileri bulunmaktadır.

Organizmaların(yani bedenlerin)ayrık, değişik olmalarının nedeni; nükleik asit talimatlarındaki bilgilerin ayrıklıklarıdır.

Nükleotidlerdeki değişimler; mutasyon(kırılma) sonucudur. Dolayısıyla; ruh(tin) diye adlandırılan olgunun nükleotid mutasyonu olduğunu düşünebiliriz.

Mutasyonlar, genelde zararlı ve öldürücüdürler. Kanser, bedenin direnme gücünü yok eden hastalıklar bu türden mutasyonlar(değişimler-kırılmalar) sonucu olmaktadır. Ancak; örneğin bin yılda bir(iyi huylu mutasyon) lar da ortaya çıkmaktadır. İşte; evrimi bu türden mutasyonların sağladıkları varsayılmaktadır.

Moleküller döneminde de üreme(kopyalama), mutasyon ve en çelimsizlerin, hastalıklıların ayıklanması ve yok oluşu biçimindeki evrim sürüyordu.

Zamanla, bazı moleküller bir araya gelerek ;bir tür molekül ortaklığı kurdular. Bu ilk hücreydi. Nitekim; günümüzde bitki hücreleri, küçük molekül fabrikalarına(koroplastlar) sahiptir. Keza; bir damla kanda sayısız (mitokondriyon) vardır. Bunlar da, molekül üretim merkezleridir.

Bu varsayımı benimsersek, o zaman atomların da ürediklerini benimsemiş olmaktayız ki; doğru olan da budur.

 Bedenimizdeki her hücre; bir zamanlar tek başlarına varlıklarını sürdüren parçaların, kendi ortak çıkarları uğruna birleşip oluşturdukları bir topluluktur. Bizler; bu türden yüz trilyona yakın hücreden oluşuyoruz. Keza; bu varsayımı benimseyecek olursak; her hücrenin düşündüğünü ve kendi yararına göre davrandığını benimsemiş olmaktayız.

Beden; çeşitli organlara dağılmış; DNA larında ayrık(farklı) mesajlar bulunan trilyonlarca hücreden oluşmaktadır. Tıpkı; kozmosun güneşler; onların çevresinde dönen evrenler ve onların uyduları ile; güneşleri içeren  gökadalardan oluşması gibi..

Her hücre; DNA daki mesajlarını, başlangıçta DNA ların ürettiği varsayılan RNA(ribonükleik asit) ile hücre suyu ve çeperine iletilmesi ile enerji almakta ve vermektedir. Bu olayın adı da ruh(tin) olmaktadır. DNA yı tanrıya benzetirsek, RNA da onun üflediği ve canlı varlığı oluşturan ve sürdüren tanrının nefesi olmaktadır.

DNA devasa bir bilgisayarın içindeki devasa yongalar gibidir.Hücreleri ve onlara bağımlı olarak organizmaları DNA lar yönetir. RNA lar ise bu bilgisayardan çıkan e-postaları dağıtan taşıyıcılardır. DNA dan aldıkları bilgileri ve komutları içinde bulundukları hücrelerin içine ya da hücrelerin çeperlerine taşırlar.

Gerçekten de; ruhun RNA (ribo nükleik asit) olduğu anlaşılmaktadır. RNA sı işlevini yitiren hücre ölmektedir. Bedenin, bir organındaki RNA lar durunca o organ durmakta; tüm bedendeki RNA lar işlemez duruma gelince(ölüm)olayı ortaya çıkmaktadır. Yani; tin bedenden ayrılmaktadır.

Ruhun bu türlü açıklanmasından; iki sonuç ortaya çıkmaktadır:

Reenkarnasyon( ayni canlı türü olarak yeniden doğmak ve yaşamak) olanaklı değildir.

Buna karşılık; RNA değişimi; eksileninin tamamlanması, yenilenmesi ile ruhun hep olacağı ve bedeni hiç terk etmeyeceği açıktır. Bu da ölümsüzlük anlamına gelmektedir.

Kişioğlu ölümsüz olmak istiyorsa; DNA dan çok RNA üzerinde yoğunlaşmalı ve RNA yı laboratuar koşullarında yaratıp  canlıların hücrelerine vermenin yollarını bulmalıdır. Şüphesiz; RNA araştırmaları yanında DNA araştırmaları da sürdürülmeli ve geliştirilmelidir.

Bilim adamları DNA ve RNA tartışmalarında ikiye ayrılmaktadır.

Bir gruba göre önce RNA oluştu ve bunun sarmallarındaki değişimlerden DNA sarmalları oluştu. Nitekim yalnızca RNA sı bulunan virüslere rastlanmaktadır.

Diğer gruba göre önce DNA oluştu ve DNA kendi sarmallarından RNA yı oluşturdu.

Günümüzde bu yumurtamı tavuktan tavuk mu yumurtadan tartışması sürerken İngiliz Philip Hollinger ve meslektaşları altı  değişik DNA ve RNA benzeri moleküller üretmeyi başarmışlardır. Bu yapay ürünler; doğal benzerleri ile etkileşime girmişlerdir. Ayrıca; DNA nın ve RNA nın yapay olarak üretilmesi ile var olan yaşam formlarından daha değişik yaşam formları  oluşturmak da  olanaklı olacaktır.

 

 
Toplam blog
: 142
: 578
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..