- Kategori
- Siyaset
Bağımsız aday çokluğu kültürel değişimin ve parti içi demokratikleşmenin habercisi mi?
Ülkemizde bir partiye girerek onun demokratikleştirilmesi yolunda çaba sarf etmek ve sonuç elde etmek, bağımsız aday olarak seçimlere katılıp sonuç elde etmekten en azından 40 kat daha zor görünüyor. Fakat bu zorluk ondan vazgeçilmesi anlamına da gelmemelidir. Elbette o da denenmeli ve zorlanmalıdır. Ancak bir partinin demokratikleşmesini gerçekleştirmek, bir toplumun demokratikleştirilmesini gerçekleştirmekle eş zorluktadır ve “özünde kültürel bir sorundur”.
Partilerin demokratikleştirilmesini gerçekleştirmek için çaba harcayanların çok kısa bir zamanda partinin kapısı önüne konulduğunu yakın geçmişimizde ve çok sıkça gördük. Ne yazık ki, çoğunluğu temsil eden partilerimizde halen biat esası geçerlidir. Liderin görüşlerine karşı koymak bir yana nüans farkı içeren bir görüş belirtmek itaatsizlik olarak kabul edilmektedir. Ancak biat esası sadece partilerimizi değil toplum olarak hepimizi sarıp sarmalamış ve hatta ritüele dönüşmüştür. Öyle ki babamıza, kocamıza, büyüğümüze, her türlü yetki sahibi olana, ekonomik gücü elinde bulundurana, haklı bir işimizi yaptırmak için muhatap olduğumuz kişilere ve sair kişilere devamlı biat etmek durumundayız. Bu kadar kişiye biat eden kişi de kendisine biat etmesi gereken kişileri oluşturmaktadır. Örneğin, haklı ve yasal bir talebinizi yaptırmak isterken başınız dik olarak bu işin yapılmasını istemeniz çoğunlukla o işin yapılmaması gibi bir sonuç doğurabilir. Nedeni ise başınızı dik tutmanızın biat etmiyor (onun otoritesini tanımıyor) olarak algılanmasıdır. Özetle, bu esas bizde değil karşı görüş açıklamayı, susmayı ve hatta onaylamayı gerektirmektedir.
Güçler ayrılığı anlayışı Montesquieu’ dan bu güne oldukça gelişmiş olmasına rağmen (-ki bu gelişme kültür odaklıdır) bizde biat esasına uygun olarak şekillenmiştir. Çoğunlukla parti liderlerine kayıtsız ve şartsız biat eden adaylar arasından Yasama organını oluşturuyoruz ve bu Yasama organı içersindeki yine “çoğunlukla” en güçlü partiden yürütme organını oluşturmasını istiyoruz. Ayrıca disiplinli parti kuralını seçmişiz! Bu sistem içersindeki yasama ve yürütme güçlerinin ayrıldığından ne ölçüde söz edebiliriz? Yürütmeyi denetleyecek olan Yasama nerede?
Peki bu olumsuzluk nasıl aşılabilir? Biat esasının neredeyse ritüele dönüştüğü toplumlarda parti içi demokratikleşmeye gidecek yolun da bu ve buna benzer “toplumsal davranışları değiştirmekten” geçmesi gerektiğini düşünmekteyim. Yani toplum kendisini değiştirmedikçe partilerin kendisini değiştirmesini beklemek hatalı ve hatta saflık olur diye düşünmekteyim. Toplum, biat esasının bilimsel bir yol olmadığını görmedikçe ve gördükten sonra değişimi dayatmadıkça partiler de bunu görmeyecektir. Fakat bu noktada iyimser olduğumu söyleyebilirim. Toplumumuzun bu konuda yavaş yavaş değişmekte olduğunu düşünmekteyim. Ancak her türlü sosyal olayda olduğu gibi kurum ve kuruluşların (partiler dahil), toplumun gerisinde kalacağını ve özellikle sistemden beslenenlerin sistemi değiştirmemek için direneceklerini de biliyor ve düşünüyorum. Başka bir anlatımla partilerimiz, toplumdaki bu değişmenin çok gerisinde kalacak hatta benliği tatmin eden biat esasından vazgeçmemek için çok direneceklerdir. Acaba bağımsız adayların çokluğu biat esasını yıkmak isteğinin, kültürel değişimin ve parti içi demokratikleşmenin habercisi mi?
Hoşçakalın.