​ Aysun Kayacı ve çoban / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Nisan '08

 
Kategori
Siyaset
 

Aysun Kayacı ve çoban

Aysun Kayacı ve çoban
 

Dağdaki çobanla benim oy hakkim aynı mıdır?

Ünlü ve güzel hanımefendinin bu yorumu elbette kamuoyunda tartışmalara yol açtı. Herhalde bunu bir erkek söylemiş olsaydı çok daha büyük tepki alırdı . Ancak hanımefendinin bu yorumu küçümsediği kesimin kendisine karşı olan zaafı yüzünden daha kolay kabul edilebilir olsa gerek…

İşin mizahi kısmını bir kenara bırakırsak bu sözde çok önemli bir tartışma konusu yattığını söyleyebilirim. Konuyu insan hakları, demokrasi, eşitlik gibi kavramların geleneksel etiğiyle yorumlamaya kalkarsak demokrasinin küresel açmazından kurtulamayız.

Önce Aysun Kayacı’nın tavrının gereğini yapalım. Her ne kadar anlatmak istediği konu ve sisteme yönelik eleştirisi tarafımdan oldukça haklı görünse de, bu tür bir eleştiriyi kendisi ve çobanlar arasındaki farkla değil de örneğin 3. kişiler arasındaki seviye farklarını göz önüne alarak anlatması çok daha doğru olurdu. Burada söylediği söz “ben kesinlikle çobanlardan daha üstünüm” demek oluyor ki bu her insanda olmasını beklediğimiz tevazunun tersi bir davranış, kısaca ayıp...

Herkesin sadece bir oy hakkı olması buna alışmış olan topluma göre alışılmış görünüyor. Ancak bana göre ise oldukça haksız ve yanlış yönetilen bir kabullenme bu…

Öncelikle herkesin oy hakkı yok. Örneğin bir çocuğun oy hakkı yok. Neden? Çünkü reşit değil. Reşitlik kavramından yola çıkarsak oy vermenin anlamlı, bazı kıstaslara göre de oy hakkı kısıtlanması gereken bir eylem olduğu ortaya çıkar.

Akıl hastaları oy veremezler. Çünkü onların doğru düşünebildiklerini düşünmeyiz. Ancak psikolojik sorunu olan insanlar oy verebilirler, ancak onların yeterince doğru düşündüklerini kimse iddia edemez ki!

Belki “17 yaşındayım ancak pek çok 18 yaşındakinden daha tecrübeliyim” diyen biri çıkabilir. Veya “25 yaşındayım ayrıca üniversite okudum, 18 yaşında yeni reşit olmuş bir insandan çok daha doğru karar verebilirim” diye de iddia edebilir insanlar. İnsanların karar ve bilgi yetkinlikleri bıçakla kesilmiş gibi keskin, “bu uygundur bu değildir” denebilecek durumda değildir.

Toplumdaki insanların bilgi seviyeleri ve yetkinlikleri de birbirinden farklıdır. Biz ancak çok bariz kurallar koyarak (örneğin 18 yaş sınırı) yetkin olmayanları ayıklamaya çalışıyoruz. Ancak düşünün ki oy verenlerin çoğu 18–20 yaş arasında değişiyor. Karar verme yetkinliği düşmüyor mu? Ülkenin geleceğini daha yeni yetme insanlara belirletiyorsunuz. Veya halkın çoğu okuma yazma bilmiyor ve güncel politikayı takip etmiyor. Köyde kendisine kömür yardımı yapan partiye oy veriyor. Ülkenin geleceğini tehlikeye atmıyor muyuz?

Yetkinlik kısmen demokrasi tarafından da tanınmaktadır aslında… Başbakan olmak için 40 yaşını aşmış olmak gerekir ve hatta üniversite mezunu olmak da… Peki, neden bu tanımladığımız ve bildiğimiz yetkinliği seçimlerde daha doğru sonuçların çıkmaması için oy verme sistemine uygulamıyoruz. Yani seçme yetkinliği yüksek olan kişilerin bu yetkinliklerini değerlendirelim ve onların görüşlerini yetkin olmayan kişilerin altında ezdirmeyelim…

Örneğin kişinin eğitim seviyesi arttıkça oy hakkı da belli oranda artsın. Politikayı takip etmeyen yaşlıların oy hakkı olmasın. Yaş arttıkça bu da yetkinlik olarak oy değerini arttırsın. Yurtdışında yaşayanların oy hakkı düşsün.

Düzeni değiştirmek için yapılabilecek o kadar çok şey var ki… İktidarını varoşlardan besleyen hükümete tek suçu atmamak lazım. Kabahat demokrasi sistemini yayanların bu tehlikeyi göz ardı etmelerinden kaynaklanıyor. Sanayileşmiş ülkelerde de durum benzer. ABD de 2030’dan sonra İspanyol asıllılar ve Zenciler nüfusun çoğunu oluşturacak. Buna nasıl bir kulp uyduracaklarını doğrusu merak ediyorum.

Demokrasinin toplum tarafından Monarşiden daha çok benimsenmesi ve hatta daha başarılı olması muhtemeldir. Ancak 20.yy da özellikle eğitimsiz insan sayısının artışı ile birlikte tüm dünyada dengeler değişmeye başladı ve demokrasinin “çoğunluğun istediğinin çoğunluğun yararına olması prensi” bir tehdit halini almaya başladı. Günümüzün dünyasında bu yaklaşımın radikal bir reforma ihtiyacı var. Bu reforma karşı duracak en büyük güç ise maalesef gücünü halkın zaaflarından alan hükümetlerdir.
 
Toplam blog
: 18
: 1354
Kayıt tarihi
: 17.04.08
 
 

1974 doğumluyum. Mühendislik eğitimi aldım ve özel bir şirkette yönetici olarak çalışıyorum. İlgi..