​ Babil Kulesi’nin 4500 Yıllık Mesajı / Efsaneler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '17

 
Kategori
Efsaneler
 

Babil Kulesi’nin 4500 Yıllık Mesajı

Babil Kulesi’nin 4500 Yıllık Mesajı
 

Babil Kulesi


Tüm tarih boyunca insanlığın kurduğu en güzel şehirlerden birisine ev sahipliği yapan Babil, insanlık tarihindeki en gizemli hikayelerden birine de ev sahipliği yapar. Akad dilince “Tanrıların Kapısı” anlamına gelen Babil isminin binlerce yıl boyunca hakkını vererek doğu ve batı kültürlerinin kaynaşma mekanı olmuş. Ta ki, Cengiz Han’ın torunu tarafından yakılıp yıkılana dek. Maalesef Babil, o yıkımdan sonra tüm görkemini ve ihtişamını kaybetmiş.

Babil Kulesi Semavi Dinler’den de öncesine ait bir hikaye. Hikayeye göre, Büyük Tufanı takip eden dönemde insanlık tekrar medeniyeti tesis etmiş, tek bir dili konuşmaktadır.  Gelin hikayenin gerisini Tevrat’ın Yaradılış bölümünden dinleyelim..

“Doğudan göçtükleri zaman Sinear Diyarında bir ova buldular, orada oturdular. Birbirlerine “gelin kerpiç yapalım ve onları pişirelim” dediler. Onların taş yerine kerpiçleri, har yerine ziftleri vardı. “Yeryüzünde dağılmayalım diye kendimize bir şehir, başı göğe erecek bir kule yapalım” dediler.

Ve Ademoğulları’nın yapmakta olduğu şehri ve kuleyi görmek için Rab indi. Onlar bir kavim, hepsinin tek bir dili var. “Gelin inelim, birbirlerini anlamasınlar diye dillerini birbirlerine karıştıralım dediler. Rab onları oradan dağıttı, onlar şehri inşa etmeyi bıraktılar. Bundan dolayı onun adına Babil dendi.”

Tevrat’ta ismi geçen Babil, ilginçtir ki İbranice’de karmaşa ya da karışıklık anlamına gelmekte.

Hikaye Kur’an-ı Kerim’de de geçmekle birlikte biraz farklı bir anlatıma sahiptir. Öncelikle Babil’de değil Mısır’da geçer. Hz.Musa da hikayenin bir parçasıdır bu sefer. Mısır Firavunu Haman’a, Musa’ın Tanrısına çıkıp bakmak için bir kule inşa etmesini emreder. Mü’min suresinde şöyle anlatılır…

“Firavun dedi ki: “Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara, göklerin yolarına erişirim de Musa’nın ilahını görürüm.” (M’min 36-37)

Dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve Babil'in Asma Bahçeleri içinde bulunan Babil Kulesi, Tanrı Marduk adına yapılmıştı. 90 metre genişlikte ve 90 metre yüksekliğe sahip 7 katlı bir bina idi. 7 katın her biri Tanrı Marduk’a ulaşmanın yollarını temsil ediyordu. Tarihin sonraki dönemlerinde Babil'i işgal eden Tikulti-Ninurta, Sargon, Sanherip ve Asurbanipal kuleyi yıkmışlar. Babil Kralları Nabopollasor ve Nabukadnasor ise yeniden yaparlar. Ancak M.Ö. 479'da Babil'i işgal eden Pers kralı Xerxes kuleyi yıktıktan sonra tekrar onaran olmaz. Yalnız, Büyük İskender Babil'e geldiğinde harap haldeki kuleye hayran kalır ve onu eski haline getirmeye karar verir. Bu sebeple 10.000 kişiyi iki ay boyunca çalıştırarak molozları temizletir. Fakat İskender ölünce kulenin onarımından vazgeçilir.

Hikayenin versiyonu ne olursa olsun özetle Nuh'un oğulları Büyük Tufan'dan sonra yerleştikleri Sinar (Sümer)'da, bir şehir kurarlar ve göklere yükselen bir kule yaparak Tanrı’ya ulaşmak isterler. Efsaneye göre tanrı kendisine ulaşmaya çalışan insanların kendini beğenmişliğine kızar ve o zamana kadar aynı dili konuşmakta olan insanların dillerini karıştırarak birbirlerini anlamalarını engeller. Dilleri karıştırarak artık birbirlerini anlamaz hale gelen insanlar, dünyanın dört bir yanına dağılırlar.

Bu hikayede insanların doğudan göç ettiklerini düşünce ister istemez Kuzey Hindistan’a zamanında göç eden Aryanların bir kolunun da Sümer diyarına göç edip etmediğini sormadan edemiyorum.

