​ Aziz Nesin'le yaptığım söyleşi/ Şemsettin Murat / Söyleşi / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '09

 
Kategori
Söyleşi
 

Aziz Nesin'le yaptığım söyleşi/ Şemsettin Murat

Aziz Nesin'le yaptığım söyleşi/ Şemsettin Murat
 

12 Eylül Darbesi'ne ilk kafatutan adam : Aziz Nesin


Aziz Nesin'le yaptığımız yarım saatlik söyleşiye geçmeden önce şunu söylemek istiyorum: İki çeşit korku vardır.

Birincisi, insanın yılandan korktuğu gibi. İkincisi, insanın kendi babasından korktuğu gibi. Birincisi, çünkü yılan insanı ısırır, öldürür. İkincisi, İnsan kendi babasından korkar, bize kızsa bile sesimiz çıkmaz; onun sevgisini kaybetme korkusuyla.. Durum bu olunca babamızın bile bile yaptığı bazı yanlışlara boyun eğeriz. Yaptıklarına karşı suskunluğumuz sürüp gider. Aziz Nesin ise bu her iki korkunun duvarlarını tekmeleyen cesur bir yazardı.

Kalbi duruncaya kadar da bu duruşunu korudu. 12 Eylül'den hemen sonra bu darbenin mimarlarına kafa tutan Aziz Nesin olduğunu unutmamalıyız. Üstelik aydın bildiğimiz birçok kişinin korkudan sus pus olduğu bir dönemde.

Ayrıca yobazlara ve din sömürücülerine karşı kalbi duruncaya kadar yazılarıyla, konferaslarıyla savaştı. Aziz Nesin gibi yürekli bir yazarla tanışıp O'nunla söyleşi yapmakta büyük bir mutluluk duymuştum.

İsmail Beşikçi'nin bilimsel çizgiden hiç kimseye taviz vermemesi ise ayrıca beni gururlandıran tarihsel bir olaydır.

Bu iki dev yazarımızın anlaşamadıkları taraf neydi, merak ediyordum. Bu nedenle Aziz Nesin'le söyleşi yapma fırsatını yakaladım. Salt bu değil, edebiyat açısından öğretici olan samimi sözlerine, kuramsal bilgisine de hayran
kaldım.

İşte o söyleşi :

Aziz Abı, isim yapmadan önce, yani amatör yazar olarak uğraştığınız yıllarda bazı engellerle bazı zorluklarla kaşılaştınız mı?

Amatör olarak değil, profesyonel olarak başladım yazarlığa.

(Aziz Nesin'in şaka yaptığını sanarak bu soruyu değişik biçimde sorarak yineledim) Affedersiniz, şimdiye kadar her yazarın bir amatörlük dönemi geçirdiğini sanıyordum.

Benim olmadı.

Kaç yaşındaydınız o zamanlar?

Otuz yaşlarındaydım.

Ekonomik durumunuz nasıldı? Parasızlık çektiniz mi? Dergi ve gazetelerin kapısı size açık mıydı?

Bu konularda sıkıntı çekmiyordum.

Yazdığınız şeyler, o dönemin yasalarıyla çelişmiyor muydu? Bu anlamda herhangi bir engelle karşılaştınız mı?

Hakkımda bir sürü soruşturma açıldı. Cezaevinde yattım bir süre.

Türkiye'de yüzlerce yazar vardır. Yılda yüzlerce kitap basılıyor. Size gönderilen kitapları okuyor musunuz?

Bana gönderilen kitapları fırsat düştükçe okuyorum. Kitaplar birikiyor tabi.

Yazarlıktan sağladığınız yıllık gelirinizi öğrenebilir miyim?

Ayda dört milyon. Hesaplarsanız yılda kırksekiz milyon eder. ( Şemsettin Murat'ın notu: Bu miktar kendisiyle söyleşi yaptığım 09.01.1988 tarih için geçerli)

Edebiyatın görevi ne olmalıdır? sorusu, yazarlar arasında sıkça tartışılıyor. Aynı soruyu size sormak istiyorum.

Bana göre edebiyatın görevi, kişilere okuma zevkini aşılamak; toplumu iyiye, doğruya, güzele götürmek olmalıdır.

Geniş okur kitlesi önüne ne zaman çıktınız?

1944 - 1945'te. Tan gazetesindeki köşe yazılarımla.

Politik baskının yoğun olduğu 12 Eylül sürecinde bazı aydınlar sus pus olurken siz bazı konularda yürekli çıkış yaptınız. Fakat yürekli bir yazarın görev ve sorumluluğu bununla bitmez. Bilimsel gerçeklerin ışığında yeni yeni adımlar atması kaçınılmaz hale gelir. Siz, bu anlamda bir parti kurmayı veya kurulacak bir parti içinde aktif bir görev almayı düşünüyor musunuz ?

Ben yazdıklarımla görev ve sorumluluğumu yerine getirdiğime inanıyorum. Herhangi bir parti kurma veya bir partiye girme gibi bir girişimim yok. Zaten 141. ve 142. maddeler yürürlükte olduğu sürece gerçek anlamda sosyalist bir partinin kurulması olanaklı değildir. Kurulsa bile sağlıklı gelişme gösteremez.

Bir soru daha sormak istiyorum: 1979 yılında İsmail Beşikçi'yle bir tartışmanız olmuştu. Bunun nedenini bizzat sizden duymak istiyorum.

Evet, tartışmamız oldu. Ama, İsmail Beşikçi'nin Türkiye Yazarlar Sendikası tarafından dışlandığı konusundaki söylentiler doğru değildir. Tam tersine, İsmail Beşikçi'yi ve Yılmaz Güney'i sendikamızın onur üyeleri olarak kabul etmiştik, kitaplarını fotoğraflarını sergilemiştik. İsmail Beşikçi'yle davranışlarımız uyuşmuyordu.

Ben, "Doğu" diyordum, o ise, "Kürt" diyordu. Kongremiz yapılırken kendisi cezaevinde değil, aramızdaydı.

Mikrofonu elimizden aldı, Türkiye Yazarlar Sendikası'nın emperyalist kültürünü yaygınlaştırdığını, bunu özellikle Kürtler arasına yaydığını söyledi. Ben de biraz da espiri olsun diye, "Bak senin gözlerin mavi, saçların sarı, Kürt bile değilsin!" dedim. Galiba biraz haksızlık etmiştim ona. İsmail'i o şekilde kırmamalıydım.

Söyleşi için teşekkürler.

 
Toplam blog
: 155
: 1552
Kayıt tarihi
: 20.09.08
 
 

Diyarbakır doğumluyum. Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü mezunuyum. Hazro TÖB-DER Şubesi başkanlığını y..