- Kategori
- Sinema
Ayrılık

Anadolu'da " Allah el kınamaz ayrılığı versin" diye bir deyim vardır. Bu bir beddua da olabilir belki... bilemiyorum. İyi niyetli bir dilek olarak algılamak çok zor. Çünkü "el kınamaz ayrılığı" ölümdür. Sizi ancak ölüm ayırsın demektir. Ölüm dışındaki her türlü karı koca ayrılığı toplumca kınanan ayıplanan bir sonuçtur. Ve içinde yaşanılan toplum tarafından ödetilen bedel, bazen çok ağır olabilir. Hem kocasından ayrılan kadına, hem de ailesine.
Gelin olan birçok kadının kulaklarında çınlar babasının sözleri…
“Kızım bu evden gelinlikle çıkıyorsun, kefenle geri dönersin.”
Sahip olunan kültürel yapı, ailelerin evlendikten sonra kız çocuğunu gözden çıkarmasına, kızların ayrılıp baba evine dönmesini ar, namus meselesi sayıp bir türlü kabul edememesine neden oluyor .
"Yok artık... bu zamanda da var mı böyle şey" diyemiyoruz. Gazetelerin üçüncü sayfa haberleri arasında okuduğumuz "töre cinayetleri", şiddet gören, öldürülen kadınların trajedisi, bu gerçeğin hala nasıl acımasızca devam ettiğini yüzümüze çarpıyor.
Zaman tabiki hızla değişiyor. Ama bazen sosyal ve kültürel yapı zamana direniyor tüm vahşiliği ile. Ve bu vahşeti değişen mekana da taşıyor. Batıda herhangi bir büyük şehirde veya Avrupa'nın göbeğinde yaşamak modern dünyanın değerlerini ve kültürünü de benimsemek anlamına gelmiyor bir çoğu için. Kıramıyorlar kabuklarını. Ve töre; bir film ya da roman fantazisinden öte, acı, ölüm, trajedi olarak yaşanıyor kahramanlarınca. Ve tüm gerçekliğiyle.
*****
Umay, Almanya'da doğup büyümüş ama evlenip İstanbul'a yerleşmiştir. Sevgisiz, şiddet gördüğü bir evliliği vardır. Pes ettiği bir noktada küçük oğlunu da alarak Almanya'ya ailesinin yanına geri döner. Umay ailesi tarafından seviliyordur ve gelişleri mutlulukla karşılanır. Taa ki Türkiye'ye artık geri dönmeyeceğini ve eşinden ayrılmak istediğini söyleyene dek.
Geleneklerine bağlı, kapalı bir toplum içinde yaşayan , muhafazakar aile, bu noktada Umay' a sırtını dönüyor ve kocasının yanına dönmesi için baskıya başlıyor. Çünkü aile de kızları ayrıldığı için kendi dar çevrelerince bir baskı altına girmiştir. Umay'ın kocasından ayrılmasını namussuzluk olarak gören komşuları, arkadaşları aileden uzaklaşıyor. Hatta kız kardeşinin nişanlısı bu nedenle nişanı atıyor. Erkek kardeşler namussuz kızın kardeşleri olarak gösteriliyor.
Alman toplumunun Türk nüfusu dışlamasına kendi içlerine daha da kapanarak tepki veren Umay'ın ailesi bu sefer birlikte yaşadıkları Türk çevre tarafından da dışlanmışlardır ve bu durum çok ağır bir itilmişlik hissine sokar onları. Bir tercih yapmak zorundadırlar. Ne yazık ki Umay'ı ve küçük torunlarını çok sevmelerine rağmen tercihleri onlardan yana olmaz. Karar verilmiştir.
Boğazıma bir yumruk düğümlendi , Umay'ın yalnızlığını, mücadelesini, çırpınışını, anne babanın gelenek, töre , yaşadıkları sosyal yapı kıskacındaki çaresizliklerini, kardeşlerinin arada kalmışlığının acısını hissettim film boyunca. Ve umut...
Almanya’da yaşayan Türkleri yobaz gösteriyor’ eleştirisine maruz kalan yönetmen Feo Aladağ filmi için “Ne bir sosyal grubun portresini çiziyor ne de onların hayatı hakkında bir el kitabı"... diyor. "Bunun tersine film, bir olasılığı yani hikayedeki umut hissini ortaya çıkarma çabasında ”
Filmde gerçek olamayacak kadar acımasızca vurgulanan o toplumsal, töresel kıskaç işte ne yazıkki ülkemizde yaşanıyor. Toplumun değişmez bir yarası olarak. Zaman mekan tanımadan da kanamaya devam ediyor.
****
Yönetmenliğini Feo Aladağ'ın yaptığı "Ayrılık" filmi Berlin Film Festivali Panorama bölümünden ‘En İyi Avrupa Filmi’ ödülünü aldı ve ayrıca dünyanın en bağımsız festivallerinden Tribeca Film Festivali’nde ‘En İyi Film’ ödülüne layık görüldü. Aynı festivalde filmin başrol oyuncusu Sibel Kekilli ise Umay karakteriyle ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü aldı.
Film Belçika’da düzenlenen 37. Gent Uluslararası Film Festivali‘nde de büyük ödülünün sahibi oldu. Avrupa Parlamentosu’nun (AP) “Lux” ödülü için belirlenen 3 finalist arasına girmeyi de başardı. AP üyelerinin oylarıyla seçilecek 2010 “Lux” ödülünü kazanan film, 24 Kasım’da Strasbourg’da açıklanacak.
Umay ( Sİbel Kekilli) ve Umay'ın babası ( Settar Tanrıöğen) ağlattı beni. Gerçekten Sibel Kekilli çok iyiydi. Ama Settar Tanrıöğen de kızını seven fakat töre ve dışlanmışlıkla baş edemeyen baba rolüyle çok öne çıkan bir isimdi bence.
Film ayrıca Almanya’nın, ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalında Oscar aday adayı oldu.
Konusu ve dramatik finalinin yanında oyucularının da başarısıyla etkileyici ve beğenilerek izlenecek bir film ...
Tijen Taşlı- İzmir