Bu sorumu bir başka soru daha izliyor. Bizler de artık göklere uzanan Babil Kulesi’nden çok daha uzun gökdelenleri teknolojimiz sayesinde inşa edebiliyoruz. Ancak kendimizi aşıp kadim Babil’de yaşayanlardan daha üst bilince sahip olabildik mi?

En son Dubai’de yapılan gökdelen kulesi dahil 800m yüksekliği ile sanki Firavun’un Haman’a verdiği emrin binlerce yıl sonra icra edildiğini teyit eder gibi bulutlara yükselmekte.

Şanslıyız ki, efsanelerdeki Tanrı inip inşa ettiklerimizi yıkmadı. Ancak bizler eğer bu hızla devam edersek bize ev sahipliği yapmakta olan bu güzel dünyaya zarar verip doğal felaketleri tetikleyebiliriz. Ya da kıt kaynaklara sahip olma kavgası ile birbirimizle savaşmaya devam edip zengin ile fakir arasındaki uçurumu körükleyerek birlik ve beraberlikten uzaklaşabiliriz. Bu da Sümer diyarında başlayan ayrılığın zihnen ve ruhen de tüm dünyaya yayılarak daha büyük savaşların yaşanmasına yol açabilir. Veyahut ticaret savaşları ekonomik refah dengelerini alt üst ettikçe kıt kaynaklar için mücadeleyi kızıştırıp, fakirleşen gelişmemiş ülkelerde yaşayanların bozuk refah dağılımına isyan etmesine yol açabilir.

50 yıl öncesinin kolonileşme hareketi ekonomik ve ticari kolonileşme ile boyut değiştirerek güçlünün zayıf, zenginin fakiri sömürmesine devam ederse dünyaya negatif düşünce tohumları atılması engellenebilir mi? Sanmıyorum…

Babil Kulesi’nden bu yana geçen 4500 yıl içinde insanlık olarak tüm teknolojimize ve artan bilgi birikimimize rağmen hala aynı insanlık bilincindeyiz. Kibir, açgözlülük, bencillik hala hakim. Çünkü mevcut ekonomik ve ticari modeller herkesi kapsamıyor. Çünkü sosyal sistemler modern insanların ihtiyacını karşılamıyor.

Homo Sapiens, yani bilen adam, kendin bilen adama yani Homo Noeticus’a geçmezse, bu sefer Tanrı’nın yeryüzüne inmesine gerek bırakmadan bizler kendi kendimizi yok edebiliriz.

Kuantum Rönesansı sonrası makro ve mikro kozmosun fizik yasalarını tek bir formülde açıklamaya çalışan Her Şeyin Teorisi’nde dünyanın önde gelen bilim insanlarından Michio Kaku, artık evrende uzaylıların olduğunu kabul ettiklerini ve 3 tip medeniyet olduğunu düşündüklerini söylüyor. Bu konu ayrı bir yazı konusu olduğu için detaya girmiyorum. Ancak Tip 1 uygarlık kendi gezegeninin kaynaklarını yok etmeden kullanarak güneş sistemine açılan bir medeniyet. Bizler ise henüz Tip SIFIR’ız. Ve Tip 1’e geçmeye 100 yılımız olduğunu söylüyor Michio Kaku. Tabii ki kendi kendimizi yok etmezsek.

Dilerim 4500 yıl öncesinin Babil Kulesi’nin mesajını alır ve kibri, açgözlülüğü, benciliği bırakarak BEN’den BİZ’e geçer ve kendimizi bilerek evrensel yolculuğumuza adım atabiliriz. İşte o zaman tüm farklar ve farklılıkların olduğu gibi kabul gördüğü, sevgi ve barışın hakim olduğu bir dünya inşa edebiliriz. İşte o zaman Allah bizlerin kalplerine ilahi sevgisini nakşederek bizlerin kalplerini Kabe’ye çevirir. İşte o zaman dünya bizlere cennet olur.

Sevgiler,

Kenan

 

NOT: Bu yazımı beğendiyseniz bu sayfanın altındaki ÖNERİLERİNE EKLE’ye basarak ya sosyal medyada paylaşarak daha fazla insana ulaşmasına yardımcı olabilirsiniz.

 

https://twitter.com/Naacel

https://www.facebook.com/public/Kenan-Kolday

https://instagram.com/naacel/

http://naacel.blogspot.co.uk/

http://www.felsefetasi.org/author/kenan-kolday

  

 
Toplam blog
: 245
: 1347
Kayıt tarihi
: 29.10.12
 
 

Çocukluğumdan beri kendimden büyük bir şeyleri arayıp durdum. Ve 1999 yılında yaşadığım şoklar il..