- Kategori
- Edebiyat
Bağdat aşıkları

Binbir Gece masallarının nerede geçtiğini bilir misiniz? Hani her Salı akşamı ekran başına dikilip, gözümüzü kırpmadan seyrettiğimiz dizinin, biraz drama biraz aşk kokan, bir gece için yüzbinlerce amerikan dolarlarının yataklarda saçıldığı, ertesi gün dedikodusunu yaptığımız, “sen olsan yatar mıydın,” diye geyik muhabbetlerine konu yaptığımız, o güzel hikayenin nerede geçtiğini kaçınız bilirsiniz?.
Aslı nedir hikayenin?..
Fars kralı Şehriyar bütün kadınların sadakatsiz ve nankör olduğuna inanır, hiçbir kadını sevmez.Ona göre tüm kadınlar gündelik ilişkilerin bir parçasıdır.
Daha sonra vezirinden her gece için kendisine bir kadın bulmasını söyler. Ve o her geceden sonra, sabahın ilk ışıklarında o kadınlar birer birer idam sehpasına çıkarlar, tıpkı Saddam’ın çıktığı gibi.
Vezirin akıllı kızı Şehrazat, Şehriyar’ın bu zalimce davranışı karşısında ona bir plan kurar. Ve Şehriyar’ın o gece ki, karısı olmaya karar verir.
Evlendikleri gece ona bir masal anlatmaya başlar, şafak vakti geldiğinde ise hikaye yarım kalmıştır, devamını merak eden Şehriyar, Şehrazat’ın yaşamasına müsaade eder, ertesi gün hikaye kaldığı yerden devam eder, şafak vakti ise yine hikaye yarım kalmıştır..
Hikaye sona geldiğinde ise Şehrazat’ın üç erkek çocuğu dünyaya gelmiş, Şehriyar’ın kadınlar hakkındaki düşünceleri değişmiştir.
Mutlu bir hikaye olur sonunda.
Bir Bağdat Aşığı daha size,
Leyla ile Mecnun.
Onların ki, delicesine bir sevda, ölesiye bir aşk.
Amca çocuğudur her ikisi de, Mecnun’un Leyla için yazdığı şiirler dillerde dolaşır, Leyla’nın babası, kızının isminin dillerde dolaşmasını hazmedemez, Leyla’yı başka biri ile evlendirir, Mecnun çöllere düşer, deli diye anılır, Ayrılık hasretine dayanamayan Leyla kahrından ölür, bunu duyan Mecnun, Leyla’nın mezarı başında can verir.
Onların aşkı biraz daha kutsaldır, Binbir Gece masalına nispet.
Birgün Mecnun kendinden geçmiş bir vaziyette, çölde namaz kılan bir dervişin önünden geçer, derviş hiddetlenir, “ Namaz kılan birinin önünden geçilir mi?” Mecnun cevap verir, Ben aşkımdan öyle hale geldim ki, senin namaz kıldığını görmedim, sen nasıl bir aşkla namaz kılarsın ki, benim senin önünden geçtiğimi görürsün?
Bir Bağdat Aşkı daha.
Abd al-Majid le George. İsmi her ne kadar size yabancı gelse de, sonu kan ve vahşetle biten bir aşkın hikayesini oynadılar . Ne tarih yazdı böyle bir aşkı, ne masallarda dinledik.
George batı terbiyesi ile eğitim almış, saraylarda büyümüş, babası gibi acımasız ve zalim bir prensesti. Abd al-Majid ise George’nin babasının silahtarlığını yapmış, onun için gözünü kırpmadan halkını bir savaşa sürüklemiş, karayağız bir o kadar da zengin bir delikanlıydı. George bir zaman sonra gönlünü bu prense kaptırdı. Aralarında bitmez bir sevdanın külleri ateşlendi.Aşkları doruğa tırmandı. Binlerce insan feda edildi bu sevdanın uğruna. Bir zaman sonra sevda yerini nefrete bıraktı. Hemen herkes, George’nin Abd al-Majid’in zulmüne dayanamayarak onu öldürttüğüne inandı.
George’nin askerleri, bir gecede darağacına çıkardılar onu. Yağlı ilmeği boynuna geçirdiler.
Bu aşkta öylece bitti.
Kim sizce Bağdat aşıkları?
Aşkı destanlara yazılan Leyla ile Mecnun mu, yoksa Binbir Gece masallarının gizemli ve sevdalı kızı Şehrazat la, bütün kadınların sadakatsiz ve nankör olduğunu sanan ve hepsinden intikam almaya yeminli bir Şehriyar’mı?
Ölesiye bir sevdaya tutulmuş bu aşıklar mı gerçekten Bağdat’ın aşıkları.
Yoksa Azrail’le yüzyüze gelip boynuna ilmek geçirilirken fütursuzca meydan okuyan Abd al-Majid’mi?
Yada Bağdat halkına insanca yaşamayı müjdeleyen, bahşeden(!) George’mu sizce Bağdat’ın aşığı.
Siz karar verin….