- Kategori
- Gündelik Yaşam
Azgelişmişliğimizin nedenleri-2

Önceki yazımda, azgelişmişliğimizin sebeplerinin muhtelif olduğunu, ancak en temel (ana) sebebin eğitimsizlik olduğu yönünde genel bir kabul bulunduğunu düşündüğümü yazmıştım.
Celal Toroğlu dostumuz, “Paradigmalarımız” başlıklı yazısında, gelişmiş toplumların ortak prensiplerini ve özelliklerini (1) Bilime saygı; (2) Temel ahlaki kurallara bağlılık; (3) Dürüstlük ve sorumluluk; (4) Kanun ve kurallara uyma; (5) Başkalarının hakkına saygı; (6) Çalışkanlık; (7) Tasarruf ve yatırıma inanç; (8) İrade; (9) Dakiklik; (10) Analitik düşünce; (11) Ulusal çıkar gözetme; (12) Vatanına ve milletine bağlılık, olmak üzere isabetli bir şekilde sistematize etmiş, (bkz.http: //blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=26313).
Ancak acaba gelişmiş toplumlar, baştan bu değerlere sahip oldukları için mi gelişmiş toplum olmuşlardır, yoksa bu değerler bazı toplumsal ve ekonomik gelişmelerin sonucu olarak mı geniş kitlelerce benimsenmiştir? “Hadi benimseyelim ve benimsetelim” demekle bu değerleri toplumumuza benimsetmek mümkün müdür, yoksa bazı temel toplumsal değişimlerin yaşanması mı gerekecektir?
Bu değerlere sahip toplumlara baktığımızda, bunların şehirli, daha doğru bir ifadeyle şehirlileşmiş toplumlar olduğunu görürüz. Bu değerlerin şehirlilere ait olduğunu söylemek de yanlış olmaz. “Medeni” kelimesinin, Arapça’da şehir anlamına gelen “medine” kelimesinden gelmesi de buna delalet eder, (aynı şekilde, Batı dillerinde de medeniyet kelimesi, Latince’de şehir anlamındaki civil kelimesinden kaynaklanır). Kırsalda (tarım toplumlarında) ise bu değerlere nadiren rastlanır. Hatırlanacağı üzere Batıda sanayinin gelişmesiyle köyden kente büyük bir göç yaşanmış ve bunun sonucunda nüfusun çok büyük bir bölümü şehirlerde yaşamaya başlamıştır. Ama bu değerler de hemen yerleşmemiştir. İki yüzyıl önce başlamış olan bu sürecin bir parçası olarak ve zaman içerisinde bu “şehirli” değerleri geniş kitlelerce kabul görmüş ve yerleşmiştir.
Bizde ise, şehir nüfusu henüz çok yakın bir geçmişte köy nüfusunu geçmiştir. Köy nüfus oranı, son yıllarda yaşanan hızlı göçe rağmen hala %30’lar civarında bulunmaktadır. Bu oran gelişmiş ülkelere kıyasla çok yüksektir. Ancak kente göç, tarıma sağlanan sübvansiyonların azalmasıyla artarak devam edecek. Şehirlere göç eden bu geniş kitleler kendi değerlerini beraberlerinde getirir ama zaman içerisinde şehirli değerlerini benimseyeceklerdir. Önemli olan bu geçiş sürecinin ne kadar bir zaman alacağıdır.
Şüphesiz bu sürenin kısaltılması için çeşitli politikalar izlenmesi mümkündür. Ancak bunu sağlamanın en önemli araçlarından olan kanaat önderleri, ülkemizde henüz daha tam olarak şehirli değerlerini benimsememiştir. Gerçekten yol göstererek ve örnek olarak, şehre göç eden geniş kitlelerin kısa zamanda şehirli değerlerini benimsemesine, diğer bir ifadeyle onların eğitimine, yardımcı olabilecek, başta siyasetçiler, cami hocaları, hukukçular, üniversite mezunları ve hatta öğretmenlerimiz olmak üzere, kanaat önderlerinin henüz daha tam olarak şehirli değerlerini benimsememiş oldukları bir gerçektir. Zira büyük oranda kendileri veya aileleri de çok kısa sayılabilecek bir zaman önce şehre gelmiş bulunmaktadır. Ayrıca toplumumuzun muhafazakar yapısı gereği, bu kanaat önderleri dahi şehirli değerlerine uzak durabilmektedir. Ama bu süreç yaşanacak ve er veya geç nüfusun büyük çoğunluğunun şehirlileşmesiyle sonuçlanacaktır.
İnanıyorum ki bu süreç, pek çoğumuzun ümitsizlikle veya endişeyle düşündüğü kadar uzun bir zaman almayacaktır.