- Kategori
- Futbol
Aziz Yıldırım’a yeniden yargılanma yolu açıldı...
Bazen bir cümle, kişiyi alır götürür.
Duygusal yanı varsa cümlenin, çağrışımlarla “destan” yazılır. “Anı”lar sıraya girer, baskın çıkan, öne geçer. Özlem ateşiyle, hayıflanma anlatan sözcükler dudaklardan dökülür, cümle olur:
“Ne günlerdi, o günler; hey gidi günler!..”
Artık, bu cümle sizindir. Cümleye, imgelem gücünüzle katkı yapabildiğiniz kadar yaparsınız. Dün, bir film şeridi gibi geçer gözleriniz önünden...
Cümlenin düşünsel yanı varsa, düşün, düşebildiğin kadar. Düşünmek, imgelem gücünü çalıştırmaya değil, kişiyi araştırmaya götürür. Dümen, öbüründe olduğu gibi sizin elinizde değildir. Örnekler, karşılaştırmalar, benzerlikler... gelir kapıya dayanır.
İlkinde “etken”, ikincisinde, araştırmayı saymazsanız, “edilgen” durumdasınızdır.
Dünün “beleşten gelen tadı” hâlâ damağınızdaysa, ayrıca, yarından da korkuyorsanız, hayıflanın bakalım:
“Ne günlerdi, o günler; hey gidi günler!..”
(“Özel”li günler!.
“Özel”i sevenler, “özel muamele” görmekten hoşlanırlar!
Ama...
Onlar, nereye baksa, nereye gitse, kaygılı; diken üstünde. Çünkü eski günler, eskide kalmış.
Yani?
Yarınlar, başkaları için renklenirken, onlar için kararır!.)
*****
Korkmak!...
Geçici, anlık olanı vardır, sürekli olanı vardır. İkincisi, bir tür hastalık olarak kişiyle yaşar. O durumdaki kişiler, diken üstündedir. Korkunun nedeni, kaynağı, adı, yolda adım atmayı bile güçleştirir. Düşlerden kan ter içinde uyanma, yataktan düşecekmiş gibi fırlama da vardır işin ucunda.
Korku, korkuyu sözde yenmenin, kendinden uzaklaştırmanın yolunu, kişiyi yetenekleri ölçüsünde aramaya yöneltir. “Bence” diye başlar söze ya da “bence”yle bağlar sözü. Uzmandan uzman kesilir başınıza. Belli bir yere, “Adamın olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler “misali hasbel kader gelmiş olan, korkusunu “bence”li yargı, saptama, yol gösterme, akıl verme, tavsiyelerde bulunma... ile dağıtmaya çalışır.
Kafa işte!..
“Kafa”, kimilerinde düşünmek için değil de, sadece “taşımak” için olunca, eğitimle meğitimle değişmez!
“Kafa yapısı”, öylesine benzer olanlar vardır ki, benzer örnekleri görmez, görmek istemez, ama uykuları kaçar.
Onlar ki...
Haktan hukuktan yana gözükür, ama başkalarının gözünü oymak, ceplerine göz dikmek huyları olduğu için de, bir yerlere yanaşmayı “meziyet”ten sayarlar. Tek bekledikleri, sürekli korunmak, kollanmak!..
*****
Ankara Ankara, güzel Ankara
Seni görmek ister her bahtı kara
Senden yardım umar her düşen dara
Yetersin onlara güzel Ankara
Demek ki, Ankara, “bahtı kara”, "dara düşen”, “yardım uman” insanların sığındığı kentti.
Ankara’da ne var ki?
Hükümet, vekiller, bakanlar/ bakmayanlar,..
Ve...
Ankara’da hakimler var.
(AYM, hak hukuk arayanların ve hak hukuk adına doğrananların umudu oluyor. En büyük umut, geçen hafta, “balyoz” üreticilerin kafasına indirilen “Balyoz kararı” oldu.
Devamı gelir mi?)
*****
Bekleyen derviş, muradına ermiş!..
Öyle derler, biz de öyle diyoruz ya, ama “bekleyen dervişler”den hangisi “muradına ermiş” olacak?
Bir yanda, “yeniden” ve “adil” yargılanma yolu açılsın diye bekleyenler, öte yandan “Hüküm verildi, polisi molisi, savcısı mavcısı, yargıcı margıcı... o kadar zaman harcadı, çabalar boşa mı gitsin?” diyenler...
“Ankara’da hâkimler var” diyenlerden, bakalım, gülen kim/ler olacak.
Kulaklar, Ankara’dan gelecek “o haber”e kilitlendi. Geçen haftaki umudun devamı gelir mi bir umut/ kaygı aşılar mı, onu “Bekleyip göreceğiz”e bağlamak daha uygun.
Son söz:
“Ankara’da hâkimler var” umuduyla yarınlar renklenir mi yine?
NOT: Yazıyı yayıma vermek üzereyken İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nden beklenen haber geldi. Mahkeme, "futbolda şike" davasında Aziz Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu sanıkların "yeniden yargılanma"sı ve "infazın durdurulması" talebini kabul etti.